özüne

listen to the pronunciation of özüne
التركية - الإنجليزية
auto-
yourself
öz
core

He seems like a softy on the surface, but at the core he's got an iron will that makes him an extremely tough negotiator. - Dış görünüşte bir sümsük gibi görünüyor. Fakat özünde onu zorlu bir delege yapan sağlam bir iradesi var.

öz
{i} self

Tom took out his cell phone so that he could take a selfie. - Tom bir özçekim çekebilmek için cep telefonunu çıkardı.

Tom's self-confidence was shattered after his boss dressed him down in front of his workmates. - Tom'un öz güveni, patronu iş arkadaşlarının yanında kendisini haşlayınca kırıldı.

öz
essence

The essence of liberty is mathematics. - Özgürlüğün özü matematiktir.

Loving is the essence of life. - Sevmek yaşamın özüdür.

özüne dönmek
return to self
özüne indirgemek
boil down
öz
own

I came here of my own free will. - Ben buraya kendi özgür irademle geldim.

He doesn't have a mind of his own. - Onun kendine özgü bir düşünme tarzı yok.

öz
matter

I have no particular desire to discuss that matter. - Bu konuyu tartışmak için özel bir isteğim yok.

May I talk with you in private about the matter? - Konu hakkında sizinle özel olarak konuşabilir miyim?

öz
whole

I spent the whole week alone, and I longed for conversation. - Ben bütün haftayı yalnız geçirdim ve ben konuşmayı özledim.

I apologized to the whole team. - Bütün takım için özür diledim.

öz
{i} epitome
öz
{s} genuine
öz
substance
öz
(İnşaat) net

Hackers find new ways of infiltrating private or public networks. - Hackerlar, özel ya da kamuya açık ağlara gizlice girmek için yeni yollar arıyorlar.

öz
(Denizbilim) orijin
öz
auto-
öz
juice

I feel amazing thanks to Tom's special orange juice. - Tom'un özel portakal suyu sayesinde harika hissediyorum.

öz
(Gıda) intrinsic
öz
principle

This country is founded upon the principles of freedom, equality and fraternity. - Bu ülke, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri üzerine kurulmuş.

öz
essential

A free press is essential for democracy. - Özgür bir basın demokrasi için gereklidir.

öz
echt
öz
(Biyokimya) bio

Those green suits are special suits for reducing the risk of biological contamination. - Bu yeşil takım elbiseler, biyolojik kirlenme riskini azaltmak için özel takım elbiselerdir.

A good biography is interesting and instructive. - İyi bir özgeçmiş, ilgi çekici ve öğreticidir.

öz
spirit

I have a free spirit. - Özgür ruhlu birisiyim.

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

öz
(Denizbilim) code
öz
self-

That car doesn't boost my self-confidence. - O araba benim özgüvenimi artırmaz.

My failure did not weaken my self-confidence. - Hatam, özgüvenimi zayıflatmadı.

öz
substantiality
öz
mind

He spoke his mind freely. - O, fikrini özgürce konuştu.

He doesn't have a mind of his own. - Onun kendine özgü bir düşünme tarzı yok.

öz
(Biyokimya) auto

If I borrow the money, I feel like I'll lose my autonomy. - Ödünç para alırsam özerkliğimi kaybedeceğim gibi hissediyorum.

Thanks to Facebook, stalking is no longer the bastion of a few devoted enthusiasts, but a highly automated task convenient enough even for the busy housewife. - Facebook sayesinde, sinsice izlemek artık birkaç özverili hayranın kalesi değildir ama yoğun ev kadını için bile oldukça uygun bir yüksek otomasyonlu görevdir.

öz
soul

Individual freedom is the soul of democracy. - Bireysel özgürlük, demokrasinin ruhudur.

öz
eigen-
öz
crux
öz
guts
öz
nucleus
öz
base

Do you like sports? Yes, I especially like baseball. - Spordan hoşlanır mısın? Evet, özellikle beyzboldan hoşlanırım.

Dachshund sausages first became popular in New York, especially at baseball games. - Dachshund sosisleri ilk olarak New York'ta popüler oldu, özellikle beyzbol oyunlarında.

öz
gist

Nobody will say it so bluntly, but that is the gist of it. - Hiç kimse bunu çok açıkça söylemeyecek ama bunun özü odur.

In reality, the explanation is a bit more complicated than this, but you get the gist. - Açıklama gerçekte bundan biraz daha karmaşık, ama sen özü anladın.

öz
eigen
öz
kernel
öz
extract

Add the vanilla extract. - Vanilya özütünü ekleyin.

öz
essential oil
öz
guarded
öz
pith
öz
{i} content

I want to summarize the content of the presentation and draw a conclusion. - Sunumun içeriğini özetlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyorum.

öz
marrow
öz
goodness
öz
{i} medulla
öz
{i} pulp
öz
{i} extraction
öz
{i} distillation
öz
{i} elixir
öz
{i} entity
öz
{i} substratum
öz
{i} stuff
öz
{i} sum

If I had to sum up your attitude in one word, it would be arrogance. - Tutumunu tek kelimeyle özetleyecek olsaydım, bu küstahlık olurdu.

I'll summarize it all. - Onun hepsini özetleyeceğim.

öz
{i} heartbeat
öz
safety

Could you explain all the safety features to me once again? - Bana bir kez daha tüm güvenlik özelliklerini açıklayabilir misin?

öz
{i} quick
öz
{i} quintessence
öz
{i} distillate
öz
full

Full religious freedom is assured to all people. - Tam din özgürlüğü tüm insanlar için güvence altına alınmıştır.

Tom's summaries are always full of misprints. - Tom'un özetleri daima yazım hatalarıyla doludur.

öz
pith and marrow
öz
compendious
öz
meat

Hindus don't eat meat, in particular beef, and they are mainly vegetarian in order to respect the animals' lives. - Hindular et, özellikle sığır eti yemezler, onlar hayvanların yaşamlarına saygı duymak için temel olarak vejetaryendirler,

öz
genuine, real
öz
pure, unadulterated, unmixed
öz
German

Interest in German is growing, particularly in China, India and Brazil. - Almanca'ya ilgi büyüyor, özellikle Çinde, Hindistan'da ve Brezilya'da.

Germany is a free country. - Almanya özgür bir ülkedir.

öz
(Hukuk) own, substance
öz
inherent
öz
{i} cream

Tom has a craving for chocolate ice cream. - Tom'un çikolatalı dondurmaya bir özlemi vardı.

öz
subject
öz
{s} compact
öz
{i} quiddity
öz
brook, stream
öz
noumenon
التركية - التركية

تعريف özüne في التركية التركية القاموس.

Öz
nektar
öz
Sulak, verimli yer
öz
(Osmanlı Dönemi) lüb
öz
Nehirlerin etrafında bulunan eğimli arazi
öz
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm
öz
"Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
öz
Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun: "Özünü bir yerde bırakıp sadece kalıbını gezdirmişti."- H. Taner
öz
Can alıcı nokta
öz
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan: "Çocuğun bu yalanı bir anda onu bana bir öz evlat sevgisiyle bağladı."- R. N. Güntekin. İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
öz
Kendi, zat: "Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme."- Karacaoğlan. "Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
öz
Küçük dere
öz
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde: "Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde."- A. Gündüz
öz
çayırlık
öz
Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
öz
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hulâsa
öz
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa
öz
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde
öz
Dere, çay
öz
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm. Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
öz
Sulak yer
öz
Bir kimsenin benliği, kendi manevî varlığı, iç, nefis, derun
öz
İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
öz
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan
öz
Kendi, zat
الإنجليزية - التركية

تعريف özüne في الإنجليزية التركية القاموس.

öz
(Felsefe) Değişebilenin altında yatan değişmeyen
özüne
المفضلات