özle

listen to the pronunciation of özle
التركية - الإنجليزية
long for
{f} hankering
{f} miss

I really missed you when you were in France. - Sen Fransa'dayken seni gerçekten çok özlemiştim.

We've all missed you. - Hepimiz seni özledik.

hanker
{f} missing

I think there's something we're all missing. - Sanırım hepimizin özlediği bir şey var.

Aren't you missing something? - Bir şey özlemiyor musun?

özlemek
{f} yearn
özlemek
miss

I don't want to miss you. - Seni özlemek istemiyorum.

öz
{i} self

His self-denial is admirable. - Onun özverisi takdire değer.

Tom took out his cell phone so that he could take a selfie. - Tom bir özçekim çekebilmek için cep telefonunu çıkardı.

öz
core

He seems like a softy on the surface, but at the core he's got an iron will that makes him an extremely tough negotiator. - Dış görünüşte bir sümsük gibi görünüyor. Fakat özünde onu zorlu bir delege yapan sağlam bir iradesi var.

öz
essence

Individual liberty is the essence of democracy. - Bireysel özgürlük demokrasinin temelidir.

The essence of liberty is mathematics. - Hürriyetin özü matematiktir.

öz
own

You are at liberty to state your own views. - Kendi görüşlerinizi ifade etmekte özgürsünüz.

I came here of my own free will. - Ben buraya kendi özgür irademle geldim.

özlemek
to miss; to long for; to wish for; to yearn for
öz
matter

I have no particular desire to discuss that matter. - Bu konuyu tartışmak için özel bir isteğim yok.

May I talk with you in private about the matter? - Konu hakkında seninle özel olarak konuşabilir miyim?

öz
whole

He covered the whole continent in his private jet. - O, özel jetiyle tüm kıtayı katetti.

I spent the whole week alone, and I longed for conversation. - Ben bütün haftayı yalnız geçirdim ve ben konuşmayı özledim.

öz
{i} epitome
öz
substance
öz
{s} genuine
özlemek
{f} pine
özlemek
to long for, yearn for; to long to see; to miss
öz
(Denizbilim) orijin
öz
echt
öz
(Biyokimya) bio

Those green suits are special suits for reducing the risk of biological contamination. - Bu yeşil takım elbiseler, biyolojik kirlenme riskini azaltmak için özel takım elbiselerdir.

A good biography is interesting and instructive. - İyi bir özgeçmiş, ilgi çekici ve öğreticidir.

öz
substantiality
öz
auto-
öz
juice

I feel amazing thanks to Tom's special orange juice. - Tom'un özel portakal suyu sayesinde harika hissediyorum.

öz
(Gıda) intrinsic
öz
essential

A free press is essential for democracy. - Özgür bir basın demokrasi için gereklidir.

öz
mind

Freedom is a state of mind. - Özgürlük aklın bir halidir.

He doesn't have a mind of his own. - Onun kendine özgü bir düşünme tarzı yok.

öz
spirit

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

I have a free spirit. - Özgür ruhlu birisiyim.

öz
(Biyokimya) auto

If I borrow the money, I feel like I'll lose my autonomy. - Ödünç para alırsam özerkliğimi kaybedeceğim gibi hissediyorum.

Thanks to Facebook, stalking is no longer the bastion of a few devoted enthusiasts, but a highly automated task convenient enough even for the busy housewife. - Facebook sayesinde, sinsice izlemek artık birkaç özverili hayranın kalesi değildir ama yoğun ev kadını için bile oldukça uygun bir yüksek otomasyonlu görevdir.

öz
soul

Individual freedom is the soul of democracy. - Bireysel özgürlük, demokrasinin ruhudur.

öz
principle

This country is founded upon the principles of freedom, equality and fraternity. - Bu ülke, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri üzerine kurulmuş.

öz
(İnşaat) net

Hackers find new ways of infiltrating private or public networks. - Hackerlar, özel ya da kamuya açık ağlara gizlice girmek için yeni yollar arıyorlar.

öz
self-

His self-denial is admirable. - Onun özverisi takdire değer.

That car doesn't boost my self-confidence. - O araba benim özgüvenimi artırmaz.

öz
(Denizbilim) code
özlemek
desiderate
özlemek
thirst
özlemek
yearn for
özlemek
for
özlemek
hanker
öz
extract

Add the vanilla extract. - Vanilya özütünü ekleyin.

öz
guts
öz
pith
öz
kernel
öz
eigen-
öz
guarded
öz
eigen
öz
gist

In reality, the explanation is a bit more complicated than this, but you get the gist. - Açıklama gerçekte bundan biraz daha karmaşık, ama sen özü anladın.

Nobody will say it so bluntly, but that is the gist of it. - Hiç kimse bunu çok açıkça söylemeyecek ama bunun özü odur.

öz
nucleus
öz
crux
öz
essential oil
öz
base

Do you like sports? Yes, I especially like baseball. - Spordan hoşlanır mısın? Evet, özellikle beyzboldan hoşlanırım.

Dachshund sausages first became popular in New York, especially at baseball games. - Dachshund sosisleri ilk olarak New York'ta popüler oldu, özellikle beyzbol oyunlarında.

özlemek
long for
özlemek
hanker after
öz
marrow
öz
{i} content

I want to summarize the content of the presentation and draw a conclusion. - Sunumun içeriğini özetlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyorum.

öz
goodness
özlemek
sigh for
özlemek
desire
öz
full

Full religious freedom is assured to all people. - Tam din özgürlüğü tüm insanlar için güvence altına alınmıştır.

Tom's summaries are always full of misprints. - Tom'un özetleri daima yazım hatalarıyla doludur.

öz
extraction
öz
safety

Could you explain all the safety features to me once again? - Bana bir kez daha tüm güvenlik özelliklerini açıklayabilir misin?

öz
meat

Hindus don't eat meat, in particular beef, and they are mainly vegetarian in order to respect the animals' lives. - Hindular et, özellikle sığır eti yemezler, onlar hayvanların yaşamlarına saygı duymak için temel olarak vejetaryendirler,

öz
{i} stuff
öz
{i} distillate
öz
{i} quintessence
öz
{i} quick
öz
compendious
öz
{i} sum

If I had to sum up your attitude in one word, it would be arrogance. - Tutumunu tek kelimeyle özetleyecek olsaydım, bu küstahlık olurdu.

Please send in your summary by Tuesday. - Lütfen özetinizi salıya kadar gönderin.

öz
elixir
öz
inherent
öz
genuine, real
öz
{i} substratum
öz
{i} entity
öz
pith and marrow
öz
German

Was Nazism peculiar to Germany? - Nazizm Almanya'ya mı özgüydü?

President Wilson accepted Germany's apology. - Başkan Wilson Almanya'nın özrünü kabul etti.

öz
distillation
öz
(Hukuk) own, substance
öz
{i} heartbeat
öz
pure, unadulterated, unmixed
öz
{i} cream

Tom has a craving for chocolate ice cream. - Tom'un çikolatalı dondurmaya bir özlemi vardı.

öz
noumenon
öz
{i} quiddity
öz
brook, stream
öz
{s} compact
öz
subject
öz
medulla
öz
{i} pulp
özlemek
{f} pant
özlemek
{f} long
özlemek
{f} hunger
özlemek
pine for
التركية - التركية

تعريف özle في التركية التركية القاموس.

Öz
nektar
Özlemek
tütmek
öz
Sulak, verimli yer
öz
(Osmanlı Dönemi) lüb
öz
Nehirlerin etrafında bulunan eğimli arazi
öz
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm
öz
"Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
öz
Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun: "Özünü bir yerde bırakıp sadece kalıbını gezdirmişti."- H. Taner
öz
Can alıcı nokta
öz
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan: "Çocuğun bu yalanı bir anda onu bana bir öz evlat sevgisiyle bağladı."- R. N. Güntekin. İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
öz
Kendi, zat: "Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme."- Karacaoğlan. "Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
öz
çayırlık
öz
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde: "Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde."- A. Gündüz
öz
Kendi, zat
öz
Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
öz
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hulâsa
öz
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa
öz
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde
öz
Dere, çay
öz
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm. Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
öz
Sulak yer
öz
Bir kimsenin benliği, kendi manevî varlığı, iç, nefis, derun
öz
İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
öz
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan
öz
Küçük dere
özlemek
Bir kimseyi veya bir şeyi görmeyi, kavuşmayı istemek, göreceği gelmek
özlemek
Birkaç şeyi birbirine karıştırıp iyice çırparak yoğunlaşmasını sağlamak
özlemek
Bir kimseyi veya bir şeyi görmeyi, kavuşmayı istemek, göreceği gelmek: "Ben bütün hayatımda bu sadeliği özledim."- P. Safa
الإنجليزية - التركية

تعريف özle في الإنجليزية التركية القاموس.

öz
(Felsefe) Değişebilenin altında yatan değişmeyen
özle
المفضلات