O, zamanında varmak için koştu.
- He ran, so as to arrive on time.
İşitebilmek için önde oturdu.
- He sat in the front so as to be able to hear.
Bu çok iştah açıcı görünmüyor.
- It doesn't sound very appetizing.
Salyangoz çok iştah açıcı gelmiyor.
- Escargot doesn't sound very appetizing.