çekilmez

listen to the pronunciation of çekilmez
التركية - الإنجليزية
insufferable
unbearable

The older Mary gets, the more unbearable she becomes. - Mary ne kadar yaşlanırsa o kadar çekilmez olur.

Life without humor would be unbearable. This applies to love as well. - Mizah olmadan hayat çekilmez olurdu. Bu sevgi için de geçerlidir.

beyond endurance
unbearable, intolerable
unendurable
provoking
past endurance
beyond all bearing
intolerable

The bureaucracy was intolerable. I'm glad I left. - Bürokrasi çekilmezdi. Terk ettiğime memnun oldum.

Your behavior is intolerable. - Senin davranışın çekilmez.

unbearable, intolerable, insufferable
unacceptable
beyond bearing
impossible
insupportable
forbidding
indeclinable
çekilmez kadın
bag
çekilmez tip
shocker
çek
cheque

Someone stole my wallet. I no longer have a cheque book or a credit card. - Birisi benim cüzdanımı çaldı. Artık bir çek defterim ya da bir kredi kartım yok.

As soon as I received the cheque, I went to the bank. - Çeki alır almaz bankaya gittim.

çek
drafting
çek
(Kanun) bill of exchange
çek
(Otomotiv) non-return valve
çek
draught
çek
(Ticaret) check cheque
çek
acquittance
çek
attract

I find her appearance attractive. - Onun görünümünü çekici bulurum.

Negative electrons attract positive electrons. - Negatif elektronlar pozitif elektronlar çekerler.

çek
{f} hauling
çek
shrink back
çek
pop
çek
roll up

Roll up your right sleeve. - Sağ elbise kolunu yukarı çek.

çek
draw away
çek
{f} haul
çek
drew

The card you drew was a red, wasn't it? - Çektiğin kart bir kırmızıydı, değil mi?

She drew the chair towards her. - O sandalyeyi ona doğru çekti.

çek
{f} shrinking
çek
{f} shrunk

My jeans have shrunk. - Kot pantolonum çekti.

Tom's new shirt shrunk when he washed it and now it doesn't fit. - Tom yeni gömleğini yıkadığında çekti ve şimdi uymuyor.

çek
pull on
çek
suffer from

Some people in the world suffer from hunger. - Dünyada bazı insanlar, açlıktan çeker.

It is a shameful fact that, while there are lands where people suffer from hunger, within Japan there are many households and restaurants where much food is thrown away. - İnsanların açlık çektiği yerler varken, Japonya'da birçok yiyeceğin atıldığı bir sürü meskenlerin ve restoranların olması yüz kızartıcı bir gerçektir.

çek
pull

He pulled his son by the ear. - O, oğlunun kulağını çekti.

He pulled up the weed and threw it away. - O, otu çekti ve onu attı.

çek
yank

Stop yanking my hair, it hurts! - Saçımı çekmeyi durdur, acıyor!

Tom gave the rope a yank. - Tom halata ani bir çekiş verdi.

çek
cheques
çek
of check
çek
inflect

In that language, adjectives and nouns are inflected for gender. - O dilde, sıfatlar ve isimler cinsiyete göre çekilir.

kahırı çekilmez
unbearable, insupportable, insufferable
Çek
{i} Czech

The professor teaches Czech. - Öğretmen, Çekçe öğretiyor.

I want to buy a Czech sweater. - Çek kazağı satın almak istiyorum.

Çek
(a) Czech
Çek
czechoslovak
Çek
Czech, of the Czechs
çek
pull#on
çek
pullon
çek
{i} check

He opened a checking account with the bank. - O, bankada bir çek hesabı açtı.

I'd like to pay by check. - Çek ile ödeme yapmak istiyorum.

çek
cheque, check
çek
written order from one party directing a bank to pay a specified amount of money to another party
çek
rollup
çek
lure

Layla lured Sami to her house. - Leyla, Sami'yi evine çekti.

Tom lured us into a trap. - Tom bizi bir tuzağa çekti.

çek
of the Czech Republic; of the former nation of Czechoslovakia
çek
native or resident of the Czech Republic; resident of the former nation of Czechoslovakia; check
çek
drawaway
التركية - التركية

تعريف çekilmez في التركية التركية القاموس.

ÇEK
(Osmanlı Dönemi) Çekoslovakya, Bohemya ahalisinden olan ve Çek'ce konuşan kavim ki, Osmanlı metinlerinde "çeh" diye geçer
Çek
Çek halkına özgü olan
Çek
Slavların batı kolundan olan bir ulus veya bu ulusun soyundan gelen kimse
çek
Bir kimsenin, bankadaki parasının dilediği kimseye ödenmesi için bankaya gönderdiği yazılı belge
çekilmez
المفضلات