canlı canlı

listen to the pronunciation of canlı canlı
التركية - الإنجليزية
alive, while still alive
alive

I heard that a paralyzed man was eaten alive by maggots. - Ben felçli bir adamın kurtçuklar tarafından canlı canlı yenildiğini duydum.

The mosquitoes are really bad here. I'm getting eaten alive. - Sivrisinekler burada gerçekten kötü. Canlı canlı yeniliyorum.

snappy, lively
canlı
living being

It's a living being, so of course it shits. - O bir canlı, dolayısıyla doğal olarak sıçıyor da.

I don't look down upon any living being. Needless to say, I'm no God. I'm a human being myself; I may have made mistakes, I do admit. - Ben hiçbir canlıyı küçümsemiyorum. Tabii ki ben Allah değilim. Ben de kulum; hatalarım olmuştur, yalanlamıyorum.

canlı
lively

My grandfather is 90 years old and very lively. - Büyükbabam 90 yaşında ve çok canlı.

This town isn't lively. - Bu kasaba canlı değil.

canlı
vivacious
canlı
living

It's a living being, so of course it shits. - O bir canlı, dolayısıyla doğal olarak sıçıyor da.

So long as the human spirit thrives on this planet, music in some living form will accompany and sustain it and give it expressive meaning. - İnsan ruhu yeryüzünde bulunduğu müddetçe; müzik, canlı bir varlık gibi ona eş ve destek olup büyük anlam katacak.

canlı
alive

I will keep the fish alive. - Ben balığı canlı tutacağım.

Is the rat alive or dead? - Fare canlı mı yoksa ölü mü?

canlı canlı ölmek
be buried alive
canlı
crisp

A crisp wind blew up over the sand dunes from the sea. - Denizden kum tepelerinin üzerinde canlı bir rüzgar patladı.

ateşte yanmayan canlı
salamander
canlı
live

Many lives were lost in the accident. - Kazada çok sayıda canlı kayboldu.

My grandfather is 90 years old and very lively. - Büyükbabam 90 yaşında ve çok canlı.

canlı
bright

Things are looking brighter. - İşler daha canlı görünüyor.

You are bright and glowy this morning. - Bu sabah canlı ve parlaksın.

canlı hayvanı deneysel amaçla ameliyat etme
vivisection
tez canlı
swift
canlı içinde
(Gıda) in vivo
canlı yük
movable load
dokuz canlı
very strong
tez canlı
hustling
canlı
glowing
hayvanlık, canlı olmakla beraber akılsız olu
bestiality, live with it, but foolish
mikroskobik canlı
microorganism
tez canlı
impetuous
3 boyutlu canlı efektler
(Televizyon) live 3d effects
andanteden daha canlı
andantino
asalak canlı
guest
ağır canlı
lazy, inactive, sluggish
ağır canlı
lazy, sluggish
balıkları canlı saklama havuzu
stew
böcek yiyen canlı
insectivore
böcekçil canlı
insectivore
canlı
living creature; life
canlı
animate
canlı
living being, living thing
canlı
snappy
canlı
saturated

The sky in this photo is very saturated. - Bu fotoğraftaki gökyüzü çok canlı.

canlı
humming
canlı
full of life
canlı
bustling
canlı
beany
canlı
in the flesh
canlı
lively, full of life; sprightly; vivacious
canlı
vivid, strong
canlı
brisk
canlı
living, animate
canlı
quick
canlı
fresh

The memories are very fresh and vivid. - Anılar çok taze ve canlıdır.

canlı
(someone, an animal) which has (a specified number of) lives: Kedi dokuz canlıdır. A cat has nine lives
canlı
crispy
canlı
active
canlı
colorful
canlı
go go
canlı
(renk) rich
canlı
genially
canlı
living creature, living being; living, animate, alive; lively, brisk, active, vigorous, spry, bouncy, high-spirited; graphic, picturesque, sprightly; (yayın) live
canlı
breezy
canlı
animated
canlı
dashing
canlı
brightly
canlı
colourful [Brit.]
canlı
corky
canlı
spirited
canlı aks
live axle
canlı balık tutan tekne
smack
canlı bebek
(Konuşma Dili) living doll, very beautiful woman
canlı bir tempoda
at a rattling pace
canlı bir şekilde
gaily
canlı biçimde
sprightly
canlı cenaze
skinny, a bag of bones
canlı cenaze
person who looks likedeath warmed over, very wan and emaciated person
canlı dans
jig
canlı gibi
lifelike

The doll was surprisingly lifelike. - Bebek şaşırtıcı bir biçimde canlı gibiydi.

canlı hayvan
(Hukuk) (besi hayvanı) livestock
canlı model
live model
canlı odun
alburnum
canlı olarak
animoso
canlı oyun
legit
canlı program
live programme
canlı resim
animated film
canlı sözlük
walking dictionary
canlı tutmak
keep alive
canlı varlık
living being
canlı varlık
living creature
canlı varlık
organism
canlı ve dinamik kimse
devil
canlı ve dinç adam
hearty
canlı yayın
live broadcast

A drunk TV presenter vomited during a live broadcast. - Sarhoş bir TV sunucusu, canlı yayın esnasında istifra etti.

canlı yayında
on air
canlı yük
live load, movable load
canlı çalınan bölüm
scherzo
canlı örnek
personification
canlı örnek
incarnation
canlı örneği olmak
personify
canlı/resim
(Bilgisayar) vivid/graph
cansızdan canlı oluşumu
spontaneous generation
cansızdan canlı oluşumu
abiogenesis
daha canlı
livelier
dinç ve canlı
hale and hearty
dişi canlı
female
dokuz canlı
very strong, that won't die easily
dokuz canlı kedi gibi
(deyim) like a cat with nine lives
dokuz canlı very hardy
not likely to die
dışarıda canlı yayın
nemo
etli canlı
plump and robust
genetik olarak birbirine bağlı canlı
ally
ilkel canlı
(Denizbilim) procaryote
insan yiyen canlı
man eater
it canlı
tough and strong
kanlı canlı
vigorous, robust
kanlı canlı
red-blooded
kanlı canlı
hale and hearty
kanlı canlı
full of health
kanlı canlı
sanguine
kanlı canlı
ruddy
kedi gibi dokuz canlı
(deyim) a cat has nine lives
melez canlı
crossbreed
meyve ile beslenen canlı
fruitarian
ortama uyum sağlamış canlı
denizen
pek canlı hardy, tough
(someone) who possesses endurance
soyu tükenmekte olan canlı
relict
soyundan farklı özellikler gösteren canlı
sport
tarak (istiridye benzeri canlı
scallop
tek hücreli canlı
Protista
tek hücreli canlı
monad
tez canlı
hustling, impetuous, impatient
tez canlı
impatient

Children are often impatient and restless. - Çocuklar genellikle sabırsız ve tez canlı.

tez canlı
sharp
tez canlı
restless

Why are you always so restless? - Sen neden her zaman tez canlısın?

Children are often impatient and restless. - Çocuklar genellikle sabırsız ve tez canlı.

tez canlı
fast
türdeş canlı
congener
uçan canlı
flier
yarı at yarı balık olan canlı
sea horse
yarı balık yarı kertenkele canlı
ichthyosaurus
yedi canlı
(person, animal) who/ which has managed to get through a number of dangerous situations alive
çok büyük canlı
jumbo
özgün canlı
original
التركية - التركية
Heyecanla
Diri diri, henüz ölmemiş
çıldır çıldır
canlı
Canı olan, diri, yaşayan: "Bütün canlıların kendilerini yarı baygın, uykulu, hareketsiz bir tembelliğe bıraktıkları saatler başlamıştı."- N. Cumalı
canlı
Güçlü, etkili, hareketli, hayat dolu
canlı
Canı olan, diri, yaşayan
canlı
Canlı yayın
canlı
Yaşayıp yer değiştirebilen yaratık, hayvan
canlı
Güçlü, etkili, hareketli, hayat dolu: "Recep çok canlı bir adamdı."- S. F. Abasıyanık
canlı cenaze
Çok zayıf, bir deri bir kemik kalmış kimse
canlı model
Figürlerle süslü veya heykeltıraşlıkta yararlanılan kadın veya erkek
canlı müzik
Gazino, lokal vb. yerlerde yemek sırasında bir veya birkaç müzisyenin çalgı ve sesleri ile parçaları seslendirmesi
canlı resim
Bir hareketi parçalarına ayırıp bunların elle yapılan resimlerinin alıcıyla tek tek çevrilmesine dayanan ve gösterimde sürekli bir hareketi ortaya koyan film tekniği
canlı yayın
Daha önceden herhangi bir gereç üzerine kaydedilmemiş, bir olayı alıcıyla gerçekleştiği anda radyo ve televizyona aktarma
canlı özdekçilik
Evrenin temeli olarak düşünülen maddenin canlı olduğunu savunan doktrin, hilozoizm
dokuz canlı
Kolay kolay ölmeyen
dokuz canlı
Çok sağlıklı, herhangi bir hastalığı olmayan, dayanıklı
etli canlı
Dolgun vücutlu, sağlıklı, güçlü
iki canlı
Gebe, yüklü, hamile
it canlı
Zora, sıkıntıya dayanan, dayanıklı
kanlı canlı
Sağlıklı, sapasağlam, vücut sağlığı yüzünden belli olan
pek canlı
Dayanıklı
tez canlı
Beklemeye dayanamayan, canı tez
yedi canlı
Ölüm sebebi olabilecek birçok olaylardan sağ çıkan kimse
canlı canlı
المفضلات