değer

listen to the pronunciation of değer
التركية - الإنجليزية
value

It is of little value. - O, çok az değerlidir.

Jefferson believed firmly in the value of education. - Jefferson eğitimin değerine kesin olarak inanıyordu.

worth

Switzerland is a very beautiful country and well worth visiting. - İsviçre, çok güzel bir ülkedir ve ziyaret edilmeye değerdir.

That topic is worth discussing. - Bu konu tartışılmaya değer.

price

Stock prices fell quickly. - Hisse senedi değerleri çabucak düştü.

I don't think it's worth the price they're asking. - Bunun onların istedikleri fiyata değer olduğunu sanmıyorum.

rate

The value of the dollar declines as the rate of inflation rises. - Doların değeri enflasyonun yükselme oranında düşer.

How would you rate that? - Bunu nasıl değerlendirirdin?

valuation

Valuation is not always objective. - Değerlendirme her zaman objektif değildir.

specification
merit

To do good to others is a meritorious act; to hurt others is a sin. - Başkalarına iyilik etmek değerli bir harekettir; başkalarını incitmek bir günahtır.

worthwhile

It is worthwhile to read this book. - Bu kitap okumaya değer.

It is worthwhile considering what it is that makes people happy. - İnsanları mutlu eden şeyin ne olduğunu düşünmeye değer.

worth, worthy; value, worth; price; merit, worth
worthiness
merit, worth
dearness
(Matematik) value
person of great merit
worthy of; worth: zahmete değer bir ödül a prize worth struggling for
amount

Your suggestion amounts to an order. - Öneriniz emir değerindedir.

currency

When a currency depreciates, that has an inflationary effect on the economy of the country of the currency. - Bir para birimi değer kaybettiği zaman, bu para ülke ekonomisi üzerinde enflasyonist bir etkiye sahiptir.

In several European countries, the current currency is the euro. Its symbol is €. One euro is worth about two Turkish lira. - Birtakım Avrupa ülkelerinde geçerli para birimi avrodur. Simgesi € şeklindedir. Bir avro yaklaşık iki Türk lirası değerindedir.

worthy of

There was nothing worthy of remark at the fair. - Fuarda dikkate değer bir şey yoktu.

This book is worthy of attention. - Bu kitap dikkate değer.

preciousness
worthy

This book is worthy of attention. - Bu kitap dikkate değer.

His performance was worthy of praise. - Onun gösterisi övgüye değerdi.

costliness
value, worth
(Bilgisayar) values

She values health above wealth. - O sağlığa zenginliğin üzerinde değer verir.

The functions sine and cosine take values between -1 and 1 (-1 and 1 included). - Sinüs ve kosinüs fonksiyonları -1 ve 1 arasında bir değer alır (-1 ve 1 dahil).

precious

Nothing is as precious as love. - Hiçbir şey sevgi kadar değerli değildir.

Water is as precious as air. - Su da hava kadar değerlidir.

estimation
desert

In the desert, water is worth its weight in gold. - Çölde, suyun ağırlığı altın değerindedir.

(Bilgisayar) change to
esteem

He esteems the professor highly. - O, profesöre oldukça değer veriyor.

This is the love that esteems others better than oneself. - Bu başkalarını kendinden daha iyi değer veren sevgidir.

(Ticaret) nominal
moral

Tom has no moral values. - Tom'un ahlaki değerleri yok.

He has no moral values. - O hiçbir ahlaki değere sahip değil.

weight

The dress was worth its weight of gold. - Elbise, ağırlığınca altına değerdi.

In the desert, water is worth its weight in gold. - Çölde, suyun ağırlığı altın değerindedir.

{i} reading

This book is worth reading. - Bu kitap okumaya değer.

I think this book is worth reading. - Sanırım bu kitap okumaya değer.

dignity
goodwill
significance
account

In judging his work, we must take his lack of experience into account. - İşini değerlendirirken, onun deneyim eksikliğini de hesaba katmalıyız.

cost

Is eating organic food worth what it costs? - Organik gıda yemek maliyetine değer mi?

Good words are worth a lot, but cost almost nothing. - İyi sözler çok değerlidir , ama neredeyse hiçbir maliyeti yoktur.

at
figure

Tom figured it was worth a try. - Tom bunun denemeye değer olduğunu düşündü.

meaning

My existence is worthless and meaningless. - Benim varlığım değersiz ve anlamsız.

değer biçmek
assess
değer vermek
value
değer biçmek
appraise
değer biçmek
value
değer biçmek
appreciate
yeterince değer vermemek
underrate
değer biçme
{i} valuation
değer vermek
treasure
değer vermek
cherish

You must cherish your freedoms. - Özgürlüklerine değer vermek zorundasın.

değer biçmek
prize
değer vermek
dignify
değer vermek
appreciate
değer biçme
appraisal
değer biçmek
size up
değer biçmek
rate
değer katmak
enrich
değer kazanma
appreciation
değer süre
(Muzik) value
değer tahmini
appraisal
değer vermek
prize
değer vermek
to esteem, appreciate
değer kazanmak
appreciate
değer tahmini
evaluation
değer kaybetme
depreciation

Does depreciation of the yen give rise to inflation? - Yenin değer kaybetmesi enflasyona neden olur mu?

değer olmak
values to be
değer vermek
Value, esteem, appreciate
değer vermemek
no value
değer yitimi
Loss of value
değer artışı
appreciation
değer azalması
depreciation
değer biçen
evaluative
değer biçen kimse
appraiser
değer biçen kimse
valuator
değer biçen kimse
valuer
değer biçilebilir
assessable
değer biçilebilir
ratable
değer biçilebilirlik
ratability
değer biçilebilirlik
rateability
değer biçilemeyecek kadar küçük
inappreciable
değer biçme
appraisement
değer biçme
evaluation, valuation
değer biçmek
1. to evaluate. 2. to set the price (of)
değer biçmek
put down
değer biçmek
set by
değer biçmek
estimate
değer biçmek
gauge
değer biçmek
evaluate
değer biçmek
to evaluate, to assess, to appraise, to estimate
değer biçmek
judge
değer düşürücü
depreciatory
değer farkı
differential
değer katkı vergisi
Value Added Tax
değer kaybetmek
to depreciate
değer kaybetmek
sag
değer kaybı
waste
değer kazanmak
gain value
değer kuramı
theory of values
değer kâğıtları
securities
değer verilen birinin hamurundaki bozukluk
feet of clay
değer verilmemiş
unvalued
değer vermek
to esteem, to appreciate
değer vermek
esteem
değer yargısı
evaluation apprasial
değer yargısı
value judgment
değer yargısı
standard of judgment, value judgment
değer yargısı
standard of judgment
değer yükseltimi revaluation
(of currency)
değer/etiket
(Bilgisayar) value/label
deneysel değer
experimental value
değişmez değer
invariant
dikkate değer
remarkable

I've seen Tom do some remarkable things. - Tom'un bazı dikkate değer şeyler yaptığını gördüm.

She achieved remarkable results. - O, dikkate değer sonuçlar elde etti.

değer verme
(Bilgisayar,Teknik) assignment
kayda değer
remarkable

He made remarkable progress in English. - İngilizcede kayda değer bir gelişme yaptı.

She has recently made remarkable progress in English. - O son günlerde İngilizcede kayda değer ilerleme yaptı.

ahlâki değer
ethos
değer biç
{f} value

The diamond was valued at 5,000 dollars. - Elmasa 5,000 dolar değer biçildi.

değer vermek
have a high opinion of
dikkate değer
notable

Chemistry has made notable progress in recent years. - Kimya bilimi son zamanlarda dikkate değer bir gelişim gösterdi.

ekonomik değer
(Ticaret) value
fazla değer vermek
over estimate
ikili değer
(Bilgisayar) binary
nominal değer
denomination
resmedilmeye değer
picturesque

The landscapes of Provence are very picturesque. - Provence manzaraları resmedilmeye değerdir.

The villages in the Alps are very picturesque. - Alplerdeki köyler resmedilmeye değerdir.

en yüksek değer
optimum
aktif değer
(Ticaret) asset value
artık değer
(Ticaret) residual value
artık değer
(Ticaret) residual
artık değer
(Askeri) excess capacity
beklenen parasal değer
(Ticaret) expected monetary value
beyan edilen değer
(Ticaret) declared value
birim değer
(Ticaret) unit value
cari değer
(Ticaret) present value
değer biçme
estimate
değer biçme
vigour
değer biçme
measuring
değer biçmek
(Ticaret) appreciation
değer vermek
assign
değer  biçerek
appreciably
dip değer
(Matematik) trough value
eigen değer
(Matematik) eigen value
emek-değer kuramı
labour theory of value
emek-değer teorisi
(Ticaret) labor theory of value
etkin değer
root mean square value
etkin değer
(Bilgisayar) root mean
etkin değer
(Bilgisayar) root-mean
etkin değer
rms value
fiili değer
(Ticaret) actual value
gelecek değer
future value
geçerli değer
(Bilgisayar) current value
hedef değer
(Ticaret) target value
ideal değer
ideal value
ikili değer
(Bilgisayar) binary value
ilk değer
(Bilgisayar) first value
likit değer
(Ticaret) quick asset
makul değer
(Ticaret) fair value
menkul değer
(Ticaret) stock
nominal değer
(Ticaret) face par
nominal değer
(Teknik,Ticaret) par
nominal değer
(Ticaret) face amount
nominal değer üzerinden
(Ticaret) at par
sabit değer
constant value
sınır değer
extreme value
tahmini değer
(Ticaret) expected value
tahmini değer
(Kanun,Sigorta,Teknik) estimated value
tahmini değer
(Ticaret) appraised value
tavan değer
(Politika, Siyaset) ceiling
tepe değer
mode
toplumsal değer
social value
değer
extreme value
yeni değer
(Bilgisayar) change to
yeni değer
(Bilgisayar) new value
yeni değer
(Bilgisayar) as
yeni değer
(Bilgisayar) with
yeni değer
(Bilgisayar) replace with
öz değer
eigenvalue
değer biç
appraise

Tom had the painting appraised by an expert before he bought it. - Tom onu almadan önce bir ressam tarafından tabloya bir değer biçtirdi.

değer biç
{f} appraised

Tom had the painting appraised by an expert before he bought it. - Tom onu almadan önce bir ressam tarafından tabloya bir değer biçtirdi.

değer biç
assess
değer biç
{f} rate
değer biçme
evaluation
değer biçmek
bid
değer biçmek
price
damızlık değer
(Hayvan Bilim, Zooloji) Breeding value

Breeding values of animals must be calculated from generation to generation.

değerler
values

In living through these uncertain times, it is necessary to be flexible and not be a captive to traditional values. - Bu belirsiz zamanlarda yaşamada, esnek olmak ve geleneksel değerlere esir olmamak gerekmektedir.

Tom and I don't share the same values. - Tom ve ben aynı değerleri paylaşmayız.

değer biç
valorizate
değer biçme
{i} assessment
değerler
(Hukuk) assets
التركية - التركية
Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet
Kişinin isteyen, ihtiyaç duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey
Yüksek ve yararlı nitelik. Üstün, yararlı nitelikleri olan (kimse): "Bu kız aramaya, düşünmeye değer bir şey değildi."- R. N. Güntekin
Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı
Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, paha
Yüksek ve yararlı nitelik
Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse
value
kıymet
fehamet
değer analizi
Bir ürünün her parçasının veya ekonomik işlemin her basamağının sistemli bir biçimde analiz edilip katma değerinin hesaplanması ve maliyetle ilişkisinin meydana çıkarılması işi
değer artırma
Fiyatını yükseltme
değer düşürme
Fiyatını indirme, değerini aşağıya çekme
değer düşürümü
Paranın altın veya yabancı bir paraya göre değerinin düşürülmesi, satın alma gücünün azalması, devalüasyon
değer kuramı
Değerlerin önem sıralarını ve bu arada en yüksek değeri araştırarak bir değer ölçüsü bildiren felsefe kuramı
değer yargısı
Bir değerlendirme getiren yargı
Değer biçme
takdir
الإنجليزية - التركية

تعريف değer في الإنجليزية التركية القاموس.

değer bilmek
Appreciate, value, treasure, assess
nominal değer
itibarı kıymet: Hisse senedi, tahvil vb. için üzerinde belirtilmiş değer
değer
المفضلات