The ems and ens at the beginnings and ends.
The mall is en route to grandpa’s house.
The shipment is en route to the buyer.
Those were his very last words - Bunlar onun en son sözleriydi.
You might at least have said, Thank you, when someone helped you.
- Birisi sana yardım ettiğinde, en azından, teşekkür ederim diyebilirdin.
She wrote to her parents at least once a week.
- O, en azından haftada bir kez anne ve babasına yazdı.
She wrote to her parents at least once a week.
- O, en azından haftada bir kez anne ve babasına yazdı.
Brush your teeth twice a day at least.
- Dişlerini günde en az iki kez fırçala.
The motto of Twitter is The best way to discover what's new in your world.
- Twitter'ın sloganı Dünyanızda nelerin yeni olduğunu keşfetmenin en iyi yolu.'dur.
In my opinion, German is the best language in the world.
- Bana göre Almanca dünyadaki en iyi dildir.
Where was I when I needed myself most?
- Kendime en çok ihtiyacım olduğunda neredeydim?
Football is the most known sport in the world.
- Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.
Tom finally agreed to let Mary in on the secret.
- Tom en sonunda Meryem'e sırrı vermeyi kabul etti.
I finally found my way out of the confusing maze.
- En sonunda kafa karıştıran labirentten dışarı çıkabildim.
I found his latest novel interesting.
- Onun en son romanını ilginç buldum.
I just bought the latest version of this MP3 player.
- Ben az önce bu MP3 çaların en son sürümünü satın aldım.
It will take her at least two years to be qualified for that post.
- Onun bu görev için nitelikli olması en az iki yılını alacak.
We must sleep at least seven hours a day.
- Günde en az yedi saat uyumak zorundayız.
Our restaurant is the best.
- Bizim restoran en iyisidir.
I will do my duty to the best of my ability.
- Yeteneğimin en iyisine göre görevimi yapacağım.
The last time I went to China, I visited Shanghai.
- Çin'e gittiğim en son zaman, Şangay'ı ziyaret ettim.
At last, he realized his error.
- En sonunda hatasını anladı.
The coral reef is the region's prime attraction.
- Mercan kayalığı, bölgenin en önemli cazibesidir.
Thanks for your soonest answer!
- En erken cevabınız için teşekkürler!
This is the cheapest store in town.
- Bu, şehirde en ucuz mağazadır.
Many of our clothes are made in Bangladesh because it's the cheapest place to manufacture them.
- Onları üretmek için en ucuz yer olduğundan dolayı elbiselerimizin çoğu Bengladeş'te yapılırlar.
Look in your top drawer.
- En üst çekmecene bak.
I can reach the top shelf.
- Ben en üst rafa ulaşabilirim.
Lee was dressed in his finest clothing.
- Lee en güzel elbisesini giymişti.
This is the finest picture I have ever seen.
- Bu şimdiye kadar gördüğüm en güzel resim.
The snow-flakes seemed larger and larger, at last they looked like great white fowls.
- Kar taneleri, en sonunda büyük beyaz kuşlara benzeyene kadar büyüdü de büyüdü.
At last, he realized his error.
- En sonunda hatasını anladı.
This is the most recent picture of Tom I could find.
- Bu, Tom'un bulabildiğim en son resmi.
When was your most recent dental appointment?
- En son diş randevun ne zamandı?
The strangest thing is that he saved his arch enemy from an unavoidable death.
- En tuhaf şey onun en büyük düşmanını kaçılmaz bir ölümden kurtarmış olmasıdır.
He is the greatest architect that has ever lived.
- O şimdiye kadar yaşamış en büyük mimar.
Suddenly the eldest daughter spoke up, saying, I want candy.
- En büyük kız şeker istiyorum diyerek birdenbire konuştu.
Fatima is the eldest student in our class.
- Fatma sınıfımızdaki en büyük öğrencidir.
Paris is one of the biggest cities in the world.
- Paris, dünyadaki en büyük kentlerden biridir.
Communism was the biggest issue in the campaign.
- Komünizm kampanyada en büyük konu oldu.
This lake is the deepest in this country.
- Bu göl bu ülkede en derindir.
This lake is deepest at this point.
- Bu göl bu noktada en derin.
I'm glad I'm not the youngest person here.
- Burada en genç insan olmadığıma memnunum.
Mike is the youngest in his family.
- Mike ailesinde en gençtir.
We wish them all the best.
- Onlara en iyisini diliyoruz.
All the best wishes on this wonderful day.
- Bu harika günde bütün en iyi dileklerimle.
I wish her the very best in her future endeavors.
- Gelecekteki çalışmalarında ona en iyisini diliyorum.
We're doing the very best we can.
- Biz elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz.
He is the best for this project.
- O, bu proje için en iyisidir.
Our restaurant is the best.
- Bizim restoran en iyisidir.
You should prepare for the worst.
- En kötüsü için hazırlanmalısın.
It was exceptionally cold last summer, and the rice crop was the worst in 10 years.
- Geçen yaz oldukça soğuktu, ve pirinç ekini on yıl içinde en kötüydü.
Tom wants you to get here ASAP.
- Tom en kısa zamanda buraya gelmeni istiyor.
Tom wants you to call him ASAP.
- Tom en kısa zamanda onu aramanı istiyor.
The world's happiest man is me.
- Dünyanın en mutlu erkeği benim.
What time are you the happiest?
- Ne zaman en mutlusun?
They are our dearest friends.
- Onlar bizim en sevgili arkadaşlarımız.
Fadil eventually converted to Islam.
- Fadıl en sonunda İslam'a geçti.
The police eventually arrested Tom.
- Polis en sonunda Tom'u yakaladı.
The sciatic nerve is the longest nerve in the human body.
- Siyatik sinir insan vücudundaki en uzun sinirdir.
This is the longest novel that I have ever read.
- Bu, şimdiye kadar okuduğum en uzun roman.
This book is chiefly concerned with the effects of secondhand smoking.
- Bu kitap en çok pasif içiciliğin etkileriyle ilgilenmektedir.
That men do not learn very much from the lessons of history is the most important of all the lessons that history has to teach.
- İnsanoğlunun tarih derslerinden çok şey öğrenmemesi tarihin öğretmek zorunda olduğu tüm derslerin en önemlisidir.
What is the most important tool ever invented?
- Bugüne kadar icat edilmiş en önemli araç nedir?
First and foremost, you need to figure out why you're here.
- Birincisi ve en önemlisi, neden burada olduğunu anlaman gerekiyor.
Customer service is one of our foremost priorities.
- Müşteri hizmetleri bizim en önemli önceliğimizden biridir.
I don't know when the meeting started, but it started at least thirty minutes ago.
- Toplantının ne zaman başladığını bilmiyorum ama en az otuz dakika önce başladı.
The job will take a minimum of ten days.
- İş en az on gün alır.
The post office is a good five kilometers away from here.
- Postane buradan en az beş kilometre uzakta.
It was a good five kilometers from the station to the school.
- İstasyondan okula en az beş kilometre idi.
Knowledge is the supreme goal.
- Bilgi en büyük hedeftir.
Knowledge is the supreme power.
- Bilgi en büyük güçtür.
You may spend a maximum of 100 dollars.
- En fazla 100 dolar harcayabilirsiniz.
The bus can carry a maximum of forty people.
- Otobüs en fazla kırk kişi taşıyabilir.
We've bought three hours at best.
- En fazla üç saat satın aldık.
Tom always has the cutest profile pictures.
- Tom'un her zaman en hoş profil resimleri vardır.
It was difficult for me to become a starting player.
- Bir takımın en iyi oyuncusu olmam zordu.
It looks like it will start pouring any second now. Better take an umbrella.
- Her an yağmaya başlayacak gibi. En iyisi şemsiye almak.
Tom is the most evil person I have ever met.
- Tom şimdiye kadar tanıdığım en kötü kişidir.
In my opinion, Twitter bird is the most evil bird in our world.
- Kendi görüşüme göre, Twitter kuşu dünyamızdaki en kötü kuştur.
Please do it as soon as possible.
- Lütfen bunu en kısa zamanda yapın.
You are supposed to report it to the police as soon as possible.
- Münkün olan en kısa zamanda bunu polise bildirmeniz gerekiyor.
She is singing the latest popular songs.
- En son popüler şarkıları seslendiriyor.
She knows a lot about the latest fashions.
- O, en son modalar hakkında çok şey biliyor.
This laboratory is equipped with the latest computers.
- Bu laboratuvar en yeni bilgisayarlarla donatılmıştır.
He is driving at top speed.
- O en yüksek hızda sürüyor.
Food prices are at their highest level since the United Nations Food and Agriculture Organization began keeping records in 1990.
- Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Kurumu 1990'da kayıt tutmaya başladığından beri, yiyecek fiyatları en yüksek seviyesindedir.
Mt. Everest is the highest peak in the world.
- Everest dünyanın en yüksek zirvesidir.
The peak of Mt. Everest is the highest place in the world.
- Everest dağı dünyadaki en yüksek yerdir.
Paying attention to what you are doing is one of the most important keys to success.
- Ne yaptığına dikkat etmek başarmak için en önemli anahtarlardan biridir.
He is one of the greatest artists in Japan.
- Japonya'daki en büyük sanatçılardan biridir.
The Lake Van is the greatest lake of Turkey.
- Van Gölü Türkiye'nin en büyük gölüdür.
Absolute zero is the lowest possible temperature.
- Mutlak sıfır, mümkün olan en düşük sıcaklıktır.
The unemployment rate in the US in october 2015 was 5 percent, the lowest level since April 2008.
- Ekim 2015 yılında ABD'de işsizlik oranı yüzde 5, Nisan 2008 tarihinden beri en düşük seviyede.
She's at most 20 years old.
- O, en fazla yirmi yaşındadır.
He will pay 20 dollars at most.
- En fazla 20 dolar ödeyecek.
At the most, you'll only be 30 minutes late.
- En fazla, sadece otuz dakika geç kalacaksın.
At the most, the trip will cost $1,000.
- En fazla, yolculuk 1,000 dolara mal olacak.
We've bought three hours at best.
- En fazla üç saat satın aldık.
Diplomacy is to do and say the nastiest thing in the nicest way.
- Diplomasi, en iğrenç şeyleri en hoş şekilde yapmak ve söylemektir.
Tom is one of the nicest guys I've ever met.
- Tom şimdiye kadar tanıştığım en hoş erkeklerden biri.
Who can run fastest in your class?
- Senin sınıfında en hızlı kim koşabilir?
Next to him, I'm the fastest runner in our class.
- Onun yanında, ben bizim sınıfta en hızlı koşucuyum.
The quickest means of travel is by plane.
- En hızlı seyahat aracı uçaktır.
Flying is the quickest way to travel.
- Uçmak seyahat etmek için en hızlı yoldur.
This is the tallest tree I have ever seen.
- Bu şimdiye kadar gördüğüm en uzun ağaç.
Who is the tallest of all?
- Hepsinin en uzunu kim?
This building is the architect's crowning achievement.
- Bu bina mimarın en yüksek başarısıdır.
The quality of higher education must answer to the highest international standards.
- Daha yüksek eğitim kalitesi, en yüksek uluslararası standartlara cevap vermelidir.
Which is the highest mountain in Japan?
- Japonya'daki en yüksek dağ hangisidir?
The richest 85 people in the world are as wealthy as the poorest half of the planet's population.
- Dünyadaki en zengin 85 kişi gezegenin nüfusunun en yoksul yarısı kadar zengin.
Tom is the richest man I know.
- Tom tanıdığım en zengin kişidir.
She is eighteen at most.
- O en çok on sekizdir.
Tom is at most thirteen years old.
- Tom en çok on üç yaşında.
I like this book best.
- En çok bu kitabı seviyorum.
She likes traveling best of all.
- O en çok seyahat etmekten hoşlanır.
It'll take us three, maybe four weeks at the most.
- En çok üç, belki dört haftamızı alacak.
This watch costs ten dollars at the most.
- Bu saat en çok on dolar tutar.
The main thing I'm worried about is that I'm not worried.
- Endişelendiğim en önemli şey endişeli olmadığımdır.
Best regards to your father.
- Babana en iyi dileklerimle.
The university conferred its highest degree on him.
- Üniversite ona en yüksek dereceyi bahşetti.
Mary is the country's foremost expert on the conflict in Syria.
- Mary ülkenin Suriye'deki çatışma konusundaki en önde gelen uzmanıdır.
Customer service is one of our foremost priorities.
- Müşteri hizmetleri bizim en önemli önceliğimizden biridir.