تعريف base في الإنجليزية التركية القاموس.
- {f} dayandırmak
- {i} üs
Yanlış yapmak yok: Biz birliklerimizi Afganistan'da tutmak istemiyoruz. Biz orada askeri üs aramıyoruz.
- Make no mistake: we do not want to keep our troops in Afghanistan. We seek no military bases there.
Buraya yakın bir askeri üs var.
- There is a military base near here.
- baz
Bazı insanlar beyzbol sever, diğerleri futbol sever.
- Some people like baseball, others like soccer.
Onlar bazen beyzbol oynarlar.
- They sometimes play baseball.
- {i} altlık
- temel
Hiçbir şey korku temelli saygıdan daha aşağılık değil.
- Nothing is more contemptible than respect based on fear.
Senin suçlamalarının tümü temelsizdir. O masumdur ve biz bunu kanıtlayacağız.
- All of your accusations are baseless. She is innocent, and we will prove that.
- {i} kaide
- esas
- {i} dayanak
- taban
Birçok biyometrik sistem parmak izi tarayıcısı tabanlıdır.
- Many biometric systems are based on the fingerprint scanner.
Size istikrarlı bir taban maaş artı satış komisyonu ödenecektir.
- You will be paid a stable base salary plus commissions on sale.
- {i} alt
Simyagerler kurşun gibi baz metalleri altına dönüştürmeye çalıştı.
- Alchemists tried to turn base metals such as lead into gold.
Felsefe taşı baz metalleri altına dönüştürebilen efsanevi bir maddeydi.
- The philosopher's stone was a legendary substance capable of turning base metals into gold.
- {i} kök
- aşağılık
Hiçbir şey korku temelli saygıdan daha aşağılık değil.
- Nothing is more contemptible than respect based on fear.
Hiçbir şey korkuya dayalı saygıdan daha aşağılık değildir.
- Nothing is more contemptible than respect that is based on fear.
- alçak
- adi
Simyagerler adi metalleri altına ve gümüşe dönüştürmeye çalıştılar.
- Alchemists tried to transmute base metals into gold and silver.
- {i} ask. üs
- merkez şube
- sütü bozuk
- (Askeri) DAHİLİ HAVA ALANI, ESAS (ANA) UÇAK GEMİSİ: bkz: "emergency fleet operating base; establishment; island bases"
- {i} saha kenarı
- spor depart
- süfli
- değersiz
- başlama sayısı
- (İnşaat) süpürgelik
- (Arkeoloji) sütun altlığı
- (Mimarlık) ayaklık
- sütsüz
- temel almak
- temellenmek
- (Argo) uyuşturucu
- dayandığı
- ana
Kar fırtınasında ana kampımıza geri dönmeyi çok zor bulduk.
- We found it very hard going back to our base camp in the blizzard.
- asıl
- karargah
- üst tabaka
- bağlamak
- altyapı
- ciğeri beş para etmez
- alt kısım
- {f} dayan
Onun sonucu bu gerçeklere dayanmaktadır.
- His conclusion is based on these facts.
Bu hikaye gerçek olaylara dayanmaktadır.
- This story is based on actual events.
- düzlem
Geometri noktalar, çizgiler ve düzlemlere dayalıdır.
- Geometry is based on points, lines and planes.
- merkez
Chicago Cubs, Chicago, Illinois merkezli bir profesyonel beyzbol takımıdır.
- The Chicago Cubs are a professional baseball team based in Chicago, Illinois.
Corsairfly, Paris merkezli bir havayoludur.
- Corsairfly is an airline based in Paris.
- içerik
- başlangıç çekidi
- (on/upon ile) ...üzerine kurmak
- özül
- bir şeyin üzerinde durduğu kısım
- -e dayandırmak
- doğru
Tom bodruma doğru yürüdü.
- Tom walked down into the basement.
Doğrulama yöntemi Bowling'in raporlarına da dayanıyordu.
- The validation methodology was based also on Bowling's reports.
- baş
Ne zaman beyzbolu sevmeye başladın?
- When did you start liking baseball?
Muhtemelen Başbakan, dinî değerlere dayalı siyaseti kast ediyordur.
- Probably, the prime minister means 'politics based on religious values.'
- {i} kim. baz
- öz
Spordan hoşlanır mısın? Evet, özellikle beyzboldan hoşlanırım.
- Do you like sports? Yes, I especially like baseball.
Dachshund sosisleri ilk olarak New York'ta popüler oldu, özellikle beyzbol oyunlarında.
- Dachshund sausages first became popular in New York, especially at baseball games.
- alçakça
- baseboard süpürgelik
- {i} başlangıç sayısı
- {i} depart
- (Tekstil) 1. alt levha 2. baz
- {f} tesis etmek
- {s} kaba
- baseburner yakıt
- {i} dip
- sap dibi
- {s} sahte
- taban,v.dayan: n.esas
- döşemenin kenar tahtalan
- bir uzvun gövdeye bitiştiği noktaya en yakın kısmı
- {s} katışık
- {f} kurmak
- kim alkali
- {s} kalp
- base arithmetic
- Taban aritmetiği
- base on
- esas kabul etmek
- base on
- baz almak
- base on
- temele dayandırmak
- base unit
- (Bilgisayar,Gıda,Ticaret) temel birim
- base unit
- (Askeri) esas birlik
- base bid
- ana teklif
- base circle
- çark dişi taban dairesi
- base colour
- zemin rengi
- base course
- temel tabakası
- base fitting
- altlık parçası
- base fuse
- dip tapa
- base hit
- beysbol vuruşu
- base language
- taban dili
- base line
- ana hat
- base line
- saha kenarı
- base line
- kenar izgisi
- base metal
- baz metal
- base metals
- adi metaller
- base moulding
- kaide kornişi
- base number
- taban sayısı
- base of a column
- sütun tabanı
- base of operations
- hareket üssü
- base of opertions
- hareket üssü
- base on
- dayan
- base on
- üzerine kurmak
- base on
- dayandırmak
- base plate
- altlık
- base plate spring
- taban plakası yayı
- base price
- temel fiyat
- base register
- temel yazmaç
- base resistant
- bazlara dirençli
- base spreading resistance
- baz iç direnci
- base time
- taban zaman
- base upon
- dayan
- base camp
- (Dağcılık) Ana kamp: Dağın zirveye yakın bölgesinde zirve denemesine kadar dağcıların kaldığı kalıcı çadır bölgesi
Tipi artınca denemeyi iptal edip ana kampa geri indik.
- base case
- temel olgu
- base circle
- (Mühendislik) diş dibi dairesi (dişlide)
- base circle
- çark dışı taban dairesi
- base coat
- Asıl boya tabakasından önce atılan astar boya tabakası
- base form
- (Dilbilim) Kök biçim
- base frame
- Temel çerçeve
- base material
- taban malzeme
- base metal
- anametal
- base on
- -e dayanmak
- base on
- üzerine temellendirmek, ...a dayandırmak, ...ya dayamak
- base on balls
- hayalarımı baz
- base pair
- (Biyoloji) Baz çifti
- base runner
- baz runner
- base shear
- (İnşaat) Taban kesmesi
- base year
- temel yıllı
- base altitude method
- (Askeri) ANA İRTİFA BOMBARDIMAN USULÜ: Bir hava bombardıman usulü. Bu usulde; önden giden tayyare veya birkaç tayyareden müteşekkil kademe, bombalarını belirli bir yükseklikten (ana irtifadan), bunu takip eden tayyareler de daha yüksek irtifadan atar
- base angle
- (Askeri) TEVCİH AÇISI: Atış hattı (base point line) ile tevcih hattı (orienting line) arasında meydana gelen, saat ibresi istikametindeki yatay açı
- base coin
- sahte para
- base complex
- (Askeri) Bknz. "Air force base; Army base; Marine base; Naval base; Naval or marine (air) base". Ayrıca bakınız: "noncontiguous facility"
- base development
- (Askeri) ÜS GELİŞTİRME: Bir bölge veya mahalleye ait kaynakların ve tesislerin askeri harekatı desteklemek üzere ıslah veya genişletilmesi
- base element
- (Askeri) ESAS UNSUR: Esas birlik, irtibat birliği. Bknz. "base" ve "base unit"
- base line
- (isim) kenar çizgisi, ölçü alınan çizgi
- base line
- {i} kenar çizgisi
- base locking spring
- (Tekstil) alt emniyet yayı
- base maintenance
- (Askeri) ANA BAKIM: Buna depo bakımı (depot maintenance) de denir. Bak "maintenance category"
- base map
- (Askeri) ESAS HARİTA: Özel mahiyette ilave bilginin derlendiği veya üstüne tekrar basıldığı esas olarak kullanılan belirli temel bilgiyi gösteren bir harita veya şema. Aynı zamanda, özel bilgileri gösteren haritaların hazırlandığı tüm bilgileri ihtiva eden haritaya da denir. Ayrıca bakınız "chart base; map"
- base of trajectory
- (Askeri) NAMLU AĞZI YATAY HATTI, NAMLU AĞZI YATAYI: Bir silahın namlu ağzı merkezinden mermi yolu alçalış eğrisinde, namlu ağzı ile aynı seviyede bulunan noktaya uzatılmış düz yatay hat
- base oneself on
- güvenmek
- base peak
- referans pik
- base piece
- (Askeri) ESAS TOP: Bataryada, ilk atış esaslarının hesaplanmasında ve diğer topların buna göre tevcihinde esas olarak kullanılan top veya obüs. Buna "directing gun" da denir
- base plate
- (Tekstil) alt levha
- base point
- (Askeri) DÜZELTME TANZİM NOKTASI: Hedef bölgesindeki bir nokta. Bu noktanın yeri arazide, atış planında veya her ikisinde de bellidir. Bu nokta atış esaslarının hesaplanmasında esas ve müracaat noktası olarak kullanılır. Ayrıca bakınız: "registration point"
- base rate of interest
- (Ticaret) temel faiz oranı
- base reserves
- (Askeri) ESAS YEDEK İKMAL MADDELERİ: Bir harekat alanında genel yedek ikmal maddeleri (general reserves) olarak depolarda muhafaza edilen maddeler. Ayrıca bakınız: "reserve supplies"
- base ring
- (Askeri) döşeme çemberi
- base rock
- taban kayacı
- base salary
- temel ücret
- base services
- (Askeri) ÜS HİZMETLERİ: Taktik birliklerin faaliyette bulundukları bir askeri üs'de ve özellikle bir hava üssünde bulunan malzeme ve personelin genel ikmal ve bakımı
- base shop
- (Askeri) ANA TAMİR FABRİKASI: Bak. "depot maintenance shop"
- base solution
- (Kimya) baz çözelti
- base upon
- dayamak
- base view
- (Tıp) alttan görünüm
- base wallah
- üs görevlisi
- based
- {s} yerleşik
Tom, Boston'da yerleşik.
- Tom is based in Boston.
- based
- {s} merkezli
Chicago Cubs, Chicago, Illinois merkezli bir profesyonel beyzbol takımıdır.
- The Chicago Cubs are a professional baseball team based in Chicago, Illinois.
Corsairfly, Paris merkezli bir havayoludur.
- Corsairfly is an airline based in Paris.
- based
- {s} kurulmuş
- base on
- esas almak
- base on
- dayanmak
- base upon
- dayanmak
- based
- istinat etmek
- based
- esaslı
- based
- temeli
- bases
- temel
- based
- dayandırılmış
- based
- dayalı
Görüşün gerçeğe dayalı değil.
- Your argument is not based in fact.
Onun argümanı gerçeklere dayalıydı.
- His argument was based on facts.
- baseless
- temelsiz
Temelsiz spekülasyonlar.
- Baseless speculations.
Senin suçlamalarının tümü temelsizdir. O masumdur ve biz bunu kanıtlayacağız.
- All of your accusations are baseless. She is innocent, and we will prove that.
- baseless
- asılsız
- baseness
- köpeklik
- B.Sc.
- (Bachelor of science) Fen fakültesi mezunu
- base of
- kaiden
- based
- temel
İnsanlara milliyet, cinsiyet veya meslek temelinde ayrımcılık yapmayın.
- Don't discriminate against people based on nationality, gender, or occupation.
Hiçbir şey korku temelli saygıdan daha aşağılık değil.
- Nothing is more contemptible than respect based on fear.
- based
- {s} dayanmış
- baseless
- Temelsiz, dayanaksız, asılsız
- basely
- alçakça
- bases
- esaslar
- b.sc.
- b, s
- base on
- {f} dayamak
- base upon
- dayandırmak
- based
- {s} tesis edilmiş
- based
- {s} bulunan
Armonk, New York'ta bulunan IBM Şirketi dünyanın en büyük bilgisayar firmasıdır.
- International Business Machines Corporation, based in Armonk, New York, is the world's largest computer firm.
- baseless
- baselessness asılsızlık
- baseless
- {s} yersiz
Suçlamalarınızın tümü yersizdir. O masumdur ve biz bunu kanıtlayacağız.
- All of your accusations are baseless. She is innocent, and we are going to prove that.
- baseless
- basielessly asılsızca
- baseless
- esası olmayan
- baseless
- esassız
- baseness
- {i} aşağılık
- baseness
- {i} alçaklık; alçakça bir davranış
- baseness
- {i} alçaklık
- baseness
- {i} rezillik
- baseness
- alçaklik
- baseness
- {i} adilik
- bases
- esas
- forward operating base; forward operations base
- (Askeri) ileri çalışma üssü; ileri harekatlar üssü