asıl

listen to the pronunciation of asıl
التركية - الإنجليزية
principal

All animals, except man, know that the principal business of life is to enjoy it. - Bütün hayvanlar, insanın dışında, yaşamın asıl işinin ondan zevk almak olduğunu biliyor.

main

When to start is the main problem. - Asıl sorun ne zaman başlanacağıdır.

Making money is his main purpose in life. - Para kazanmak hayatındaki asıl amaçtır.

virtual
actual
original

Ali learnt the Persian language to be able to read the The Mathnawi of Jalaluddin Rumi in original text. - Ali, Mevlana'nın Mesnevisini asıl metninden okuyabilmek için Farsça öğrendi.

The Normans abandoned their original language. - Normanlar asıl dillerini bıraktılar.

major

What's your major field? - Asıl branş alanın nedir?

Tom is majoring in architecture. - Tom mimariyi asıl branş olarak seçiyor.

origin

Felicja's mother is a Polish of Romanian origin. - Felicja'nın annesi, Rumen asıllı bir Polonyalıdır.

Ali learnt the Persian language to be able to read the The Mathnawi of Jalaluddin Rumi in original text. - Ali, Mevlana'nın Mesnevisini asıl metninden okuyabilmek için Farsça öğrendi.

extraction
foundation

All of your accusations are without foundation. She's innocent and we're going to prove it. - Suçlamalarınızın hepsi asılsız. O masum ve biz bunu kanıtlayacağız.

groundwork
pivotal
origin, original form
root stock
authentic
actual, true; real, essential
real; original
truth, reality; basis
True

The true killer responsible for her murder is you! - Onun cinayetinden sorunlu asıl katil sensin!

What are Tom's true intentions? - Tom'un asıl niyeti ne?

the most important, main
cardinal

Some countries use ordinal numbers to count millennia, whereas others count them using cardinal numbers. - Bazı ülkeler bin yıllık dönemi saymak için sıra numaralarını kullanırken, diğerleri asıl sayıları kullanarak sayarlar.

original, the original
fountain head
central
in chief
foundation, base; reality, truth; origin, source; the original; real, true, genuine; essential, main, principal, primary; original; actually
principally
gist
origination
elementary
provenance
intrinsic
inherent
actually, essentially
master
{s} real

The readers are the real target of interviews. - Okuyucular, röportajların asıl hedefidir.

Examinations interfere with the real purpose of education. - Sınavlar eğitimin asıl amacına müdahale eder.

reality
base
echt
actually
master copy
(Ticaret) proper
substance
truth
bottom

I'm sure Tom will be able to get to the bottom of it. - Tom'un bunun asıl sebebini bulabileceğinden eminim.

Your plan sounds good, but the bottom line is: will it bring us more business? - Planın iyi görünüyor fakat asıl önemli olan şu: bize daha çok iş getirir mi?

genuine
native
primary
parentage
fountain
essence
radical
natural

If that is the real aim, naturally I would not know about that. - Asıl amaç buysa bilmem tabii.

seed
pivot
pristine
tug
pedigree
noumenon
unadorned
asıl gerekli şey
essential
asıl mesele
substance
asıl (fikir)
candid
asıl yük
brunt
asıl konu
real issue
asıl manifesto
(Ticaret) original ship’s commercial, original manifest
asıl önemli olan şey
more importantly, what really matters is
asıl önemli olan şey
the most important thing
asıl amacından saptırmak
to sidetrack
asıl belgeler
(Hukuk) original acts
asıl borç
(Kanun,Ticaret) principal debt
asıl borçlu
principal debtor
asıl gereklilik
essentiality
asıl gerçek
gospel truth
asıl güzellik yürektedir
true beauty lies within
asıl güzellik yürektedir
physical beauty is superficial
asıl güzellik yürektedir
beauty is only skin-deep
asıl hani balığı
(Tabiat Doğa) (balık, Fam: Serranidae) [syn.: asıl hani balığı, orfoz] grouper
asıl konuya geçmek
to get down to brass tacks
asıl kuvvet
main body
asıl mesele
nitty gritty
asıl mesele
main point
asıl meseleye gelmek
to get down to brass tacks
asıl meseleye gelmek
get down to the nitty gritty
asıl mirasçıya pay vermeyen
inofficious
asıl muharebe alanı
(Askeri) main battle area
asıl neden
mainspring
asıl normal
principal normal
asıl notadan aşağı olarak
flat
asıl nüsha
original
asıl nüsha
autography
asıl renk
natural colour
asıl sayılar
math . cardinal numbers
asıl sorun
the name of the game, main point
asıl suret
tenor
asıl vurgu
phonetics primary accent
asıl örnek
prototype
asıl üyeler
(Hukuk) original members
asıl şey
feature
hristiyanların asıl duası
dominical prayer
ortodoks hristiyan (asıl)
orthodox christian
التركية - التركية
Kök, köken, kaynak
Bir görevde sürekli bulunan, yedek karşıtı
Gerçekten, gerçek olarak
Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan. (a'sıl) Gerçekten, gerçek olarak
Gerçek
Bir şeyin temelini oluşturan, ana
Bir şeyin kendisi, örnek, kopya karşıtı
Soy, nesep
Gerçeklik, esas, hakikat
Gerçek: "Genç kızın bıraktığı mektup asıl sebebi meydana çıkarmıştı."- R. N. Güntekin
Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan
Soy, nesep: "İnsan dedi, aslını unutmamalıdır."- S. F. Abasıyanık
Bir görevde temelli olan
(Osmanlı Dönemi) DAİN
(Osmanlı Dönemi) MENSIB
(Osmanlı Dönemi) TUS
(Osmanlı Dönemi) NECR
(Osmanlı Dönemi) ESELE
(Osmanlı Dönemi) DIÎN
(Osmanlı Dönemi) NİCAR
(Osmanlı Dönemi) TIHS
(Osmanlı Dönemi) SEBİR
ASIL
(Osmanlı Dönemi) Bak: Asl
asıl nüsha
Bir yazma eserin veya belgenin özgün biçimi, asli nüsha
asıl sayılar
Sıra veya üleştirme eki almamış yalın sayılar
asıl
المفضلات