beraberindeki

listen to the pronunciation of beraberindeki
التركية - الإنجليزية
concomitant
accompanying
beraber
together

I heard the children singing together. - Çocukların beraberce şarkı söylediklerini duydum.

They loved to spend all day playing together. - Tüm gün beraber oynamaya bayılırlardı.

beraber
with

We had a great evening yesterday with my brothers and my friends, and the barbecue was very good, too. - Dün kardeşlerim ve arkadaşlarım beraber süper bir akşam geçirdik ve mangal da çok iyidi.

Tom was the one who suggested that I go out with Mary. - Tom Mary ile beraber çıkmamı öneren kişiydi.

beraberindekiler
{i} company
beraber
common
beraber
equal

In the last minute, Marcello score an equalizing goal. - Son dakikada Marcello bir beraberlik golü attı.

beraber
in unison
beraber
in tandem with
beraber
jointly

They worked jointly on this project. - Onlar bu projede beraber çalıştılar.

beraber
level
beraber
in tandem
beraberindekiler
entourage
beraber
com-
beraber
accompanying
beraber
together; with each other; as a body; together with, along with, with
beraber
con

Tom and I sat together at the concert. - Tom ve ben konserde beraber oturduk.

beraber
on the same level as (used in a concrete sense): Mutfak yatak odasıyla beraber. The kitchen's on the same floor as the bedroom
beraber
co
beraber
together; equal, level
beraber
although (used with an infinitive): Bazı kötü huylara sahip olmakla beraber yüreği temizdi. Although he had a number of bad traits his heart was in the right place
beraber
equivalent to; on the same level as (used in an abstract sense): Kendini onunla beraber tutamazsın. You can't put your self on the same level with him
beraberindekiler
retinue
التركية - التركية

تعريف beraberindeki في التركية التركية القاموس.

BERABER
(Osmanlı Dönemi) Müsavi, eşit
BERABER
(Osmanlı Dönemi) Refakat, birlik
BERABER
(Osmanlı Dönemi) Bir hizada olan
BERABER
(Osmanlı Dönemi) f. Birlikte bulunan
Beraber
bir
beraber
Aynı düzeyde: "Bina taş, merdiveni yok, toprakla beraber."- A. Rasim. -e rağmen, -e karşın: "Halılarla bezenmiş olmakla beraber gıcırtıdan ve esnemelerden kurtulamamıştı."- R. H. Karay
beraber
Birlikte, bir arada
beraber
Aynı düzeyde
beraber
Birlikte, bir arada: "Hayata beraber başladığımız / Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir."- C. S. Tarancı
beraberindeki
المفضلات