özünü

listen to the pronunciation of özünü
التركية - الإنجليزية
yourself
öz
{i} self

His self-denial is admirable. - Onun özverisi takdire değer.

I lost all my self-confidence. - Tüm özgüvenimi kaybettim.

öz
core

He seems like a softy on the surface, but at the core he's got an iron will that makes him an extremely tough negotiator. - Dış görünüşte bir sümsük gibi görünüyor. Fakat özünde onu zorlu bir delege yapan sağlam bir iradesi var.

öz
essence

Loving is the essence of life. - Sevmek yaşamın özüdür.

Freedom is the essence of mathematics. - Matematiğin temeli özgürlüktür.

özünü çıkarmak
extract
özünü çıkarmak
distill
özünü çıkarmak
(kahve çekird.) pulp
özünü çıkarmak
distil
öz
own

I came here of my own free will. - Ben buraya kendi özgür irademle geldim.

He doesn't have a mind of his own. - Onun kendine özgü bir düşünme tarzı yok.

öz
matter

May I talk with you in private about the matter? - Konu hakkında seninle özel olarak konuşabilir miyim?

Tom spoke to Mary in private about the matter. - Tom konu hakkında Mary ile özel görüştü.

öz
whole

He covered the whole continent in his private jet. - O, özel jetiyle tüm kıtayı katetti.

I apologized to the whole team. - Bütün takım için özür diledim.

öz
{i} epitome
öz
{s} genuine
öz
substance
öz
spirit

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

I have a free spirit. - Özgür ruhlu birisiyim.

öz
(Biyokimya) auto

In his autobiography, he repeatedly refers to his unhappy school days. - Öz yaşam öyküsünde, defalarca mutsuz okul günlerinden bahsediyor.

The private colleges and universities of the United States are autonomous. - ABD'nin özel kolejleri ve üniversiteleri özerktir.

öz
(Denizbilim) code
öz
(Denizbilim) orijin
öz
auto-
öz
self-

My failure did not weaken my self-confidence. - Hatam, özgüvenimi zayıflatmadı.

His self-denial is admirable. - Onun özverisi takdire değer.

öz
essential

A free press is essential for democracy. - Özgür bir basın demokrasi için gereklidir.

öz
juice

I feel amazing thanks to Tom's special orange juice. - Tom'un özel portakal suyu sayesinde harika hissediyorum.

öz
mind

He spoke his mind freely. - O, fikrini özgürce konuştu.

Do you have anything special in mind? - Aklınızda özel bir şey var mı?

öz
soul

Individual freedom is the soul of democracy. - Bireysel özgürlük, demokrasinin ruhudur.

öz
principle

This country is founded upon the principles of freedom, equality and fraternity. - Bu ülke, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri üzerine kurulmuş.

öz
substantiality
öz
(Gıda) intrinsic
öz
echt
öz
(Biyokimya) bio

A good biography is interesting and instructive. - İyi bir özgeçmiş, ilgi çekici ve öğreticidir.

Those green suits are special suits for reducing the risk of biological contamination. - Bu yeşil takım elbiseler, biyolojik kirlenme riskini azaltmak için özel takım elbiselerdir.

öz
(İnşaat) net

Hackers find new ways of infiltrating private or public networks. - Hackerlar, özel ya da kamuya açık ağlara gizlice girmek için yeni yollar arıyorlar.

öz
eigen-
öz
pith
öz
guarded
öz
guts
öz
eigen
öz
essential oil
öz
base

Do you like sports? Yes, I especially like baseball. - Spordan hoşlanır mısın? Evet, özellikle beyzboldan hoşlanırım.

Dachshund sausages first became popular in New York, especially at baseball games. - Dachshund sosisleri ilk olarak New York'ta popüler oldu, özellikle beyzbol oyunlarında.

öz
gist

Nobody will say it so bluntly, but that is the gist of it. - Hiç kimse bunu çok açıkça söylemeyecek ama bunun özü odur.

In reality, the explanation is a bit more complicated than this, but you get the gist. - Açıklama gerçekte bundan biraz daha karmaşık, ama sen özü anladın.

öz
crux
öz
kernel
öz
nucleus
öz
extract

Add the vanilla extract. - Vanilya özütünü ekleyin.

öz
marrow
öz
{i} content

I want to summarize the content of the presentation and draw a conclusion. - Sunumun içeriğini özetlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyorum.

öz
goodness
hukuki belgelerin veya hükümlerin özünü ortaya koyucu yorumlama
(Hukuk) construction
kaynatarak özünü çıkarmak
decoct
kaynatıp özünü çıkarmak
boil down
öz
noumenon
öz
genuine, real
öz
{i} quick
öz
extraction
öz
{i} quintessence
öz
{i} distillate
öz
{i} stuff
öz
meat

Hindus don't eat meat, in particular beef, and they are mainly vegetarian in order to respect the animals' lives. - Hindular et, özellikle sığır eti yemezler, onlar hayvanların yaşamlarına saygı duymak için temel olarak vejetaryendirler,

öz
safety

Could you explain all the safety features to me once again? - Bana bir kez daha tüm güvenlik özelliklerini açıklayabilir misin?

öz
elixir
öz
{i} sum

Can you briefly sum up what was said at the meeting? - Toplantıda ne söylendiğini kısaca özetleyebilir misin?

I'll summarize it all. - Onun hepsini özetleyeceğim.

öz
{i} heartbeat
öz
{i} substratum
öz
{i} entity
öz
pith and marrow
öz
German

President Wilson accepted Germany's apology. - Başkan Wilson Almanya'nın özrünü kabul etti.

Was Nazism peculiar to Germany? - Nazizm Almanya'ya mı özgüydü?

öz
distillation
öz
(Hukuk) own, substance
öz
{i} quiddity
öz
{s} full

Tom's summaries are always full of misprints. - Tom'un özetleri daima yazım hatalarıyla doludur.

Full religious freedom is assured to all people. - Tam din özgürlüğü tüm insanlar için güvence altına alınmıştır.

öz
{s} compact
öz
brook, stream
öz
{s} compendious
öz
subject
öz
{i} cream

Tom has a craving for chocolate ice cream. - Tom'un çikolatalı dondurmaya bir özlemi vardı.

öz
{i} medulla
öz
{i} pulp
öz
pure, unadulterated, unmixed
öz
inherent
التركية - التركية

تعريف özünü في التركية التركية القاموس.

Öz
nektar
öz
Sulak, verimli yer
öz
(Osmanlı Dönemi) lüb
öz
Nehirlerin etrafında bulunan eğimli arazi
öz
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm
öz
"Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
öz
Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun: "Özünü bir yerde bırakıp sadece kalıbını gezdirmişti."- H. Taner
öz
Can alıcı nokta
öz
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan: "Çocuğun bu yalanı bir anda onu bana bir öz evlat sevgisiyle bağladı."- R. N. Güntekin. İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
öz
Kendi, zat: "Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme."- Karacaoğlan. "Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
öz
Küçük dere
öz
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde: "Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde."- A. Gündüz
öz
çayırlık
öz
Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
öz
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hulâsa
öz
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa
öz
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde
öz
Dere, çay
öz
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm. Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
öz
Sulak yer
öz
Bir kimsenin benliği, kendi manevî varlığı, iç, nefis, derun
öz
İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
öz
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan
öz
Kendi, zat
الإنجليزية - التركية

تعريف özünü في الإنجليزية التركية القاموس.

öz
(Felsefe) Değişebilenin altında yatan değişmeyen
özünü
المفضلات