Eve bir göz atmak için gideceğim.
- I will go and take a look at the house.
Buna bir göz atmak ister misin?
- Would you like to take a look at it?
Karlarla örtülü şu dağa bak.
- Look at that mountain which is covered with snow.
Bu resme her bakışımda, babamı hatırlarım.
- Every time I look at this picture, I think of my father.
Sabah güneşi bakmak için çok parlak.
- The morning sun is too bright to look at.
İnsanlar diğerlerine ön yargı ile bakmak eğilimindedir.
- People tend to look at others with bias.
Bu şarkı o kadar acıklı ki gözlerimi yaşarttı.
- This song is so moving that it brings tears to my eyes.
Annem gözlerinde yaşlarla bana baktı.
- Mother looked at me with tears in her eyes.
Tom'un gözlerinde terör bakışını gördüm.
- I saw the look of terror in Tom's eyes.
Baştan çıkarıcı bakışların var.
- You have bedroom eyes.
O Pablo ile evleneceğini açıkça ilan ettiğinde, neredeyse büyük annesine kalp krizi geçirtecekti , halasının gözlerini yuvasından fırlattıracaktı fakat küçük kız kardeşi gururla baktı.
- When he openly declared he would marry Pablo, he almost gave his grandmother a heart attack and made his aunt's eyes burst out of their sockets; however, his little sister beamed with pride.
Sakin olmak için gözlerimi kapattım.
- I closed my eyes to calm down.
Tom'un delikli bir kaşı var.
- Tom has a pierced eyebrow.
Onun gözü şişmişti ve burnu kanıyordu.
- His eye was swollen and his nose was bleeding.
Benim kötü görüşüm var.
- I have poor eyesight.
Ben normal görüşe sahibim.
- I have normal eyesight.
Try to look at it from Tom's point of view.
- Try to look at it from Tom's point of view.
... So you can look at it two ways. ...
... best sellers, category browsing, et cetera. Why don't we go ahead and look at something ...