The ems and ens at the beginnings and ends.
The mall is en route to grandpa’s house.
The shipment is en route to the buyer.
Those were his very last words - Bunlar onun en son sözleriydi.
Tom has been to this park with Mary at least a dozen times.
- Tom, en azından düzinelerce Mary ile birlikte bu parkta bulundu.
She wrote to her parents at least once a week.
- O, en azından haftada bir kez anne ve babasına yazdı.
She wrote to her parents at least once a week.
- O, en azından haftada bir kez anne ve babasına yazdı.
This pencil cost me at least a hundred bucks.
- Bu kalem bana en az yüz dolara mâl oldu.
My best friend is a book.
- Benim en iyi dostum bir kitaptır.
Administrator and moderators are working for the best language tool, Tatoeba Project.
- Yönetici ve moderatörler en iyi dil aracı Tatoeba Project için çalışıyorlar.
Football is the most known sport in the world.
- Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.
Where was I when I needed myself most?
- Kendime en çok ihtiyacım olduğunda neredeydim?
Tom and Mary were finally alone.
- Tom ve Mary en sonunda yalnız kalmışlardı.
Tom finally talked Mary into buying a new computer.
- Tom en sonunda Mary'yi yeni bir bilgisayar alması için ikna etti.
His motorcycle is the latest model.
- Onun motosikleti en son model.
His latest novel is well worth reading.
- Onun en son romanı okumaya değer.
Brush your teeth twice a day at least.
- Dişlerini günde en az iki kez fırçala.
This pencil cost me at least a hundred bucks.
- Bu kalem bana en az yüz dolara mâl oldu.
It's best to wear a cap on your head during the cold Moscow winters.
- Soğuk Moskova kışlarında kendi başına şapka takmak en iyisidir.
Lobster tomalley can be toxic and it's best not to eat it.
- İstakoz ciğeri toksik olabilir, onu yememek en iyisidir.
When did you last see Tom?
- Tom'u en son ne zaman gördün?
The activists were last seen in a remote, forested corner of Brazil.
- Aktivistler en son Brezilya'nın uzak, ormanlık bir köşesinde görüldüler.
The coral reef is the region's prime attraction.
- Mercan kayalığı, bölgenin en önemli cazibesidir.
Thanks for your soonest answer!
- En erken cevabınız için teşekkürler!
Many of our clothes are made in Bangladesh because it's the cheapest place to manufacture them.
- Onları üretmek için en ucuz yer olduğundan dolayı elbiselerimizin çoğu Bengladeş'te yapılırlar.
This is the cheapest method of them all.
- Onların hepsinden en ucuz olan yöntem budur.
Look in your top drawer.
- En üst çekmecene bak.
There is a restaurant on the top floor.
- En üst katta bir restoran var.
This is the finest picture I have ever seen.
- Bu şimdiye kadar gördüğüm en güzel resim.
Lee was dressed in his finest clothing.
- Lee en güzel elbisesini giymişti.
At last, he realized his error.
- En sonunda hatasını anladı.
The snow-flakes seemed larger and larger, at last they looked like great white fowls.
- Kar taneleri, en sonunda büyük beyaz kuşlara benzeyene kadar büyüdü de büyüdü.
This dictionary isn't the most recent version.
- Bu sözlük en son sürüm değil.
What's his most recent novel?
- Onun en son romanı nedir?
The strangest thing is that he saved his arch enemy from an unavoidable death.
- En tuhaf şey onun en büyük düşmanını kaçılmaz bir ölümden kurtarmış olmasıdır.
He is the greatest architect that has ever lived.
- O şimdiye kadar yaşamış en büyük mimar.
It's not easy being the eldest child.
- En büyük çocuk olmak kolay değil.
Suddenly the eldest daughter spoke up, saying, I want candy.
- En büyük kız şeker istiyorum diyerek birdenbire konuştu.
Paris is one of the biggest cities in the world.
- Paris, dünyadaki en büyük kentlerden biridir.
This is the biggest hotel in this city.
- O bu şehirdeki en büyük oteldir.
This lake is the deepest in Japan.
- Japonya'da bu göl en derin göldür.
The lake is deepest at this spot.
- Göl bu noktada en derindir.
Tom asked Mary when she was going to buy a new pair of shoes for her youngest daughter.
- Tom Mary'ye en genç kızı için ne zaman bir çift yeni ayakkabı alacağını sordu.
His youngest son is five years old.
- En genç oğlu beş yaşında.
Tom knows all the best fishing spots.
- Tom en iyi balıkçılık yerlerini bilir.
All the best wishes on this wonderful day.
- Bu harika günde bütün en iyi dileklerimle.
We're doing the very best we can.
- Biz elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz.
I wish her the very best in her future endeavors.
- Gelecekteki çalışmalarında ona en iyisini diliyorum.
I have to make the best of that small room.
- Ben bu küçük odayla ilgili en iyisini yapmak zorundayım.
He is the best for this project.
- O, bu proje için en iyisidir.
You must prepare yourself for the worst.
- En kötüsü için kendinizi hazırlamalısınız.
Tom is his own worst enemy.
- Tom, kendisinin en kötü düşmanı.
Tom wants you to call him ASAP.
- Tom en kısa zamanda onu aramanı istiyor.
Tom wants you to get here ASAP.
- Tom en kısa zamanda buraya gelmeni istiyor.
The world's happiest man is me.
- Dünyanın en mutlu erkeği benim.
May this day be the happiest day in your life.
- Bugün hayatındaki en mutlu gün olsun.
They are our dearest friends.
- Onlar bizim en sevgili arkadaşlarımız.
The police eventually arrested Tom.
- Polis en sonunda Tom'u yakaladı.
Fadil eventually converted to Islam.
- Fadıl en sonunda İslam'a geçti.
This is the longest novel that I have ever read.
- Bu, şimdiye kadar okuduğum en uzun roman.
Being 25 letters long, 'anticonstitutionnellement' is the longest word in French.
- 25 harf uzunluğunda olan ' anticonstitutionnellement ' Fransızcada en uzun kelimedir.
This book is chiefly concerned with the effects of secondhand smoking.
- Bu kitap en çok pasif içiciliğin etkileriyle ilgilenmektedir.
What is the most important tool ever invented?
- Bugüne kadar icat edilmiş en önemli araç nedir?
What is most important in life differs from person to person.
- Hayatta neyin en önemli olduğu kişiden kişiye değişir.
First and foremost, you need to figure out why you're here.
- Birincisi ve en önemlisi, neden burada olduğunu anlaman gerekiyor.
Customer service is one of our foremost priorities.
- Müşteri hizmetleri bizim en önemli önceliğimizden biridir.
Chestnuts have to be boiled for at least fifteen minutes.
- Kestaneler en azından on beş dakika kaynamalı.
I don't know when the meeting started, but it started at least thirty minutes ago.
- Toplantının ne zaman başladığını bilmiyorum ama en az otuz dakika önce başladı.
At least somebody is having a good time.
- En azından biri iyi vakit geçiriyor.
I can't promise that you'll like these books but I think it would be a good idea to at least look them over.
- Bu kitapları beğeneceğine söz veremem ama sanırım en azından onları bir gözden geçirmen iyi bir fikir olurdu.
Knowledge is the supreme power.
- Bilgi en büyük güçtür.
Knowledge is the supreme goal.
- Bilgi en büyük hedeftir.
This truck has a maximum load of 5 tons.
- Bu kamyon en fazla 5 ton yük taşıma kapasitesine sahip.
You may spend a maximum of 100 dollars.
- En fazla 100 dolar harcayabilirsiniz.
We've bought three hours at best.
- En fazla üç saat satın aldık.
Tom always has the cutest profile pictures.
- Tom'un her zaman en hoş profil resimleri vardır.
It looks like it will start pouring any second now. Better take an umbrella.
- Her an yağmaya başlayacak gibi. En iyisi şemsiye almak.
Starbucks is the best place to buy coffee.
- Starbucks kahve satın almak için en iyi yerdir.
In my opinion, Twitter bird is the most evil bird in our world.
- Kendi görüşüme göre, Twitter kuşu dünyamızdaki en kötü kuştur.
Tom is the most evil person I have ever met.
- Tom şimdiye kadar tanıdığım en kötü kişidir.
We'll try to do that as soon as possible.
- En kısa zamanda bunu yapmaya çalışacağız.
Please do it as soon as possible.
- Lütfen bunu en kısa zamanda yapın.
She knows a lot about the latest fashions.
- O, en son modalar hakkında çok şey biliyor.
His motorcycle is the latest model.
- Onun motosikleti en son model.
This laboratory is equipped with the latest computers.
- Bu laboratuvar en yeni bilgisayarlarla donatılmıştır.
He is driving at top speed.
- O en yüksek hızda sürüyor.
Food prices are at their highest level since the United Nations Food and Agriculture Organization began keeping records in 1990.
- Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Kurumu 1990'da kayıt tutmaya başladığından beri, yiyecek fiyatları en yüksek seviyesindedir.
Mount Everest is the world's highest peak.
- Everest dağı dünyanın en yüksek tepesidir.
Mount Everest is the world's highest peak.
- Everest Dağı Dünyanın en yüksek tepesidir.
Paying attention to what you are doing is one of the most important keys to success.
- Ne yaptığına dikkat etmek başarmak için en önemli anahtarlardan biridir.
The Lake Van is the greatest lake of Turkey.
- Van Gölü Türkiye'nin en büyük gölüdür.
I think Beethoven is the greatest composer who ever lived.
- Sanırım Beethoven, şimdiye kadar yaşamış en büyük besteci.
We guarantee the lowest price in language academies in the province of Québec.
- Biz Quebec eyaletinin dil akademilerindeki en düşük fiyatı garanti ediyoruz.
Absolute zero is the lowest possible temperature.
- Mutlak sıfır, mümkün olan en düşük sıcaklıktır.
He has at most 100 dollars.
- Onun en fazla 100 doları var.
She's at most 20 years old.
- O, en fazla yirmi yaşındadır.
At the most, you'll only be 30 minutes late.
- En fazla, sadece otuz dakika geç kalacaksın.
At the most, he earns 50 dollars a week.
- En fazla, haftada 50 dolar kazanır.
We've bought three hours at best.
- En fazla üç saat satın aldık.
Tom's one of the nicest guys I've ever met.
- Tom, tanıştığım en hoş erkeklerden birisi.
Tom is one of the nicest guys I've ever met.
- Tom şimdiye kadar tanıştığım en hoş erkeklerden biri.
Next to him, I'm the fastest runner in our class.
- Onun yanında, ben bizim sınıfta en hızlı koşucuyum.
I am the fastest runner.
- Ben en hızlı koşucuyum.
We took the quickest route.
- En hızlı rotayı aldık.
What's the quickest way to deal with this problem?
- Bu sorunla ilgilenmenin en hızlı yolu nedir?
I am the tallest of the three.
- Ben üçünün en uzunuyum.
Who is the tallest of all?
- Hepsinin en uzunu kim?
This building is the architect's crowning achievement.
- Bu bina mimarın en yüksek başarısıdır.
His essay gave only a superficial analysis of the problem, so it was a real surprise to him when he got the highest grade in the class.
- Onun denemesi, sorunun sadece yüzeysel bir analizini yaptı, bu yüzden sınıfta en yüksek notu aldığında ona gerçekten büyük bir sürpriz olmuştu.
The quality of higher education must answer to the highest international standards.
- Daha yüksek eğitim kalitesi, en yüksek uluslararası standartlara cevap vermelidir.
People say that he is the richest man in this town.
- İnsanlar onun bu şehirde en zengin adam olduğunu söylüyorlar.
The richest 85 people in the world are as wealthy as the poorest half of the planet's population.
- Dünyadaki en zengin 85 kişi gezegenin nüfusunun en yoksul yarısı kadar zengin.
Tom has $300 at most.
- Tom'un en çok 300 doları var.
She is eighteen at most.
- O en çok on sekizdir.
Which of the composers do you like best?
- Bestecilerden hangisini en çok seviyorsun?
What subjects do you like the best?
- En çok hangi konuları seversin?
This watch costs ten dollars at the most.
- Bu saat en çok on dolar tutar.
It'll take us three, maybe four weeks at the most.
- En çok üç, belki dört haftamızı alacak.
The main thing I'm worried about is that I'm not worried.
- Endişelendiğim en önemli şey endişeli olmadığımdır.
Best regards to your father.
- Babana en iyi dileklerimle.
The university conferred its highest degree on him.
- Üniversite ona en yüksek dereceyi bahşetti.
Customer service is one of our foremost priorities.
- Müşteri hizmetleri bizim en önemli önceliğimizden biridir.
First and foremost, you need to figure out why you're here.
- Birincisi ve en önemlisi, neden burada olduğunu anlaman gerekiyor.