yüz

listen to the pronunciation of yüz
Турецкий язык - Английский Язык
face

I don't want to see your faces. - Yüzlerinizi görmek istemiyorum.

The girl fainted, but she came to when we threw water on her face. - Kız bayıldı, fakat biz onun yüzüne su döktüğümüzde o kendine geldi.

hundred

When angry, count ten; when very angry, a hundred. - Kızgınsan ona kadar; çok kızgınsan yüze kadar say.

I would love to write hundreds of sentences on Tatoeba, but I've got things to do. - Tatoeba'ya yüzlerce cümle yazmak isterdim ama yapmam gereken şeyler var.

front

The fog was so thick that I couldn't see my hand in front of my face. - Sis l kadar yoğundu ki yüzümün önündeki elimi göremedim.

I sit in front of a computer screen all day, so I get pretty heavily bombarded by electro-magnetic waves. - Ben bütün gün bilgisayar ekranı önünde otururum, bu yüzden elektro-manyetik dalgalar tarafından oldukça şiddetli şekilde bombardıman edilirim.

countenance
facial

His facial expression was more sour than a lemon. - Onun yüz ifadesi bir limondan daha fazla ekşiydi.

He has really soft facial features. - O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.

cheek

My brother got cheeky. - Erkek kardeşim yüzsüzleşti.

Gluteus Maximus was one of the cheekiest Roman emperors. - Gluteus Maximus, en yüzsüz Roma imparatorlarından biriydi.

cast of features
obverse
(Teknik,Tekstil) good side
frostbite
(Bilgisayar) sides

No matter how flat you make a pancake, it always has two sides. - Bir gözlemeyi ne kadar düz yaparsanız yapın, onun her zaman iki yüzü vardır.

Are the Bush administration and al-Qaida the two sides of the same coin? - Bush yönetimi ve El Kaide aynı madalyonun iki yüzü müdür?

feature

He has really soft facial features. - O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.

Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father. - Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.

facade
frontage
figure

I figured Tom wasn't going to go, so I went. - Tom'un gitmeyeceğini düşündüm, bu yüzden ben gittim.

I figured Tom would mess up again. - Tom'un tekrar yüzüne gözüne bulaştıracağını düşündüm.

features

Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father. - Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.

He has really soft facial features. - O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.

face side
impudence
(Arkeoloji) façade
phiz
face (of a person or animal)
dial

Strictly speaking, Chinese consists of hundreds of dialects. - Aslına bakarsan, Çinçe yüzlerce lehçeden oluşur.

cloth which encloses the stuffing of a cushion or pillow, case; mattress ticking; cloth used to cover a chair or sofa, upholstery, upholstering
mien
visage

Tom's face lost its passive visage and revealed his horror and disgust. - Tom'un yüzü pasif görüntüsünü kaybetti ve korku ve nefretini açığa vurdu.

face (the front, exposed, finished, dressed, or otherwise specially prepared surface of something): kumaşın yüzü the face of the cloth. dağın kuzey yüzü the north face of the mountain. binanın yüzü the building's façade. paltonun yüzü the outer side of the coat
surface: suyun yüzü the surface of the water
physiognomy
face, mug; (bina) façade; (para, madalya, vb.) obverse; surface; impudence, cheek; facial
hecto
snoot
sense of shame, shame: Sende hiç yüz yok mu? Have you no shame? Ne yüzle ondan böyle bir şey isteyebilirsin? How can you have the gall to ask her for such a thing?
cutting edge, face (of a knife blade or other sharp tool)
side: ırmağın öte yüzünde on the other side of the river. problemin bu yüzü this aspect of the problem
puss
frontispiece
kisser
one hundred

Ten, twenty, thirty, forty, fifty, sixty, seventy, eighty, ninety, one hundred. - On, yirmi, otuz, kırk, elli, altmış, yetmiş, seksen, doksan, yüz.

Cancer is not one but more than one hundred distinct diseases. - Kanser tek değil fakat yüzlerce farklı hastalıklardan biridir.

{f} swum

He had not swum more than a few yards before one of the skulking ground sharks had him fast by the upper part of the thigh. - Saklanan zemin köpek balıklarından biri onu uyluğun üst kısmından hızla yakalamadan önce o birkaç yardadan daha fazla yüzmemişti.

He is the only American to have swum the English Channel. - O, İngiliz Kanalında yüzmüş tek Amerikalı.

{f} floating

A white cloud is floating in the blue summer sky. - Beyaz bir bulut mavi yaz gökyüzünde yüzüyordu.

A ball is floating down the river. - Bir top nehirden aşağı doğru yüzüyordu.

swam

She swam across the river. - O, nehri yüzerek geçti.

Takuya swam naked as a jaybird. - Takuya alakarga gibi çıplak yüzdü.

{f} swim

John is in the swimming club. - John yüzme kulübündedir.

I prefer swimming to skiing. - Yüzmeyi kaymaya tercih ederim.

{f} swimming

In swimming pools, water is continuously pumped through a filter. - Yüzme havuzlarında, su sürekli olarak filtrelerden pompalanır.

When I was a child, I often went swimming in the sea. - Ben bir çocukken çoğu zaman denizde yüzmeye gittim.

side

I jumped into the water and swam to the other side of the river. - Suya atladım ve nehrin diğer tarafına yüzdüm.

Tom plunged into the water and swam to the other side. - Tom suya daldı ve diğer tarafa yüzdü.

to face

The two lovers sat face to face, drinking tea. - İki âşık yüz yüze oturdular,çay içtiler.

They stood face to face. - Onlar yüz yüze durdu.

{f} float

The boat was broken by the floating ice. - Tekne yüzen bir buz tarafından parçalandı.

The substance is light enough to float on the water. - Bu nesne su üzerinde yüzmek için yeterince hafif.

favor

I used to love swimming. It was my favorite sport in high school. - Ben yüzmeyi severdim. O, lisede favori sporumdu.

She didn't want to drink alcoholic drinks every day. However, beer is her favorite drink, so she drinks non-alcoholic beer every day. - Alkollü içkileri her gün içmek istemiyordu. Fakat bira onun sevdiği içkisidir, bu yüzden o her gün alkolsüz bira içiyor.

fivescore
brow
yüz yüze
face to face

They must remain face to face. - Onlar yüz yüze kalmalıdır.

The two lovers sat face to face, drinking tea. - İki âşık yüz yüze oturdular,çay içtiler.

yüz yüze gelmek
face

Coming face to face with a dinosaur was a funny experience. - Bir dinozorla yüz yüze gelmek eğlenceli bir deneyimdi.

Tom doesn't have to face it alone. - Tom onunla tek başına yüz yüze gelmek zorunda değil.

yüz verip şımartmak
spoil

I want you to stop spoiling the kids. - Çocuklara yüz verip şımartmaktan vazgeçmeni istiyorum.

yüz bakımı
facial
yüz buruşturma
grimace
yüz yüze
facing

Sami is facing the death penalty this time. - Sami bu kez ölüm cezasıyla yüz yüze geliyor.

yüz algısı
face perception
yüz açısı
(Bilgisayar,Matematik) face angle
yüz bakımı
facial care
yüz den
surface
yüz felci
(Tıp) bell's palsy
yüz felci
(Tıp) facial paralysis
yüz kalıbı
mask
yüz karası
discredit
yüz kremi
cold cream
yüz siniri
(Pisikoloji, Ruhbilim) facial nerve
yüz tanıma
facial recognition
yüz tutmak
begin
yüz vermek
be indulgent
yüz vermek
spoil
yüz yukarı
(Bilgisayar) side
yüz yüze
vis-à-vis
yüz yüze
eyeball to eyeball
yüz yüze
tete a tete
yüz yıllık
centenary
yüz, 100
a hundred
yüzde yüz
definitely
yüzde yüz
a hundred per cent

Tom agreed with me a hundred per cent. - Tom yüzde yüz benimle aynı fikirde.

yüz 100
a hundred
Yüz felci
Bells palsy, facial palsy
Yüz güzelliği hamamdan eve öz güzelliği Urum'dan Şama
(Atasözü) Beauty is but skin deep
yüz ağartıcı
bleach face
yüz bakımı
Facial, a beauty treatment for the face
yüz defa
hundred
yüz felci
bells palsy
yüz ifadesi
expression

Her facial expression was more sour than a lemon. - Onun yüz ifadesi bir limondan daha ekşiydi.

His facial expression was more sour than a lemon. - Onun yüz ifadesi bir limondan daha fazla ekşiydi.

yüz numara
face number
yüz yıllık
hundred years
yüz çevirmek
Turn away from
Yüz bulunca astar ister
If you give him an inch, he will take a mile
yüz akı
honour, good name
yüz bakımı yaptırmak istiyorum
I would like to have a facial
yüz bin
lac
yüz boyası
pigment for protective
yüz bulmak
be spoilt by
yüz bulmak
to be spoilt by
yüz bulmak
spoilt by
yüz bulmak
to get presumptuous, insolent, or uppity (after having been treated kindly or indulged)
yüz bulunca/verince astar ister
(Konuşma Dili) If you give him an inch he'll take a mile
yüz buruşturma
mop
yüz dereceye bölünmüş
centigrade
yüz dokusu
facial tissue
yüz dolar
century
yüz eklemi
facade joint
yüz ellinci yıldönümü
sesquicentennial
yüz gerdirme
face lifting
yüz geri etmek
to turn back; to retreat; to retrace one's steps. (...)
yüz gram
hectogram
yüz göstermek
to happen, occur, take place
yüz göz
(someone's) whole or entire face
yüz göz olmak
to be too familiar
yüz göz olmak
to get to be on overly familiar terms with (someone)
yüz gözlü prens
Argus
yüz hattı
feature
yüz hattı
lineament
yüz havlusu
face flannel
yüz havlusu
face towel
yüz havlusu
facecloth
yüz ifadesi
countenance
yüz ifadesi
expression, countenance, look
yüz ifadesi
phiz
yüz ifadesi
look
yüz ifadesi
face
yüz ifadesi
the cut of one's jib
yüz ifadesi
physiognomy
yüz ile
percentum
yüz ile çarpmak
centuple
yüz ile çarpmak
centuplicate
yüz kalıbı plaster mask of
a person's face
yüz karası
obloquy
yüz karası
yüzkarası
yüz karası
offscourings
yüz karası
reproach
yüz karası
odium
yüz karası
shame
yüz karası
ignominy
yüz karası
dishonour [Brit.]
yüz karası
crime
yüz karası
contempt
yüz karası
scandal
yüz karası
dishonor
yüz karası
disgrace

These slums are a disgrace to the city. - Bu gecekondular kent için bir yüz karasıdır.

Tom is a disgrace to his family. - Tom ailesi için bir yüz karasıdır.

yüz karası
black sheep

I'm the black sheep of the family. - Ben ailenin yüz karasıyım.

There's a black sheep in every flock. - Her toplulukta bir yüz karası vardır.

yüz kası
facial muscle
yüz kat
hundredfold
yüz katı
centuple
yüz katı
centuplicate
yüz katına çıkarmak
centuplicate
yüz katına çıkarmak
centuple
yüz katına çıkarılmış miktar
centuplicate
yüz kilo
quintal
yüz kilo gelmek
turn the scale at 100 kilos
yüz kilo gelmek
go to scale at 100 kilos
yüz kiloluk kütle birimi
quintal
yüz kişilik bölük
century
yüz kişilik bölük komutanı
centurion
yüz koruma
facade protection
yüz kulaç
(Askeri) cable's length
yüz kızarması
blush
yüz kızartıcı
shameful

It is a shameful fact that, while there are lands where people suffer from hunger, within Japan there are many households and restaurants where much food is thrown away. - İnsanların açlık çektiği yerler varken, Japonya'da birçok yiyeceğin atıldığı bir sürü meskenlerin ve restoranların olması yüz kızartıcı bir gerçektir.

yüz kızartıcı
shameful, discreditable, dishonourable
yüz kızartıcı
infamous
yüz kızartıcı
reproachful
yüz kızartıcı
inglorious
yüz kızartıcı
ignominious
yüz kızartıcı
discreditable
yüz kızartıcı suç işlemiş
infamous
yüz libre
hundredweight
yüz libre
cental
yüz litre
hectoliter
yüz litre
hectolitre [Brit.]
yüz litre
hectolitre
yüz masajı
facial
yüz maskesi
face-pack
yüz maskı
facial reconstruction
yüz metre
hectometre
yüz metre
hectometer
yüz mil gitmek
do the ton
yüz misli
centuplicate
yüz misli
hundredfold
yüz misli
centuple
yüz pudralığı
flapjack
yüz rengi
color
yüz rengi
colour [Brit.]
yüz rengi
colouring [Brit.]
yüz rengi
coloring
yüz sayısı
(Bilgisayar) of sides
yüz seksen derece dönme
about turn!
yüz seksen derece dönme
about face!
yüz seksen derece dönme
volte face
yüz taneden oluşan grup
century
yüz tarafı
obverse
yüz tiki
(Tıp) facial tic
yüz tornacısı
facer
yüz tornası
face lathe, facing lathe
yüz tutma
tendency
yüz tutmak
to tend, to begin
yüz tutmak
tend
yüz tuğlası
face brick, antefix
yüz veren
encourager
yüz veren
indulgent
yüz verme
indulgence
yüz vermek
countenance
yüz vermek
pamper
yüz vermek
indulge
yüz vermek
to spoil, to countenance, to indulge
yüz vermek
pander to smb
yüz vermemek
discountenance
yüz vermemek
to keep sb at arm's length, to keep sb at a distance, to give sb the cold shoulder
yüz yaşında
centenarian
yüz yaşını aşmış kimse
centenarian

Tom is a centenarian. - Tom yüz yaşını aşmış kimsedir.

yüz yüze
eyeball to eyeball, face to face
yüz yüze
(Hukuk) vis-a-vis
yüz yüze gelmek
to come face to face, to meet
yüz yüze getirmek
confront
yüz yüze görüşme
tete a tete
yüz çevirmek
to turn away from
yüz çevirmek
to break off relations with, have nothing more to do with (someone)
yüz örtüsü
facade coat
yüzde yüz
a) a hundred per cent b) definitely
yüzde yüz
hundred percent

I'm not a hundred percent sure. - Yüzde yüz kesin emin değilim.

I'm not a hundred percent wrong. - Ben yüzde yüz hatalı değilim.

Турецкий язык - Турецкий язык
On kere on, doksan dokuzdan bir artık
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat: "Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor."- S. F. Abasıyanık
Bir şeyin ön tarafta bulunan bölümü, cephe
Kez, kere kelimeleri ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartmalı bir biçimde anlatır: "Hikmet Beyin kurum ve edası, her zamankinden belki yüz kat üstündü."- S. M. Alus
Bu sayıyı gösteren 100, C rakamlarının adı
Kesici araçlarda keskin kenar
Yüzey, satıh
Nedeniyle, sebebiyle: "Bu yüzden Fuat Köprülü ile çatışmaya başlamışlardı gazetelerde."- Y. Z. Ortaç
Yapı cephesi
Kez, kere kelimeleri ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartmalı bir biçimde anlatır
Keskin kenar
Nedeniyle, sebebiyle
Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret
Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü
Yapının cephesi
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm
Yan, taraf
Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin tümü
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı ve bu sayıyı gösteren işaret, 100, C
On kere on, doksan dokuzdan bir artık olan
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat
Utanma
Yastığa geçirilen kılıf
Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş
duluk
beniz
(Osmanlı Dönemi) LEÇ
yüz ağartıcı
Övünç duyulacak
yüz aklığı
İftihar edilecek, onurlanacak durum
yüz akı
Utanmayı gerektiren bir durumu olmama, onur
yüz beşlik
Bir top çeşidi
yüz binlerce
Çokluk ifade etmek amacıyla kullanılır
yüz binlik
Yüz bin liralık
yüz görümlüğü
Güveyin düğün günü geline verdiği armağan
yüz kalıbı
İnsan yüzüne alçı dökülerek alınmış kalıp, bu kalıptan çoğaltılmış yüz heykeli, mask
yüz kaplama
Genellikle sert ve orta sert ağaçlardan biçilerek veya kesilerek elde edilen, kontratabla veya yonga levhalarının yüzlerine yapıştırılarak kullanılan, güzel desenli kaplama çeşidi
yüz karası
Utanılacak bir durum veya şey
yüz kere
Pek çok, tekrar tekrar, çok kez, defalarca
yüz kiri
Yüz karası
yüz kızartıcı
Utandırıcı, utanılacak
yüz kızartıcı suç
Utanç verici, insanlık onuruna yakışmayan suç
yüz sabunu
Yüz yıkamak için kullanılan sabun
yüz yazısı
Köylerde gelinin yüzüne yapıştırılan telli pullu süsler
yüz yüze
Karşı karşıya
yüz ölçümü
Bir yerin veya bir şeyin yüzeyini ölçme, mesaha
yüz ölçümü
Bu ölçme sonunda ortaya çıkan miktar, mesahaisathiye
yüzde yüz
Kuşkusuz, şüphesiz, muhakkak
yüzde yüz
Bütünü, tamamı, tamamen
Yüz yüze
yüzbeyüz
Yüz yüze gelmek
yüzleşmek
Yüz ölçümü
alan
Yüz ölçümü
mesaha
yüzler
Ondalık sayı sisteminde bir sayının sağdan sola doğru üçüncü rakamının bulunduğu yer, hane