aufträge

listen to the pronunciation of aufträge
الإنجليزية - التركية

تعريف aufträge في الإنجليزية التركية القاموس.

tasks
(Dilbilim) ödev
works
(Askeri) bayındırlık
works
asar
assignments
görevler
jobs
işler

İşler için onunla röportaj yapıldı. - She was interviewed for jobs.

Askerler eve gelmeye barış zamanı işlerini bulmaya başladılar. - Soldiers began to come home and find peacetime jobs.

orders
siparişler

Bunlar senin siparişlerin. - Those are your orders.

Hepimizin siparişleri var. - We all have our orders.

tasks
görevler

Askerî uçakların sadece yarısı savaşa katılabilir. Kalanlar ise başka görevler için kullanılır. - Only half of all military planes can fight. The rest are used for other tasks.

Bizim sorunlarımız yok. Yalnızca görevlerimiz var. - We don't have problems. We only have tasks.

purchase orders
(Bilgisayar) sipariş formları
tasks
(Askeri) HAREKAT GÖREVLERİ: Temel teşebbüsler ve topyekün stratejik tasarılardan ortaya çıkan safhalanmış harekat tasarılarını başarıyla uygulamak için yapılması gereken kara, deniz, ve hava görevleri, harekat görevleri tespit edilirken kimin, neyi, ne zaman, nerede, ne için ve nasıl yapacağı, mümkün olduğu kadar, belirtilmiş olmalıdır. Harekat görevleri iki kategoriye ayrılır: a. İlk harekat görevleri (intial operatıons); b. Müteakip harekat görevler (subsequent operations)
works
{i} fabrika

Benim babam bir fabrikada çalışır. - My father works in a factory.

Babam bir fabrika için çalışmaktadır. - My father works for a factory.

works
{i} çalışmalar

Onun çalışmalarından hiçbirini görmedim. - I have seen neither of his works.

Onun en son çalışmaları geçici sergide. - His latest works are on temporary display.

works
{i} eserler

Şekspir'in tüm eserlerine sahibim. - I have the complete works of Shakespeare.

Ressam birçok güzel sanat eserleri üretir. - The painter produces many fine works of art.

works
{i} tesis

Karıştırma tesisinden şantiyeye beton taşımak için doksan dakikamız var. - We have ninety minutes to carry the concrete from the mixing plant to the worksite.

Beton karma tesisi sadece şantiyeden bir mil uzakta. - The concrete mixing plant is just a mile from the worksite.

works
{i} yapıtlar
works
(isim) fabrika, imalathane, iş, atölye, işler, eserler, yapıtlar, çalışmalar, tesis, yapı, istihkâm
works
{i} atölye

Tom'un bodrumunda bir atölyesi var. - Tom has a workshop in his basement.

Dan treni bir bakım atölyesine sürdü. - Dan drove the train to a maintenance workshop.

works
work işle/çalıştır/çalış
works
{i} imalathane
works
{i} işler

O sadece ev işlerini çekip çevirmiyor, aynı zamanda bir okul öğretmeni olarak da çalışıyor. - Not only does she keep house, but she also works as a school teacher.

Birisi işleri baltaladı. - Someone's put a spanner in the works.

works
parça/eser/iş