Proper clothes count for much in business.
- Uygun elbiseler iş yerinde çok önemlidir.
I was arrested on the spot.
- Ben eğlence yerinde tutuklandım.
The police arrested the burglar on the spot.
- Polisler hırsızı olay yerinde tutukladı.
In your position, I'd probably have done the same thing.
- Yerinde olsam, muhtemelen aynı şeyi yapardım.
I have a little problem here at work.
- Burada iş yerinde küçük bir sorunum var.
Just stay put for a minute while I look for him.
- Ben onu ararken sadece bir dakika yerinde kal.
I think Tom's anger is just a defense mechanism; I wouldn't take it personally if I were you.
- Bence Tom'un öfkesi sadece bir savunma mekanizması; Yerinde olsam şahsen bunu kabul etmezdim.
Everything is in place now.
- Şimdi her şey yerinde.
Everything is in place already.
- Zaten her şey yerinde.
That was money well spent.
- O yerinde harcanmış paraydı.
The man is well-known all over the village.
- Adam köyün her yerinde iyi tanınmıştır.
Our teacher is in a good mood.
- Öğretmenimizin havası yerinde.
My family are all in good health.
- Bütün ailemin sağlığı yerinde.
Every year I find myself at a different location.
- Her yıl kendimi farklı bir yerde buluyorum.
Show me the location of your camp on this map.
- Bana bu haritada kampınızın yerini gösterin.
Put yourself in my place.
- Kendini benim yerime koy.
I don't think television will take the place of books.
- Televizyonun, kitapların yerini alacağını sanmıyorum.
I felt the floor shake.
- Yerin sallandığını hissettim.
The doll lay on the floor.
- Bebek yerde yatıyordu.
After the earthquake, people stared into the deep hole in the ground in surprise.
- Depremin ardından, insanlar şaşkınlıkla yerdeki derin çukura baktılar.
I tripped over a stone and fell to the ground.
- Bir taşa takıldım ve yere düştüm.
On the spot controls are EU's most important fact of pre-accession financial supports.
Her sewing basket, dresser drawers and pantry shelves are all systematically arranged in apple-pie order.
- Onun dikiş sepeti, şifonyer çekmeceleri ve külotlu çorap rafları hepsi sistemli olarak yerli yerinde düzenlenir.
Tom parked in his usual spot.
- Tom her zamanki yerine parketti.
Tom got the key from its secret hiding spot and opened the door.
- Tom gizli saklama yerinden anahtarı aldı ve kapıyı açtı.
Situated on hilly terrain, the cathedral can be seen from a long distance.
- Tepelik arazide yer alan katedral uzun bir mesafeden görülebilir.
Stand where you are or I'll kill you.
- Olduğun yerde kal yoksa seni öldürürüm.
Tom walked over to where Mary was standing.
- Tom Mary'nin durduğu yere doğru yürüdü.
I eat dinner at quarter past seven.
- Yediyi çeyrek geçe akşam yemeğini yerim.
Where there's smoke there's fire.
- Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
In Germany today, anti-violence rallies took place in several cities, including one near Hamburg where three Turks were killed in an arson attack on Monday.
- Bugün Almanya'da, Pazartesi günü kundaklamada üç Türk'ün öldürüldüğü Hamburg'un yakınında bir yer de dahil birçok şehirde şiddet karşıtı mitingler gerçekleşti.
The branch offices of the bank are located all over Japan.
- Bankanın şubeleri Japonya'nın her yerinde bulunmaktadır.
The man is well-known all over the village.
- Adam köyün her yerinde iyi tanınmıştır.
This security system allows us to trace employees movements anywhere they go.
- Bu güvenlik sistemi çalışanların hareketlerini gittikleri yerde izlemelerine izin verir.
The police looked everywhere and couldn't find any trace of Tom.
- Polis her yere baktı ve Tom'la ilgili herhangi bir iz bulamadı.
You must fulfill your duty.
- Görevini yerine getirmelisin.
I will do my duty to the best of my ability.
- Görevimi yapabildiğim en iyi şekilde yerine getireceğim.
Paul went to the party in place of his father.
- Paul babasının yerine partiye gitti.
I'm really glad you decided to come to our party instead of staying at home.
- Evde kalma yerine partimize gelmenize karar verdiğinize gerçekten memnun oldum.
I use a three-ring binder for all my subjects instead of a notebook for each one.
- Her biri için bir dizüstü bilgisayar yerine bütün konularım için üç halkalı klasör kullanırım.
Instead of beating around the bush, Jones got straight to the point.
- Lafı dolandırmak yerine, Jones doğrudan konuya girdi.
His speech was to the point.
- Onun konuşması tam yerindeydi.
She's out there somewhere alone and scared.
- O orada bir yerde yalnız ve korkmuş.
This is a very scary place.
- Bu çok korkutucu bir yer.
Tom met Mary in a local flea market.
- Tom yerel bit pazarında Mary'yle buluştu.
Markku joined the local football club.
- Markku yerel futbol kulübüne katıldı.
We have no idea about his whereabouts.
- Onun bulunduğu yer hakkında hiç bir fikrimiz yok.
We couldn't find out her whereabouts.
- Onun bulunduğu yeri bulamadık.
This site is ideal for our house.
- Bu yer bizim ev için idealdir.
A visit to the city centre, listed as a UNESCO World Heritage Site, is a must.
- Bir UNESCO Dünya Mirası Yeri olarak listelenen şehir merkezine bir ziyaret bir zorunluluktur.
'Still, yer got nice looks,' said Ella.
'Make yer way down to the station,' he said.
Yer a lotta nosey parkers.