This sure tastes good!
- Gerçekten güzel bir tadı var.
It smelled really good.
- Gerçekten güzel koktu.
What a lovely surprise!
- Ne güzel bir sürpriz!
Whenever we have such lovely rain, I recall the two of us, several years ago.
- Her nezaman böyle güzel bir yağmurumuz olsa, ben yıllar öncesini, ikimizi hatırlıyorum.
It was a pleasant day, but there were few people in the park.
- Güzel bir gündü ama parkta çok az kişi vardı.
Today was a pleasant day.
- Bugün güzel bir gündü.
I found at my elbow a pretty girl.
- Yanı başımda güzel bir kız buldum.
Trang is as pretty as Dorenda.
- Trang Dorenda kadar güzeldir.
The style is nice, but do you have it in a different color?
- Tarz güzel, ama farklı bir renginiz var mı?
I hope it will be nice.
- Havanın güzel olacağını umuyorum.
She is very beautiful, and what is more, very wise.
- O çok güzeldir, daha neyse çok akıllıcadır.
I am more beautiful than you.
- Ben senden daha güzelim.
She's smarter than Mary, but not as beautiful.
- O, Mary'den daha akıllı fakat onun kadar güzel değil.
Mary is not only beautiful, she's smart, too.
- Mary sadece güzel değil, o akıllı da.
Japan is famous for her scenic beauty.
- Japonya manzara güzelliğiyle ünlüdür.
Words cannot express the beauty of the scene.
- Kelimeler manzaranın güzelliğini ifade edemez.
It is likely to be fine tomorrow.
- Yarın hava muhtemelen güzel olacak.
His speech contained many fine phrases.
- Konuşması birçok güzel cümle içeriyordu.
Effort produces fine results.
- Çaba güzel sonuçlar üretir.
The handsome prince fell in love with a very beautiful princess.
- Yakışıklı prens çok güzel bir prensese aşık oldu.
He had handsome dark eyes with long lashes.
- Onun uzun kirpikli güzel koyu gözleri vardı.
The actress was dressed beautifully.
- Aktris güzel giyinmişti.
She writes beautifully.
- O güzel şekilde yazar.
The beautiful French language is lost.
- Güzel Fransızca lisanı kayboldu.
What should we do to protect the beautiful earth from pollution?
- Güzel dünyayı kirlilikten korumak için ne yapmalıyız?
Tom's creative thinking nicely complemented Mary's organizational talents.
- Tom'un yaratıcı düşüncesi Mary'nin örgütsel yeteneklerini güzelce tamamladı.
Tom is dressed very nicely.
- Tom çok güzel giyinmiş.
Time is a good physician, but a bad cosmetician.
- Zaman iyi bir hekim ama kötü bir güzellik uzmanıdır.
One of the nice things about being bald is that you never have a bad hair day.
- Kel olmakla ilgili güzel şeylerden biri, asla kötü bir saçlı bir gününün olmamasıdır.
Jane is fat and rude, and smokes too much. However, Ken thinks she's lovely and charming. That's why they say love is blind.
- Jane şişman ve kaba ve çok sigara içiyor. Fakat, Ken onun güzel ve çekici olduğunu düşünüyor. Aşkın gözü kördür demelerinin nedeni bu.
Fifth Avenue is an elegant street.
- Beşinci sokak güzel bir sokaktır.
The Avenue of the Champs Elysées is very beautiful and very elegant.
- Şanzelize Caddesi çok güzel ve çok şıktır.
The most beautiful flowers have the sharpest thorns.
- En güzel çiçeklerin en keskin dikenleri vardır.
The real definition of science is that it's the study of the beauty of the world.
- Bilimin gerçek tanımı, dünyanın güzelliğini araştırmaktır.
The most beautiful victory is to defeat one's heart.
- En güzel zafer, birinin kalbini kazanmaktır.
She said that she was good-looking.
- O, güzel olduğunu söyledi.
That girl is good-looking.
- O kız güzel görünümlü.
She has beautiful rosy cheeks.
- Onun güzel al yanakları var.
Switzerland is a very beautiful country and well worth visiting.
- İsviçre, çok güzel bir ülkedir ve ziyaret edilmeye değerdir.
Mariko speaks English well.
- Mariko İngilizceyi güzel konuşur.
This woman is very good looking.
- Bu kadın çok güzel görünüyor.
That lady is very good looking.
- O hanım çok güzel gözüküyor.
Mary looked like Belle from the Beauty and the Beast.
- Mary Güzel ve Çirkin'den Belle'ye benziyordu.
Because you're a sweet and lovely girl.
- Çünkü sen tatlı ve güzel bir kızsın.
He whispered sweet nothings into her ear.
- Kulağına güzel ama anlamsız sözler fısıldadı.
After the rain, fair weather.
- Yağmurdan sonra, güzel hava.
Life isn't fair, but it's still good.
- Yaşam adil değil ama hala güzel.
It is possible to launder language to make it more appealing and uplifting.
- Onu daha güzel ve çekici yapmak için dili aklamak mümkündür.
Some people think I'm eloquent.
- Bazı insanlar güzel konuşan olduğumu düşünürler.
Tom certainly is an eloquent speaker.
- Tom kesinlikle güzel konuşan bir konuşmacı.
Roses have a nice fragrance.
- Güllerin güzel kokusu vardır.
This flower gives off a strong fragrance.
- Bu çiçek güçlü bir güzel koku verir.
The flower planted in our porch is very fragrant.
- Bizim verandada dikili çiçek çok güzel kokulu.
These flowers are not only beautiful but also fragrant.
- Bu çiçekler sadece güzel değil fakat aynı zamanda güzel kokulu da.
Mrs. Smith was a famous beauty.
- Bayan Smith ünlü bir güzel kadındı.
That perfume smells good.
- O parfüm güzel kokuyor.
Their flowers smell sweet.
- Çiçekleri güzel kokuyor.
The flowers in the garden smell sweet.
- Bahçedeki çiçekler güzel kokuyor.
Look at the tall pretty girl standing there.
- Orada duran uzun boylu güzel kıza bak.
Who is the pretty girl sitting beside Jack?
- Jack'in yanında oturan güzel kız kim?
Ukrainian girls are the most beautiful girls in the world.
- Ukraynalı kızlar, dünyanın en güzel kızlarıdır.
The beautiful girl with black hair was in the park.
- Siyah saçlı güzel kız parkta idi.
She is studying fine art at school.
- Okulda güzel sanatlar okuyor.
You don't have to study at a school of fine arts to become an artist.
- Sanatçı olmak için bir güzel sanatlar okulunda okumak zorunda değilsiniz.
The fine arts flourished in Italy in the 15th century.
- Güzel sanatlar on beşinci yüzyılda İtalya'da gelişti.
Where is the Palace of Fine Arts?
- Güzel Sanatlar Sarayı nerede?
He was cut down in his prime.
- O, en güzel zamanında öldürüldü.
Tom is now in his prime.
- Tom şu an en güzel zamanında.
Layla dressed nicely.
- Leyla güzel bir şekilde giyindi.
That's not a very nicely asked question.
- O çok güzel bir şekilde sorulan bir soru değil.
Lee was dressed in his finest clothing.
- Lee en güzel elbisesini giymişti.
This is the finest picture I have ever seen.
- Bu şimdiye kadar gördüğüm en güzel resim.