The ems and ens at the beginnings and ends.
The mall is en route to grandpa’s house.
The shipment is en route to the buyer.
Those were his very last words - Bunlar onun en son sözleriydi.
Tom washes clothes at least once a week.
- Tom en azından haftada bir kez çamaşırları yıkar.
She wrote to her parents at least once a week.
- O, en azından haftada bir kez anne ve babasına yazdı.
It will take her at least two years to be qualified for that post.
- Onun bu görev için nitelikli olması en az iki yılını alacak.
She wrote to her parents at least once a week.
- O, en azından haftada bir kez anne ve babasına yazdı.
Best regards to your father.
- Babana en iyi dileklerimle.
In my opinion, German is the best language in the world.
- Bana göre Almanca dünyadaki en iyi dildir.
It isn't a surprise that English is the world's most spoken language.
- Hiç şüphe yok ki İngilizce dünyada en çok konuşulan dildir.
Football is the most known sport in the world.
- Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.
Tom finally talked Mary into buying a new computer.
- Tom en sonunda Mary'yi yeni bir bilgisayar alması için ikna etti.
We finally have you where we want you.
- Biz en sonunda sana bizim seni istediğimiz yerde sahibiz.
His motorcycle is the latest model.
- Onun motosikleti en son model.
I just bought the latest version of this MP3 player.
- Ben az önce bu MP3 çaların en son sürümünü satın aldım.
Lawyers and auto mechanics are the people I trust the least.
- Avukatlar ve oto tamircileri en az güvendiğim insanlardır.
Brush your teeth twice a day at least.
- Dişlerini günde en az iki kez fırçala.
It's best to wear a cap on your head during the cold Moscow winters.
- Soğuk Moskova kışlarında kendi başına şapka takmak en iyisidir.
I'll do my best on the test.
- Sınavda elimden gelenin en iyisini yapacağım.
The activists were last seen in a remote, forested corner of Brazil.
- Eylemciler en son Brezilya'nın uzak, ormanlık bir köşesinde görüldüler.
The activists were last seen in a remote, forested corner of Brazil.
- Aktivistler en son Brezilya'nın uzak, ormanlık bir köşesinde görüldüler.
The coral reef is the region's prime attraction.
- Mercan kayalığı, bölgenin en önemli cazibesidir.
Thanks for your soonest answer!
- En erken cevabınız için teşekkürler!
We bought the cheapest tea.
- Biz en ucuz çayı aldık.
This is the cheapest store in town.
- Bu, şehirde en ucuz mağazadır.
There is a restaurant on the top floor.
- En üst katta bir restoran var.
Please put this book on the very top.
- Lütfen bu kitabı en üste koyun.
This is the finest picture I have ever seen.
- Bu şimdiye kadar gördüğüm en güzel resim.
Lee was dressed in his finest clothing.
- Lee en güzel elbisesini giymişti.
The snow-flakes seemed larger and larger, at last they looked like great white fowls.
- Kar taneleri, en sonunda büyük beyaz kuşlara benzeyene kadar büyüdü de büyüdü.
At last, he realized his error.
- En sonunda hatasını anladı.
This is the most recent picture of Tom I have.
- Bu, Tom'un sahip olduğum en son resmi.
This dictionary isn't the most recent version.
- Bu sözlük en son sürüm değil.
He is the greatest architect that has ever lived.
- O şimdiye kadar yaşamış en büyük mimar.
The strangest thing is that he saved his arch enemy from an unavoidable death.
- En tuhaf şey onun en büyük düşmanını kaçılmaz bir ölümden kurtarmış olmasıdır.
Fatima is the eldest student in our class.
- Fatma sınıfımızdaki en büyük öğrencidir.
Suddenly the eldest daughter spoke up, saying, I want candy.
- En büyük kız şeker istiyorum diyerek birdenbire konuştu.
Her debut was the biggest social event of the season.
- Onun sahneye ilk çıkışı mevsimin en büyük sosyal olayı idi.
Communism was the biggest issue in the campaign.
- Komünizm kampanyada en büyük konu oldu.
The lake is deepest at this spot.
- Göl bu noktada en derindir.
This lake is deepest at this point.
- Bu göl bu noktada en derin.
I'm glad I'm not the youngest person here.
- Burada en genç insan olmadığıma memnunum.
Mike is the youngest in his family.
- Mike ailesinde en gençtir.
We wish them all the best.
- Onlara en iyisini diliyoruz.
I wish you all the best.
- Hepinize en iyisini diliyorum.
I wish you nothing but the very best.
- Sana en iyisinden başka bir şey dilemiyorum.
I wish her the very best in her future endeavors.
- Gelecekteki çalışmalarında ona en iyisini diliyorum.
I have to make the best of that small room.
- Ben bu küçük odayla ilgili en iyisini yapmak zorundayım.
He is the best for this project.
- O, bu proje için en iyisidir.
You must prepare yourself for the worst.
- En kötüsü için kendinizi hazırlamalısınız.
You should be ready for the worst.
- En kötüsü için hazır olmalısınız.
Tom wants you to get here ASAP.
- Tom en kısa zamanda buraya gelmeni istiyor.
Tom wants you to call him ASAP.
- Tom en kısa zamanda onu aramanı istiyor.
What time are you the happiest?
- Ne zaman en mutlusun?
Do you think your schooldays are the happiest days of your life?
- Okul günlerinizin hayatınızın en mutlu günleri olduğunu düşünüyor musunuz?
They are our dearest friends.
- Onlar bizim en sevgili arkadaşlarımız.
Fadil eventually converted to Islam.
- Fadıl en sonunda İslam'a geçti.
The police eventually arrested Tom.
- Polis en sonunda Tom'u yakaladı.
The middle finger is the longest.
- En uzun parmak orta parmaktır.
The sciatic nerve is the longest nerve in the human body.
- Siyatik sinir insan vücudundaki en uzun sinirdir.
This book is chiefly concerned with the effects of secondhand smoking.
- Bu kitap en çok pasif içiciliğin etkileriyle ilgilenmektedir.
The beginning is the most important part of the work.
- Başlangıç işin en önemli kısmıdır.
That men do not learn very much from the lessons of history is the most important of all the lessons that history has to teach.
- İnsanoğlunun tarih derslerinden çok şey öğrenmemesi tarihin öğretmek zorunda olduğu tüm derslerin en önemlisidir.
Customer service is one of our foremost priorities.
- Müşteri hizmetleri bizim en önemli önceliğimizden biridir.
First and foremost, you need to figure out why you're here.
- Birincisi ve en önemlisi, neden burada olduğunu anlaman gerekiyor.
Tom always makes a point of arriving at least five minutes ahead of time.
- Tom her zaman en az beş dakika önce varmayı kendine vazife edinir.
Tom calls Mary every night and talks with her for at least 45 minutes.
- Tom her gece Mary'yi arar ve onunla en az 45 dakika konuşur.
Movers don't like people who read books. But at least they have a good reason.
- Nakliyeciler kitap okuyan insanlardan hoşlanmazlar. Ama en azından iyi bir nedenleri var.
I can't promise that you'll like these books but I think it would be a good idea to at least look them over.
- Bu kitapları beğeneceğine söz veremem ama sanırım en azından onları bir gözden geçirmen iyi bir fikir olurdu.
Knowledge is the supreme power.
- Bilgi en büyük güçtür.
Knowledge is the supreme goal.
- Bilgi en büyük hedeftir.
The bus can carry a maximum of forty people.
- Otobüs en fazla kırk kişi taşıyabilir.
This truck has a maximum load of 5 tons.
- Bu kamyon en fazla 5 ton yük taşıma kapasitesine sahip.
We've bought three hours at best.
- En fazla üç saat satın aldık.
Tom always has the cutest profile pictures.
- Tom'un her zaman en hoş profil resimleri vardır.
When we started out in 2009, I was convinced that our store would become one of the best in the city.
- 2009'da işe başladığımızda, mağazanın şehirdeki en iyilerden biri olacağına ikna edildim.
Starbucks is the best place to buy coffee.
- Starbucks kahve satın almak için en iyi yerdir.
Tom is the most evil person I have ever met.
- Tom şimdiye kadar tanıdığım en kötü kişidir.
In my opinion, Twitter bird is the most evil bird in our world.
- Kendi görüşüme göre, Twitter kuşu dünyamızdaki en kötü kuştur.
Please do it as soon as possible.
- Lütfen bunu en kısa zamanda yapın.
I want to leave here as soon as possible.
- En kısa zamanda buradan ayrılmak istiyorum.
His motorcycle is the latest model.
- Onun motosikleti en son model.
She is singing the latest popular songs.
- En son popüler şarkıları seslendiriyor.
This laboratory is equipped with the latest computers.
- Bu laboratuvar en yeni bilgisayarlarla donatılmıştır.
He is driving at top speed.
- O en yüksek hızda sürüyor.
Food prices are at their highest level since the United Nations Food and Agriculture Organization began keeping records in 1990.
- Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Kurumu 1990'da kayıt tutmaya başladığından beri, yiyecek fiyatları en yüksek seviyesindedir.
The peak of mount Everest is the highest spot in the world.
- Everest dağının doruk noktası dünyada en yüksek noktadır.
Mt. Everest is the highest peak in the world.
- Everest dünyanın en yüksek zirvesidir.
Paying attention to what you are doing is one of the most important keys to success.
- Ne yaptığına dikkat etmek başarmak için en önemli anahtarlardan biridir.
I think Beethoven is the greatest composer who ever lived.
- Sanırım Beethoven, şimdiye kadar yaşamış en büyük besteci.
To swim in the ocean is my greatest pleasure.
- Okyanusta yüzmek benim en büyük zevkimdir.
The German unemployment rate was 4.5 percent in October 2015, the lowest level since 1981.
- Alman işsizlik oranı Ekim 2015'te yüzde 4.5 idi, 1981'den beri en düşük seviye.
We guarantee the lowest price in language academies in the province of Québec.
- Biz Quebec eyaletinin dil akademilerindeki en düşük fiyatı garanti ediyoruz.
He can only pay twenty dollars at most.
- O, en fazla sadece yirmi dolar ödeyebilir.
Tom is thirty at most.
- Tom en fazla otuzdur.
At the most, the trip will cost $1,000.
- En fazla, yolculuk 1,000 dolara mal olacak.
At the most, he earns 50 dollars a week.
- En fazla, haftada 50 dolar kazanır.
We've bought three hours at best.
- En fazla üç saat satın aldık.
Tom's one of the nicest guys I've ever met.
- Tom, tanıştığım en hoş erkeklerden birisi.
Tom is one of the nicest guys I've ever met.
- Tom şimdiye kadar tanıştığım en hoş erkeklerden biri.
Who can run fastest in your class?
- Senin sınıfında en hızlı kim koşabilir?
I am the fastest runner.
- Ben en hızlı koşucuyum.
What's the quickest way to deal with this problem?
- Bu sorunla ilgilenmenin en hızlı yolu nedir?
Flying is the quickest way to travel.
- Uçmak seyahat etmek için en hızlı yoldur.
Tom is the tallest in his family.
- Tom ailesinde en uzundur.
This is the tallest tree I have ever seen.
- Bu şimdiye kadar gördüğüm en uzun ağaç.
This building is the architect's crowning achievement.
- Bu bina mimarın en yüksek başarısıdır.
Which is the highest mountain in Japan?
- Japonya'daki en yüksek dağ hangisidir?
His essay gave only a superficial analysis of the problem, so it was a real surprise to him when he got the highest grade in the class.
- Onun denemesi, sorunun sadece yüzeysel bir analizini yaptı, bu yüzden sınıfta en yüksek notu aldığında ona gerçekten büyük bir sürpriz olmuştu.
People say that he is the richest man in this town.
- İnsanlar onun bu şehirde en zengin adam olduğunu söylüyorlar.
In an ugly and unhappy world the richest man can purchase nothing but ugliness and unhappiness.
- Çirkin ve mutsuz bir dünyada, en zengin adam çirkinlik ve mutsuzluktan başka bir şey satın alamaz.
Tom is at most thirteen years old.
- Tom en çok on üç yaşında.
Tom has $300 at most.
- Tom'un en çok 300 doları var.
I like this book best.
- En çok bu kitabı seviyorum.
Which of the composers do you like best?
- Bestecilerden hangisini en çok seviyorsun?
This watch costs ten dollars at the most.
- Bu saat en çok on dolar tutar.
It'll take us three, maybe four weeks at the most.
- En çok üç, belki dört haftamızı alacak.
The main thing I'm worried about is that I'm not worried.
- Endişelendiğim en önemli şey endişeli olmadığımdır.
Best regards to your father.
- Babana en iyi dileklerimle.
The university conferred its highest degree on him.
- Üniversite ona en yüksek dereceyi bahşetti.
First and foremost, you need to figure out why you're here.
- Birincisi ve en önemlisi, neden burada olduğunu anlaman gerekiyor.
He is the foremost authority on heart surgery.
- Kalp cerrahisinde en önde gelen otoritedir.