düzle

listen to the pronunciation of düzle
التركية - الإنجليزية
{f} smoothing
{f} smooth
{f} levigate
düz
smooth

If all goes smoothly, I can make two or three pieces a day. - Her şey düzgünce giderse günde iki ya da üç parça yapabilirim.

Mary smoothed down her skirt. - Meryem eteğini düzeltti.

düzlemek
{f} smooth
düzlemek
{f} plane
düzlemek
smooth out
düz
plain

I'm just a plain old office worker. - Ben sadece düz eski bir ofis çalışanıyım.

She wore a plain blue dress. - O, düz mavi bir elbise giydi.

düz
straight

Also Felicja has blonde straight hair. - Ayrıca Felicja'nın da sarı düz saçları var.

Lidia has blonde straight hair. - Lidia'nın sarı düz saçları var.

düz
flat

She got a flat tire on her way home. - O eve giderken düz bir lastik aldı.

He gave me a flat answer. - O bana düz bir cevap verdi.

düz
{s} even

Her birthday party will be held tomorrow evening. - Onun doğum günü partisi yarın akşam düzenlenilecek.

Tom organized the event. - Tom etkinliği düzenledi.

düzlemek
{f} even
düz
(Tekstil) glace
düz
limit
düz
(Bilgisayar) regular

There is no regular boat service to the island. - Adaya düzenli bir tekne servisi yoktur.

Does the error occur regularly or sporadically? Is the error reproducible? - Hata düzenli olarak mı yoksa ara sıra mı meydana geliyor? Hata yeniden üretilebilir mi?

düz
(Bilgisayar) solid
düz
erect
düz
upright
düz
marble
düz
clear-cut
düz
nonstriated
düz
(Dilbilim) unrounded
düz
offset
düz
glacé
düz
(Tıp) planum
düz
in plane
düz
(Otomotiv) flat base
düzlemek
straighten
düzlemek
grade
düzlemek
level out
düz
direct
düz
level

Corporate bankruptcies continued at a high level last month. - Şirket iflasları geçen ay yüksek bir düzeyde devam etti.

I agree on an emotional level, but on the pragmatic level I disagree. - Duygusal bir düzeyde katılıyorum ama pragmatik düzeyde katılmıyorum.

düz
flattened
düz
glabrous
düz
right

You must put these mistakes right. - Bu hataları düzeltmelisin.

Go along this street and turn right at the bank. - Bu sokaktan düz git ve bankadan sağa dön.

düz
horizontal
düzlemek
rub down
düzlemek
level
düz
levigate
düz
the plain
düz
straight on

Go straight on, and you will find the store. - Düz gidin ve mağazayı bulacaksınız.

düz
flat of
düz
straight through
düz
plat

He set the table with cups, saucers, plates and chargers. - O, masayı fincanlarla, çay bardağı tabaklarıyla, tabaklarla ve büyük düz tabaklarla donattı.

Where are the plates arranged? - Plakalar nerede düzenlenmiş?

düz
{s} slick
düz
flatwise
düz
running
düz
flatways
düz
rectus
düz
lank
düz
{s} flush

The toilet doesn't flush properly. - Tuvaletin sifonu düzgün çalışmıyor.

düz
forehand
düz
{s} plane

The plane rose sharply before leveling off as it left the coast. - Uçak sahilden ayrılırken düz uçuşa geçmeden önce hızla yükseldi.

Geometry is based on points, lines and planes. - Geometri noktalar, çizgiler ve düzlemlere dayalıdır.

düz
form

Form a straight line! - Düz bir sıra oluşturun.

düz
a grape raki
düz
unflavoured Turkish rakı duziko
düz
platy
düzlemek
point up
düzlemek
to grade (land, road)
düzlemek
{f} flush
düzlemek
shallow
düzlemek
{f} flatten
düzlemek
smooth over
düzlemek
to smooth, to level, to flatten
düzlemek
{f} sleek
düzlemek
plaster
düzlemek
to mill, machine
düzlemek
(tahta vb.) try out
düzlemek
{f} slick
düzlemek
to smooth, flatten, level
düzle
المفضلات