şiddetli

listen to the pronunciation of şiddetli
Türkçe - İngilizce

şiddetli teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

severe The woman used a nasal spray because she had a severe cold. - Kadın burun spreyi kullandı, çünkü şiddetli bir soğuk algınlığı geçirdi.
violent Harun has a violent temper. - Harun'un şiddetli bir öfkesi var.
bitter Man has many wishes that he does not really wish to fulfil, and it would be a misunderstanding to suppose the contrary. He wants them to remain wishes, they have value only in his imagination; their fulfilment would be a bitter disappointment to him. Such a desire is the desire for eternal life. If it were fulfilled, man would become thoroughly sick of living eternally, and yearn for death. - İnsanın gerçekten yapmak istemediği bir sürü istekleri vardır, ve aksini düşünmek bir yanlış anlama olurdu.O onların istekler kalmasını ister, onların sadece onun hayalinde değeri vardır; Onların yapılması ona karşı daha şiddetli bir hayal kırıklığı olurdu. Böyle bir istek sonsuz hayat için istektir.Eğer onlar yerine getirilse, insan sonsuza kadar yaşamaktan tamamen usanırdı ve ölümü isterdi.
fulminant
consuming
stern
strong Harun's strong interest in Mine provoked my jealousy. But I managed to conceal. - Harun'un Mine'ye olan yoğun ilgisi, bende şiddetli bir kıskançlık hissi uyandırdı. Ama belli etmedim.
vehemently; passionately, with great feeling
frenzied
frenetic
forceful
furious
gusty Gusty winds are making travel hazardous for high profile vehicles. - Şiddetli rüzgarlar yüksek profilli araçlar için seyahati tehlikeli yapıyorlar.
flash
(Hukuk) vigorous, severe
violently, severely
violent; intense, intensive; severe; acute; bitter; furious; drastic; passionate; excruciating
intense; severe, violent; vehement; passionate
exquisite
vehement
drastic
acute This city will suffer from an acute water shortage unless it rains soon. - Bu şehir, yağmur yağmazsa yakında şiddetli bir su sıkıntısı yaşayacaktır.
sharp His observation is sharp, but he says very little. - Onun gözlemi şiddetli fakat o çok az diyor.
heavy I couldn't go because of the heavy rain. - Şiddetli yağmur nedeni ile gidemedim.
harsh
astringent
brutal
extreme
ferocious
flaming
deep Harun speaks with a deep southern accent. - Harun şiddetli bir güney aksanıyla konuşur.
burning The fire is burning furiously. - Yangın şiddetli bir şekilde yanıyor.
cast iron
{s} intensive
{s} rigorous
{s} fucking It's so fucking cold! - Hava çok şiddetli soğuk.
{s} fierce His thirst is fierce. - Onun susuzluğu şiddetli.
{s} strenuous
severest
severly
stark
{s} stormy
{s} smashing
{s} intense The bite of this spider causes intense pain. - Bu örümceğin ısırması şiddetli ağrıya sebep olur.
{s} poignant
stiff
wild
crave
towering
(Kanun) grave
stringent
thunderous The soprano received thunderous applause for her performance. - Soprano performansı için şiddetli alkış aldı.
{s} torrential
{s} round
boisterous
rude
passionate
rigid
excruciating
{s} sweeping
ironclad
sledgehammer
{s} hard It snowed hard yesterday. - Dün şiddetli kar yağdı.
{s} high
{s} intemperate
{s} impetuous
{s} hot
{s} keen
energetic
{s} vicious He gave the barking dog a vicious kick. - O, havlayan köpeğe şiddetli bir tekme attı.
ani ve şiddetli rüzgâr
squall
şiddetli biçimde
intensely
şiddetli yağmur
pour
şiddetli (duygu)
strong Harun's strong interest in Mine provoked my jealousy. But I managed to conceal. - Harun'un Mine'ye olan yoğun ilgisi, bende şiddetli bir kıskançlık hissi uyandırdı. Ama belli etmedim.
şiddetli rüzgâr
gale
şiddetli yağmur
cloudburst
şiddetli akım
heavy current
şiddetli akıntı
shoot
şiddetli alkışlar
shouts of applause
şiddetli arzu
consuming desire
şiddetli açlık
ravenous hunger
şiddetli esmek
rage
şiddetli esmek
rush
şiddetli esmek
storm A severe ocean storm hit the West Indies. - Şiddetli bir okyanus fırtınası Batı Hint adalarını vurdu.
şiddetli geçimsizlik
irretrievable breakdown of marriage
şiddetli geçimsizlik law extreme incompatibility
(a ground for divorce)
şiddetli hava koşulları
severe weather In severe weather, it's best to stay indoors. - Şiddetli havalarda, evde kalmak en iyisidir.
şiddetli istek
thirst His thirst is fierce. - Onun susuzluğu şiddetli.
şiddetli karın ağrısı
griping pains
şiddetli met hareketi
springtide
şiddetli mücadele
warm work
şiddetli olmak
rage
şiddetli rüzgâr
strong wind When I got to the airport, there was a strong wind. - Havaalanına ulaştığımda, güçlü bir rüzgar vardı.
şiddetli rüzgâr
fresh breeze
şiddetli rüzgâr
blast An icy blast of wind cut me to the bone. - Dondurucu ve kuvvetli olan rüzgar kemiklerime işledi.
şiddetli soğuk
freeze up
şiddetli tartışma
ironclad argument
şiddetli ve ani yağmur
waterspout
şiddetli yağma
pelt
şiddetli yağmur
downpour There's going to be a downpour. - Sağanak yağmur olacak.
şiddetli yağmur
heavy rain I couldn't go because of the heavy rain. - Şiddetli yağmur nedeni ile gidemedim.
şiddetli yağmur
driving rain
şiddetli çatışma
close fight
şiddetli şey
heck
şiddetli geçimsizlik
severe conflict
galiz ve şiddetli nesne
galiz and heavy objects
beklenen en şiddetli deprem
(Çevre) maximum credible earthquake
güçlü ve şiddetli dalga
roust
kısa süren şiddetli rüzgâr
scud
kısa ve şiddetli yağış
flurry
tropik şiddetli humma
calenture
çok şiddetli
towering
Türkçe - Türkçe

şiddetli teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Etkisi çok olan, zorlu: "Bir aralık rahmetli babam şiddetli bir romatizmaya tutulmuştu."- F. R. Atay
Zorlu, sert
Hızlı
Aşırı
Hızlı: "Şiddetli yağmurun damlaları camı dövüyordu."- R. Enis
(Osmanlı Dönemi) MİHYAC
(Osmanlı Dönemi) KIRA'
(Hukuk) ŞEDİT
(Osmanlı Dönemi) KADDA'
şiddetli