paylaşmak

listen to the pronunciation of paylaşmak
التركية - الإنجليزية
share

Do you want to share my dessert with me? - Tatlımı benimle paylaşmak ister misin?

For the time being, I must share this room with my friend. - Şimdilik, bu odayı arkadaşım ile paylaşmak zorundayım.

to share

You have to share the cake equally. - Pastayı eşit olarak paylaşmak zorundasın.

He had to share the hotel room with a stranger. - Bir yabancı ile otel odasını paylaşmak zorunda kaldı.

divide
participate of
divvy up
double up on
cast in
split
go shares
double up
go snacks
whack up
partake
share out
divvy
pass

Fadil was making an effort to share Layla's passions. - Fadıl, Leyla'nın tutkularını paylaşmak için çaba harcıyordu.

pool
whack
başrolü paylaşmak
co-star
paylaşma
communion
paylaşma
share

Not all Americans shared Wilson's opinion. - Bütün Amerikalılar Wilson'un görüşünü paylaşmadı.

You have to share the cake equally. - Pastayı eşit olarak paylaşmak zorundasın.

paylaşma
division
paylaşma
(Ticaret) partition
paylaş
{f} share

Eleanor though the daughter of a king and brought up in the greatest luxury determined to share misfortune with her husband. - Bir kralın kızı olarak düşünülen ve büyük lüks içinde yetiştirilen Eleanor kocasıyla bu tersliği paylaşmaya karar verdi.

Personal life of Larry Ewing was shared in a website. - Bir web sayfasında, Larry Ewing'in özel hayatı paylaşıldı.

paylaş
{f} sharing

Two male school pupils sharing an umbrella? That's quite a queer situation. - Bir şemsiyeyi paylaşan iki erkek okul öğrencisi? Bu oldukça nonoş bir durum.

I'm sharing my flat with my brother. - Apartman dairemi erkek kardeşimle paylaşıyorum.

paylaş
divvy up
paylaş
{f} shared

She shared her piece of cake with me. - O, kek parçasını benimle paylaştı.

Tom, Mary and John shared the cost of the party. - Tom, Mary ve John Partinin maliyetini paylaştılar.

paylaşma
{i} sharing

I don't mind sharing a room with Tom. - Tom'la bir odayı paylaşmayı umursamıyorum.

I don't mind sharing the room with him. - Odayı onuna paylaşmanın benim için sakıncası yok.

acısını paylaşmak
to commiserate (with sb)
acısını paylaşmak
condole
aynı evi paylaşmak
room together
aynı odayı paylaşmak
chum up with
derdini paylaşmak
to commiserate (with sb) (on/over sth)
duygularını paylaşmak
feel with smb
duygularını paylaşmak
go out to
duygularını paylaşmak
feel for smb
hayatını paylaşmak
consort
işleri paylaşmak
muck in
kederini paylaşmak
commiserate
kozlarını paylaşmak
to square accounts (with)
kozunu paylaşmak
to settle accounts with
kozunu paylaşmak
(forcibly) to settle accounts with (someone)
kârı paylaşmak
cut the melon
paylaşma
sharing (something)
yükü paylaşmak
(Hukuk) burden sharing
التركية - التركية
Katılmak
Aralarında bölüşmek, pay etmek, üleşmek: "Biz de bu yayınları onlarla paylaşmayı kabul ettik."- H. Taner
Aralarında bölüşmek, pay etmek, üleşmek
karı paylaşmak
kazanılan net parayı aranızda bölüşmek
paylaşma
Paylaşmak işi
paylaşmak
المفضلات