I didn't want to get up early.
- Erken kalkmak istemedim.
Bill got up so early that he caught the first train.
- Bill çok erken kalktı ve ilk treni yakaladı.
I always arrive a little ahead of time.
- Her zaman biraz erken gelirim.
Get up early, and you'll be in time.
- Erken kalk ve zamanında ol.
If you had left home a little earlier you would have been in time.
- Evden biraz daha erken çıksaydın, zamanında olurdun.
My wife gave birth prematurely to a 1500-gram baby girl.
- Karım erken 1500 gramlık bir bebek kız doğurdu.
A pointless life is a premature death.
- Anlamsız bir yaşam, erken doğmuş bir ölümdür.
Tom was born a month premature.
- Tom bir ay erken doğdu.
I'm sorry I couldn't write to you sooner.
- Üzgünüm sana daha erken yazamadım.
The sooner you do it, the better it is.
- Ne kadar erken yaparsan, o kadar iyi.
I told you we should've gotten here earlier. Now there aren't any places left to sit.
- Sana buraya daha erken gelmemiz gerektiğini söyledim. Şimdi oturmak için hiç yer kalmadı.
Sorry I haven't replied to your letter earlier.
- Üzgünüm, mektubuna daha erken cevap vermedim.
Tom works from early in the morning until late at night every day.
- Tom her gün sabah erken saatlerden gece geç saatlere kadar çalışıyor.
Get up early, else you'll be late for school.
- Erken kalk, yoksa okula geç kalacaksın.
She is an early riser.
- O erken kalkan biridir.
I'm not an early riser.
- Ben erken kalkan biri değilim.
I told you we should've gotten here earlier. Now there aren't any places left to sit.
- Sana buraya daha erken gelmemiz gerektiğini söyledim. Şimdi oturmak için hiç yer kalmadı.
In those days, I went to bed earlier.
- O günlerde ben daha erken yatmaya gittim.
Please call me at your earliest convenience.
- Lütfen uygun olan en erken zamanında beni ara.
The earliest I can come is around 3.
- En erken saat 3 gibi gelebilirim.