korkunç

listen to the pronunciation of korkunç
التركية - الإنجليزية
formidable

Formidable looking spiders do not attack people. - Korkunç görünen örümcekler insanlara saldırmazlar.

scary

She is scary-looking with all that makeup. - O, tüm o makyajıyla korkunç görünüyor.

Some comments are scary. - Bazı yorumlar korkunç.

awesome

What an awesome deal! - Ne korkunç bir anlaşma!

That really sounds quite awesome. - Bu gerçekten oldukça korkunç görünüyor.

terrifying

Never have I read so terrifying a novel as this. - Asla bunun gibi korkunç bir roman okumadım.

At that time, I used to have terrifying hallucinations. - O zaman, ben korkunç halüsinasyonlar görürdüm.

fearful

The fearful noise astonished anyone coming for the first time. - Korkunç gürültü ilk defa gelen birini şaşırttı.

This club is fearfully dull. The dance floor is empty and the smoking patio is packed. - Bu kulüp korkunç şekilde sıkıcıdır. Dans alanı boş ve sigara içme verandası tıka basa doludur.

terrible

Dozens of people were injured in the terrible accident. - Korkunç kazada düzinelerle insan yaralandı.

This is really terrible. - Bu gerçekten korkunç.

frightening
grim

Tom's prognosis was grim. - Tom'un prognozu korkunçtu.

The firemen's face was grim when he came out of the burning house. - Yanan evden dışarı çıktığı zaman itfaiyecinin yüzü korkunçtu.

awful

That was an awful day. - O, korkunç bir gündü.

Why are you so awful? - Niçin o kadar korkunçsun?

cruel

What you did to Tom was cruel. - Tom'a yaptığın korkunçtu.

direful
horrific

Fadil became addicted to that horrific behavior. - Fadıl o korkunç davranışa bağımlı hale geldi.

Fadil got involved in this horrific crime. - Fadıl bu korkunç suça karıştı.

grisly

The murder scene was a grisly sight. - Cinayet yeri korkunç bir manzaraydı.

vicious
desperateness
horrendous

A horrendous situation developed. We hope the government can find a satisfactory solution. - Korkunç bir durum gelişti. Hükümetin tatmin edici bir çözüm bulabileceğini umuyoruz.

It was a horrendous experience. - O korkunç bir deneyimdi.

horrid

Sami described a horrid scene. - Sami, korkunç bir sahne tarif etti.

sickening
gastly
superb
unspeakable
hair-raising
unearthly
egregious
dreadfull

It will be dreadfully hot. - Korkunç sıcak olacak.

Tom is dreadfully wrong. - Tom korkunç bir şekilde hatalı.

damn
hellish

Life is more hellish than hell itself. - Yaşam cehennemin kendisinden daha korkunç.

tragic

Sami died in a terrible tragic way. - Sami korkunç trajik bir şekilde öldü.

haircurling
hair-raiser
minacious
tragical
bloodcurdling
outrageous
giant
horrifying

That's a horrifying thought. - O korkunç bir düşünce.

It is horrifying that we have to fight our own government to save the environment. - Çevreyi korumak için kendi hükümetimizle dövüşmek zorunda olmamız korkunç.

horrible

I just wish we could leave this horrible place. - Keşke bu korkunç yerden gidebilsem.

The enemy committed a horrible manslaughter in the city. - Düşman, şehirde korkunç bir katliam yaptı.

terribly

Serbian trains are terribly slow. - Sırp trenleri korkunç bir şekilde yavaş...

He is terribly jealous. - Korkunç derecede kıskançtır.

hideous

The police haven't yet caught the person who committed this hideous crime. - Polis henüz bu korkunç suçu işlemiş kişiyi yakalamış değil.

A hideous monster used to live there. - Orada korkunç bir canavar yaşardı.

very

The world outside is very scary. - Dünyanın dışı çok korkunçtur.

The situation became very dire. - Durum çok korkunç oldu.

grewsome
shocking

Uncover the horrific truth of this shocking story. - Bu şok edici hikayenin korkunç gerçeğini ortaya çıkarın.

fell
dreadful

My little brother says that he had a dreadful dream last night. - Küçük erkek kardeşim dün gece korkunç bir rüya gördüğünü söylüyor.

It will be dreadfully hot. - Korkunç sıcak olacak.

fearsome
frightful

This morning the weather is frightful. - Bu sabah hava korkunç.

It was frightful when my car skidded on the ice. - Arabam buz üzerinde savrulduğunda, korkunçtu.

dire

A dire tragedy has befallen me. - Başıma korkunç bir trajedi geldi.

It was a dire situation. - O korkunç bir durumdu.

slang very, terrifically, awfully, frightfully
terrible, dreadful, horrible, horrific, horrifying, horrendous; terrific, superb; terribly, very
desperate

Desperate men often do desperate things. - Umutsuz insanlar çoğu kez korkunç şeyler yaparlar.

terrific, frightful, extreme, tremendous
appalling

He says appalling things. - O, korkunç şeyler söylüyor.

Sami didn't deserve to die in this appalling way. - Sami bu kadar korkunç şekilde ölmeyi hak etmedi.

ghoulish
eldritch
ghastly

That clothing store was ghastly. - O giyim mağazası korkunçtu.

disastrous
gory
gruesome

Layla and Sami were a very gruesome couple of killers. - Leyla ve Sami çok korkunç bir katil çiftiydi.

terrible, terrifying; dreadful, awful
disgusting
dreaded
{s} monstrous

Murder is a monstrous act. - Cinayet korkunç bir eylem.

scare
giantlike
lurid

Day after day the tabloids titillated the public with lurid details about the president's marital infidelity. - Günbe gün gazeteler Başkanın evliliğine sadakatsizliği hakkında korkunç detaylarla halkın içini gıcıkladılar.

spooky
macabre

He enjoys engaging in macabre activities such as dissecting animal corpses and stalking people on the street at night. - O, hayvan cesetlerini parçalayarak incelemek ve geceleri sokaklarda insanları gizlice takip etmek gibi korkunç aktivitelerle uğraşmaktan hoşlanır.

awed
redoubted
revolting
korkunç bir biçimde
hideously
korkunç bir halde
minaciously
korkunç bir şekilde
horridly
korkunç bir şekilde
appallingly
korkunç bir şekilde
horribly

Everything went horribly wrong. - Her şey korkunç bir şekilde yanlış gitti.

korkunç bir şekilde
terribly

Serbian trains are terribly slow. - Sırp trenleri korkunç bir şekilde yavaş...

I was terribly frightened. - Korkunç bir şekilde korktum.

korkunç bir şekilde
direly
korkunç derecede büyük
monstrous
korkunç derecede kötü
monstrous
korkunç kimse
ogre
korkunç son
doom
korkunç şekilde
awesomely
korkunç hayal
scary dreams
korkunç oranda
at an incredible rate
korkunç ayı
grizzly bear
korkunç bir hata
an egregious mistake
korkunç bir şekilde
frightfully
korkunç biçimde
hopelessly
korkunç görünmek
look grim
korkunç gürültü çıkarmak
(deyim) hammer at
korkunç ihtiyacı olmak
be in dire need of
korkunç ihtiyacı olmak
be desperate for
korkunç ihtiyacı olmak
be desperate to get
korkunç ihtiyacı olmak
be in direful need of
korkunç kimse
holy terror
korkunç kin duymak
(deyim) hate someone's guts
korkunç oranda
at a fearful rate
korkunç tip
fright
korkunç yalanlar söylemek
lie in one's teeth
korkunç yaratık
bogy
korkunç şeyleri alaya alan mizah
gallows humor
çok korkunç
monstrous
korkunç şekilde
frightfully
heybetli. korkunç. azametli
imposing. horrible. ostentatious
daha korkunç olanı
direr
en korkunç halinizle gelin
(Bilgisayar) come spooky
en korkunç olanı
direst
hayal ürünü korkunç yaratık
chimera
hayal ürünü korkunç yaratık
chimaera
o çok korkunç
That's awful
çirkin ve korkunç kadın
gorgon
التركية - التركية
Çok aşırı, pek çok, güçlü, şiddetli
Çok korkulu, korku veren, dehşete düşüren, müthiş: "Bizi buraya getiren arabacı yolda birtakım korkunç şeyler söyledi."- H. R. Gürpınar
Herhangi bir özelliğiyle şaşkınlık veren. Çok aşırı, pek çok, güçlü, şiddetli: "Kendini korkunç bir pehlivan sanırmış ki, adını Çelikkol koymuş."- M. Ş. Esendal
Çok korkulu, korku veren, dehşete düşüren, müthiş
şaşkınlık veren
(Hukuk) AHŞA
hail
korkunç
المفضلات