Определение gün в Турецкий язык Английский Язык словарь
- day
Rome was not built in a day.
- Roma bir gün içinde kurulmamıştır.
And I will raise it again in three days.
- Ve onu üç günde tekrar kaldıracağım.
- day, days, time, times, period
- happy days, better times, days of happiness
- special day, feast day
- date (a given point of time)
- day, time
- a woman's at-home day
- daytime, day
- day; sun; sunlight, sunshine; daytime; today, present; time; age, period; good times; date; at-home day
- daylight, sunlight
- (Hukuk) date
Your opinion seems to be out of date.
- Sizin fikirleriniz güncelliğini yitirmiş gibi görünüyor
Which is the date of your birthday?
- Doğum günün hangi tarih?
- sun
Every day they killed a llama to make the Sun God happy.
- Onlar Güneş Tanrısı'nı mutlu etmek için her gün bir lama öldürdü.
In most countries, with the exception of the Arab countries and Israel, Saturday and Sunday are defined as the weekend.
- Birçok ülkede, Arap ülkeleri ve İsrail hariç genellikle Cumartesi ve Pazar, hafta sonu günleri olarak ilan edilmiştir.
- bee
I'm worn out, because I've been standing all day.
- Bütün gün ayakta durduğum için yoruldum.
I regret having been idle in my school days.
- Okul günlerimde aylak olduğum için pişmanım.
- sunlight
Sunlight brightens the room.
- Güneş ışığı odayı aydınlatıyor.
This room doesn't get much sunlight.
- Bu oda çok fazla güneş ışığı almıyor.
- present
We chose Mary a good birthday present.
- Mary'ye iyi bir doğum günü hediyesi seçtik.
I would like to give him a present for his birthday.
- Ona doğum günü için bir hediye vermek istiyorum.
- today
As everyone knows, today is a very significant day for us.
- Herkesin bildiği gibi, bugün bizim için çok anlamlı bir gündür.
Today is the hottest day this year.
- Bugün, bu yılın en sıcak günüdür.
- (Bilgisayar) on
- sunshine
Sunshine is beneficial to plants.
- Güneş ışığı bitkiler için faydalıdır.
This room gets a lot of sunshine.
- Bu oda bol güneş ışığı alır.
- time
How many times a day does that bus run?
- O otobüs günde kaç kez çalışır?
These medicines should be taken three times a day.
- Bu ilaçlardan günde üç kez alınmalı.
- (Latin) dies
Sami will maintain his innocence until the day he dies.
- Sami masumiyetini öldüğü güne kadar sürdürecek.
- the day
- on the day
- day a
- by the day
- gün ışığına çıkmak
- emerge
- gün batımı
- sunset
Have you ever seen such a beautiful sunset?
- Şimdiye kadar böylesine güzel bir gün batımı gördün mü?
Never have I seen such a beautiful sunset.
- Asla böylesine güzel bir gün batımı görmedim.
- gün içinde
- today
- gün önce
- days ago
- Gün doğmadan neler doğar
- (Atasözü) It is the unexpected that always happen
- gün ağarmak
- dawn
- gün batısı
- days of the west
- gün doğuşu
- sunrise
- gün geçirmek
- day to spend
- gün geçtikçe
- day after day
- gün gibi aşikâr
- clear as day
- gün gibi aşikâr/ortada
- clear as day / clear
- gün yeli
- winds of the day
- gün yüzüne çıkarmak
- Cause or allow to be seen
- gün yüzüne çıkarmak
- Reveal
- gün ışığına çıkartmak
- take somebody out into daylight
- Gün ve aydınlık tanrısı
- Apollo
- gün almak
- 1. to get an appointment (from). 2. to have passed (a certain age) by (a specified number of days)
- gün atlamamak
- not to miss out a day
- gün ağarmak
- for day to dawn, for dawn to break
- gün ağarmak
- (day) to dawn
- gün ağarması
- aurora, dawn
- gün ağarması
- peep of day
- gün ağarması
- daybreak, dawn
- gün ağarırken
- at dawn
- gün aşırı
- on alternate days
- gün aşırı
- every other day
- gün aşırı
- günaşırı
- gün batması
- sunset, sundown
- gün batımı
- the set of the day
- gün batımı sonrası kızıllık
- afterglow
- gün batımında doruklardaki kızıl ışık
- alpenglow
- gün batımından önce
- day before
- gün belirlemeksizin
- sine die
- gün boyu
- day long
Having worked on the farm all day long, he was completely tired out.
- Bütün gün boyunca çiftlikte çalıştığı için, o tamamen yorgundu.
She felt restless all day long.
- O gün boyu huzursuz hissetti.
- gün boyu
- all day
She's been working all day long.
- O, bütün gün boyunca çalışmaktaydı.
Having worked on the farm all day long, he was completely tired out.
- Bütün gün boyunca çiftlikte çalıştığı için, o tamamen yorgundu.
- gün boyu geçerli bilet
- day ticket
- gün boyu süren
- around-the-clock
- gün boyu süren
- round the clock
- gün boyu süren
- day long
- gün boyunca
- round the clock
- gün boyunca
- around-the-clock
- gün bugün
- (Konuşma Dili) Now is the time
- gün değmemiş
- juvenile
- gün değmemiş su
- juvenile water
- gün doğmadan neler doğar
- (Atasözü) A lot can happen between now and then
- gün doğmak
- a) (sun, morning) to rise, to dawn, to break b) (one's luck/day) to come
- gün doğmak
- 1. for the sun to rise, for day to dawn. 2. (for someone) to have an unexpected opportunity or stroke of fortune
- gün durumu astr
- solstice
- gün geçmek
- get a sunstroke
- gün geçmek
- to get a sunstroke
- gün gibi açık
- obvious, evident, clear as a day
- gün gibi açık/aşikâr altogether clear
- very clear, manifest
- gün gibi ortada
- clear as daylight
- gün gibi ortada
- as clear as day
- gün gibi ortada
- as clear as daylight
- gün gibi ortada
- clear as day
- gün gibi ortada
- obvious, evident, clear as a day
- gün görmek
- live a healthy and happy life
- gün görmek
- to live a healthy and happy life
- gün görmek
- to see happy days
- gün görmemek
- to know nothing but unhappiness
- gün görmemek
- to have hard times
- gün görmez
- 1. (place) which doesn't get any sunlight, sunless. 2. (someone) who never gets out in the sun
- gün görmüş
- 1. (someone) who has seen better days. 2. experienced
- gün görmüş
- worldly-wise
- gün göstermek
- to make (someone) live happily
- gün kavuşmak/inmek
- for the sun to set/go down, for night to fall
- gün koymak
- to put aside a day, assign some time (for)
- gün ola harman ola
- (Konuşma Dili) One day its time will come
- gün ortası
- midday
- gün sürmek
- to live prosperously
- gün tutulmak
- for the sun to be eclipsed
- gün tutulması
- solar eclipse
- gün tutulması astr
- solar eclipse
- gün tün eşitliği astr
- equinox
- gün yapmak
- (for women) to be at home to guests
- gün ışığı
- daylight
Very large windows assure abundant natural daylight.
- Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.
I forgot that the daylight saving time ended last week.
- Gün ışığından yararlanma saatinin geçen hafta sona erdiğini unuttum.
- gün ışığına çıkarmak
- to bring to light
- gün ışığına çıkarmak
- rake up
- gün ışığına çıkmak
- surface
- gün ışığına çıkmak
- to come to light; to become clear
- gün ışığında
- in daylight
- gün-tün eşitliği
- equinox
- gün/hafta/ay
- (Bilgisayar) day/week/month
- gün/saat
- (Bilgisayar) days/times
- günlerden bir gün
- one of these days
- günlerden bir gün once upon
- a time
- gününü gün etmek
- live it up
- gününü gün etmek
- to enjoy the day
- gününü gün etmek
- to be really enjoying oneself, be having a real good time, be having a hell of a good time
- her gün
- every day
Do you study English every day?
- Her gün İngilizce çalışıyor musun?
I play football every day.
- Her gün futbol oynarım.
- hafta içi gün
- weekday
The weekdays are: Monday, Tuesday, Wednesday, Thursday, and Friday.
- Hafta içi günleri : Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma'dır.
- ertesi gün
- morrow
- günler
- days
How can I forget those days?
- Bu günleri nasıl unutabilirim?
This is the house where I lived in my early days.
- Burası benim ilk günlerimi yaşadığım evdir.
- her gün
- daily
Traffic accidents happen daily.
- Trafik kazaları her gün olur.
I speak English daily.
- Her gün İngilizce konuşuyorum.
- her gün işe trenle gidip gelen kimse
- commuter
- kara gün
- (deyim) a rainy day
- artık gün
- leap day
- birer gün arayla
- every other day
- birkaç gün önce
- the other day
- bütün gün
- early and late
- bütün gün
- a clear day
- bütün gün
- full time
- derece gün
- (Meteoroloji) degree day
- derece-gün
- degree-day
- erken gün batımı
- (Bilgisayar) early sunset
- ertesi gün
- very next day
- ertesi gün
- the day following
- ertesi gün
- the following day
The following day, Sophie combed and dressed her doll because her friends were coming over.
- Ertesi gün, Sophie oyuncak bebeğini taradı ve giydirdi çünkü arkadaşları geliyorlardı.
He said that he was going home the following day.
- O, ertesi gün eve gideceğini söyledi.
- evvelki gün
- the previous day
- gün be gün
- every single day
- gün be gün
- every day
- gün be gün
- from day to day
- günler
- times
Sami is going through difficult times right now.
- Sami şu an zor günler geçiriyor.
Let's remember the good times.
- İyi günleri hatırlayalım.
- hafta içi her gün
- every weekday
- hafta içindeki gün
- weekday
- hafta sekiz, gün dokuz
- all the time
- hemen ertesi gün
- very next day
- her gün
- day after day
He comes to see his sick friend day after day.
- Her gün hasta arkadaşını görmeye geliyor.
I worked on it day after day.
- Her gün onun üzerinde çalıştım.
- her gün
- (Ticaret) per diem
- ilk gün
- first day
My first day in the university was rather boring.
- Üniversitedeki ilk günüm oldukça sıkıcıydı.
Today is the first day of fall.
- Bugün sonbaharın ilk günü.
- kara gün
- (deyim) rainy day
You must provide for a rainy day.
- Ak akçe kara gün içindir.
Save up something for a rainy day.
- Ak akçe kara gün içindir.
- kötü gün
- (deyim) a rainy day
- kötü gün
- a dark day
- on iki gün
- twelve days
- saptamak (tarih/gün vb'ni)
- appoint
- sisli gün
- foggy day
- suni gün ışığı
- (Askeri) artificial daylight
- tayin etmek (tarih/gün vb'ni)
- appoint
- yedi gün
- 7 days
- önemli gün
- occasion
- önemli gün
- d-day
- gün batımı
- sundown
The sheriff told Tom to be out of town by sundown.
- Şerif Tom'a gün batımına kadar şehir dışında olmasını söyledi.
Lincoln arrived at Gettysburg at sundown.
- Lincoln Gettysburg gün batımında geldi.
- gün ışığı
- light
Sun lights the landscape, pain illuminates the soul.
- Gün ışığı ortalığı aydınlatır, acılar da ruhu.
New facts about ancient China have recently come to light.
- Son zamanlarda eski Çin hakkında yeni gerçekler gün ışığına çıktı.
- 11inci gün
- 11th day
- 11inci gün
- day 11
- bu günden sonra gelecek ilk gün
- The first day will come after this day
- ertesi gün hapı
- next day pill
- gün içinde
- within the day
- gün içinde
- within day
- gün ışığı
- day light
- iyi gün dostu
- Fair friend
- o gün bu gündür
- Ever after
- tam gün
- full-time
- tüm gün
- all day
Tom spent all day looking around antique shops.
- Tom tüm günü antika dükkanlarının etrafında bakınarak geçirdi.
The computer repair took all day.
- Bilgisayar tamiri tüm gün sürdü.
- yaz gün
- summer days
- gün ışığı
- sunn hemp
- yarım gün okuyup yarım gün çalışan çocuk
- half-timer