savunucu

listen to the pronunciation of savunucu
Türkçe - İngilizce
advocate

You are our advocate Tom. - Sen bizim savunucumuzsun, Tom.

apologist
law counsel for the defense
defender

Emmanuel Macron is a staunch defender of the European Union. - Emmanuel Macron, Avrupa Birliğinin sağlam bir savunucusudur.

Sami is his daughter's biggest defender. - Sami, kızının en büyük savunucusudur.

champion
champion, advocate
supporter
exponent
defensive

Why are you so defensive? - Neden bu kadar savunucusun?

Don't get defensive. I'm not blaming you. - Savunucu olmayın. Sizi suçlamıyorum.

protective
sağ savunucu
soccer right fullback, right back
savun
{f} advocate

He advocated abolishing class distinctions. - O, sınıf ayrımlarının ortadan kaldırılmasını savundu.

He advocates a revision of the rules. - Kuralların bir revizyonunu savunuyor.

savun
{f} defending

Tom was defending himself. - Tom kendini savunuyordu.

No one is defending my country. - Kimse ülkemi savunmuyor.

savun
defend

They defended their country against the invaders. - Onlar istilacılara karşı ülkelerini savundular.

Paris did her best to defend her liberties. - Paris, özgürlüklerini savunmak için elinden geleni yaptı.

savun
argue for
savun
stick up for

I will never forgive you because you did not stick up for me at the meeting. - Beni toplantıda savunmadığın için seni asla affetmeyeceğim.

Türkçe - Türkçe
Bir şeyi savunan kimse, müdafi: "Bu türlü hak savunucularının türlüsüyle karşılaştım hayatımda."- N. Cumalı
Bir şeyi savunan kimse, müdafi
Savunma oyuncusu
bek
müdafi
savunucu