Leyla ve Sami yaşlı ve kırışmıştılar.
- Layla and Sami aged up and wrinkled up.
Yaşlılara karşı nazik olmalıyız.
- We should be kind to the aged.
O, on yedi yaşındadır.
- She is aged seventeen.
Fadıl, 76 yaşında doğal nedenlerden dolayı hapishanede öldü.
- Fadil died in prison, aged 76, of natural causes.
Eğer İskoçya'dan gelmiyorsa ve en az on iki yıl eskitilmediyse o zaman o, viski değildir.
- If it's not from Scotland and it hasn't been aged at least twelve years, then it isn't whisky.
Bakım onu çabuk yaşlandırdı.
- Care aged him quickly.
Endişeler onu hızla yaşlandırdı.
- Worries aged him rapidly.
Aged 18, he had no idea what would happen next.
... So, there are policy implications for a rising aged population, we better invest in ...
... what you see is that in the rich countries, there are about as many people aged, let’s ...