çoğunlukla

listen to the pronunciation of çoğunlukla
Türkçe - İngilizce
mostly

I mostly have fruit for breakfast. - Sabah kahvaltısı için çoğunlukla meyve yerim.

The pain has mostly gone away. - Ağrı çoğunlukla geçti.

usually

Buses in the country don't usually come on time. - Ülkedeki otobüsler çoğunlukla zamanında gelmezler.

What you say is usually true. - Senin söylediğin çoğunlukla doğru oluyor.

generally
commonly

Sirius is commonly called the Dog Star. - Sirius çoğunlukla Dog Star olarak adlandırılır.

Radishes are commonly used as a salad vegetable and eaten raw. - Turp çoğunlukla salata sebzesi olarak kullanılır ve çiğ yenir.

mostly, commonly, usually, generally, as a rule, more often than not
in the main

In the main, I am in favor of political reform if meaningful changes are made. - Çoğunlukla anlamlı değişiklikler yapılırsa ben siyasi reformdan yanayım.

frequently

He frequently jumps from one topic to another while he is talking. - O konuşurken çoğunlukla bir konudan diğerine atlar.

It happens frequently on vacation. - Bu çoğunlukla tatilde olur.

by a majority
with majority of votes
often

A totally ordered set is often called a chain. - Bütünüyle sipariş edilmiş bir takıma çoğunlukla bir zincir denilir.

Humility often gains more than pride. - Alçak gönüllülük çoğunlukla kibirden daha çok yükseltir.

usual

Tom usually sleeps eight hours. - Tom çoğunlukla sekiz saat uyur.

Buses in the country don't usually come on time. - Ülkedeki otobüsler çoğunlukla zamanında gelmezler.

mainly

Pollutants like this derive mainly from the combustion of fuel in car engines. - Böyle kirleticiler çoğunlukla otomobil motorlarındaki yakıt tüketiminden kaynaklanmaktadır.

Alzheimer's disease affects mainly people older than 60 years. - Alzheimer hastalığı çoğunlukla 60 yaşından fazla olan insanları etkiler.

principal
normally
normal

Even though Tom eats mostly junk food, he rarely gets sick and his BMI is in the normal range. - Tom çoğunlukla abur cubur yese de, nadiren hastalanır ve Vücut Kitle İndeksi normal aralıktadır.

for the most part
more often

More often than not, people believe what you tell them. - Çoğunlukla, insanlar kendilerine söylediğine inanırlar.

largely

The audience was largely made up of very young children. - Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.

as a rule
ordinarily
more often than not

More often than not, a student will come up with the right answer.

principally
preponderate
ordinary
çoğunluk
majority

The majority didn't accept the proposal. - Çoğunluk teklifi kabul etmedi.

A majority voted against the bill. - Bir çoğunluk tasarıya karşı oy verdi.

çoğunlukla seçim
(Ticaret) majority voting
çoğunlukla seçmek
elect by majority
çoğunluk
(Kanun) quorum
çoğunluk
mass
çoğunluk
plurality
çoğunluk
generality
çoğunluk
the majority

The majority was for him. - Çoğunluk onun yanındaydı.

The majority didn't accept the proposal. - Çoğunluk teklifi kabul etmedi.

salt çoğunlukla seçmek
(Hukuk) to elect by a simple majority
çoğunluk
{i} bulk
çoğunluk
run
çoğunluk
ruck
çoğunluk
preponderance
çoğunluk
majority, the generality
çoğunluk
the crowd

The crowd was mostly women and children. - Kalabalık, çoğunlukla kadınlar ve çocuklardı.

çoğunluk
{i} predominance
Türkçe - Türkçe
Çoğu zaman, çoğu kez
Çoğunluğa dayanılarak
Çoğunluğa dayanılarak. Çoğu zaman, çoğu kez: "Çoğunlukla akşamları ve bazen sabahleyin sisler içinde kalıyoruz."- R. H. Karay
Çoğunluk
çokluk
çoğunluk
Sayı üstünlüğü, ekseriyet: "Kapatılmış bir siyasi partinin mensuplarının üye çoğunluğunu teşkil edeceği bir siyasi parti kurulamaz."- Anayasa
çoğunluk
Sayı üstünlüğü, ekseriyet
çoğunluk
(Osmanlı Dönemi) ekseriyet
çoğunlukla