tutmak

listen to the pronunciation of tutmak
Турецкий язык - Английский Язык
hold

I just want to hold her hand. - Sadece onun elini tutmak istiyorum.

The girl tried hard to hold back her tears. - Kız gözyaşlarını tutmak için çok gayret etti.

keep

We have to keep our dog tied. - Köpeğimizi bağlı tutmak zorundayız.

I didn't mean to keep it secret. - Bunu gizli tutmak niyetinde değildim.

held
book

I will lend you the books, which I have at my disposal, on condition that you keep them clean. - Onları temiz tutmak şartıyla sana elimdeki kitapları ödünç vereceğim.

hire

It wasn't my idea to hire her. - Onu tutmak benim fikrim değildi.

Tom wanted to hire us both, but he said he could only hire one of us. - Tom ikimizi de tutmak istedi, ancak yalnızca bizden birini tutabileceğini söyledi.

have

I have kept a diary for three years. - Üç yıldır bir günlük tutmaktayım.

Slotted spoons have a particular role in the traditional absinthe ritual. They are used to hold a sugar cube over a glass as one dissolves it into her drink with cold water. - Oluklu kaşıklar geleneksel pelin ayininde belirli bir role sahiptir.Onlar bir adet küp şekeri soğuk suyla bardaklarının içine eritmek için küp şekeri bardağın üstünde tutmak için kullanılır.

fit
hold down
fix
attack
(İnşaat) trap
stay

If you want to stay a member of this club, you have to fish or cut bait. - Bu kulübün bir üyesi kalmak istiyorsanız balık tutmak ya da yem kesmek zorundasınız.

bridle
iyi tutmak
(deyim) catch hold of
retain

We had to retain a lawyer. - Biz bir avukat tutmak zorunda kaldık.

(Argo) nail
amount to
clasp
play
employ
maintain
(Dilbilim) pick up
take hold of
take up
hold on
ad here
stand for
deem
grab

I had to grab her to keep her from falling. - Onun düşmesini engellemek için onu tutmak zorunda kaldım.

hold on to
hang on
expose
intercept
(Konuşma Dili) hold by
go over
(deyim) carry out
take effect
possess
like

I'd like to keep expenses down. - Giderleri düşük tutmak istiyorum.

This looks like a good spot for fishing. - Bu balık tutmak için iyi bir nokta gibi görünüyor.

make sick
sustain
stop
corral
aggregate
cost
seize
rent
work

I don't have a lot of work, but it's enough to keep me in the office this week. - Bir sürü işim yok ama bu hafta beni ofiste tutmak için yeterli.

On a hot summer day, the air conditioner works all day to keep us cool. - Sıcak bir yaz gününde, klima bizi serin tutmak için bütün gün çalışır.

approve of
maintain at
sticking
last
make

I make sure to keep my computer secure. - Bilgisayarımı güvende tutmak için gerekeni yapıyorum.

Don't make promises that you don't intend to keep. - Tutmak niyetinde olmadığın sözler verme.

to take it into one's head to, decide suddenly to, up and (do something): Şimdi de Ankara'ya gideceği tuttu. Now he's taken it into his head to go to Ankara. Sonunda tuttu bütün malını mülkünü Şebnem'in üstüne yaptı. In the end he upped and made everything he owned over to Şebnem. Arada sırada tutar bizi balık yemeye götürür. Every once in a while he'll up and take us out to eat fish
to nab; to arrest (someone)
(for something) to be accepted, win general approval
play on
cohere
(for one thing) to accord with, be consistent with, jibe with, agree with
support
get hold of
to hold; to take hold of; to grip; to grab
to keep (one's promise, one's word)
favour [Brit.]
(for writing) to cover (a place)
bind
choke back
(for a pain, cough, etc.) to begin again; (for a condition) to crop up again: Of, gene sancım tuttu. Ouf! My pain's started up again. Remzi'nin inatçılığı tuttu. Remzi's stubborn streak is showing again. Pakize'nin babaları tutmuş galiba. Pakize appears to be having a nervous seizure
grasp

Curdken ran up to her and wanted to grasp some of the hair from her head. - Curdken ona doğru koştu ve onun başından bir tutam saç tutmak istedi.

dengede tutmak
balance
hariç tutmak
exclude
tutmak (elle)
grab
tutmak (oruç)
observe
tutmak dil
guard
tutanak tutmak
minute
tuzak tutmak
trap
tutanak tutmak
take the statement down
tutanak tutmak
to take the minutes (down); to take a/the statement down zabıt tutmak
tutanak tutmak
write a minute
tutanak tutmak
take the minutes
tutanak tutmak
take the minutes down
tutanak tutmak
take a statement down
tutarakı tutmak
1. to have a seizure. 2. to have a fit of obstinacy
tutarıkı tutmak
1. to have a seizure. 2. to have a fit of obstinacy
tutuklu olarak tutmak
(Kanun) hold for trial
ışık tutmak
shed
akılda tutmak
store
yas tutmak
mourn

Sami came to mourn Layla. - Sami, Leyla'ya yas tutmak için geldi.

tutma
retention
zabıt tutmak
minute
dışında tutmak
leave out
hakkı saklı tutmak
reserve
hesabını tutmak
score
kendini tutmak
hold back

You have to hold back. - Kendini tutmak zorundasın.

tarafını tutmak
(Hukuk) uphold
tut
held

She held my arm firmly. - O, kolumu sımsıkı tuttu.

He held a pen in his hands. - O, elinde bir kalem tutuyor.

tutma
{i} hold

Tom tried to hold back his tears. - Tom gözyaşlarını tutmaya çalıştı.

To put it bluntly, the reason this team won't win is because you're holding them back. - Açık söylemek gerekirse, bu takımın kazanamayacak olmasının sebebi onları geride tutmanızdır.

baskı altında tutmak
repress
işleme tabi tutmak
process
tutma
{i} take

Never take a blind man's arm. Let him take yours. - Asla kör bir adamın kolunu tutmayınız. O sizinkini tutsun.

Tom didn't have enough money to take a taxi. - Tom'un bir taksi tutmak için yeterli parası yoktu.

yerini tutmak
compensate
eşit tutmak
equate
muaf tutmak
rescue
topa tutmak
hail
rekoru elinde tutmak
(Pisikoloji, Ruhbilim) hold a record
bir tutmak
identify
ayrı tutmak
sequester
aziz tutmak
cherish
dışında tutmak
exclude
göz önünde tutmak
reckon with
gözaltında tutmak
keep under surveillance
kin tutmak
hold a grudge
kira ile tutmak
hire
nasır tutmak
callous
saat tutmak
minute
tabi tutmak
subject to
telif hakkını saklı tutmak
copyright
üstün tutmak
choose
ışık tutmak
a) to shed light (on) b) to light the way (for)
el üstünde tutmak
pet
tut
{f} fix

They fixed the sign to the wall. - Onlar tabelayı duvara tutturdular.

adam tutmak
mark a man
avukat tutmak
instruct a solicitor
bir yerde tutmak
store
birbirini tutmak
tie in
defter tutmak
keep book
defter tutmak
keep the accounts
dost tutmak
make friends
elde tutmak
retain
elinde tutmak
monopolize
elinde tutmak
(Dilbilim) keep hold of
elinden tutmak
help
elinden tutmak
own
elinden tutmak
possess
elini çabuk tutmak
come on
elini çabuk tutmak
jump to it
elini çabuk tutmak
hurry up
elini çabuk tutmak
get a move on
evin yolunu tutmak
make for home
güncel tutmak
keep up-to-date
güçlü tutmak
sustain
gıcık tutmak
cough
kendini tutmak
control oneself
kin tutmak
nurture resentment against
kin tutmak
nurse a grudge (against)
kin tutmak
develop a grudge(against)
kira ile tutmak
rent
mesken tutmak
dwell in
mesul tutmak
(Kanun) impeach
metres tutmak
keep a mistress
muaf tutmak
exempt from
muaf tutmak
privilege
muaf tutmak
be exempt from
muaf tutmak
be exempt
niyet tutmak
wish a wish
niyet tutmak
make a wish
olta ile tutmak
hook
soru yağmuruna tutmak
barrage
soru yağmuruna tutmak
fire questions
sorumlu tutmak
put the blame on
sıkı tutmak
grasp
sıkı tutmak
hang on
sımsıkı tutmak
cling
sımsıkı tutmak
clasp
sımsıkı tutmak
(Dilbilim) hang on to
sınırlı tutmak
cramp
sır tutmak
keep secret
tabi tutmak
put to
taraf tutmak
take a stand
taraf tutmak
support
taraf tutmak
(Kanun) favour
temiz tutmak
keep it clean
teste tabi tutmak
test
tut
cost

This diamond costs a fortune. - Bu elmas servet tutar.

How much does a beer cost? - Bir bira ne kadar tutar?

tutma
(Spor) lift
tutma
rent
tutma
conservation
tutma
set
tutma
suppress
tutma
grip

You must grip that dagger this way. - O hançeri bu şekilde tutmalısın.

tutma
grapple
tutma
(Biyokimya) fixation
tutma
fit
yağmuruna tutmak
rain
yekun tutmak
aggregate
yerinde tutmak
retain
yerinde tutmak
(Askeri,Teknik) immobilize
yerini tutmak
substitute for
yosun tutmak
moss
yurt tutmak
settle in
yüz tutmak
begin
tut
{f} seizing
tut
withhold
tut
held back

The police held back the protesters. - Polis protestocuları geri tuttu.

The police held back the crowd. - Polisler kalabalığı geride tuttu.

tut
{f} hold

Hold your tongue, or you'll be killed. - Dilini tut, yoksa öldürüleceksin.

You're holding my hand in the photo. - Fotoğrafta elimi tutuyorsun.

tut
hold back

The girl tried hard to hold back her tears. - Kız gözyaşlarını tutmak için çok gayret etti.

You have to hold back. - Kendini tutmak zorundasın.

tut
{f} sustaining
tut
{f} restrained

I barely restrained myself from vomiting. - Kusmamak için kendimi zar zor tuttum.

tut
got hold of
tut
hold down

Tom can't hold down a job. He's always getting fired. - Tom bir mesleği tutamaz. O her zaman kovuluyor.

tut
maintain at
tut
choke back
tut
{f} withholding
tut
{f} holding

My brother is holding a camera in his hand. - Erkek kardeşim elinde bir kamera tutuyor.

To put it bluntly, the reason this team won't win is because you're holding them back. - Açık söylemek gerekirse, bu takımın kazanamayacak olmasının sebebi onları geride tutmanızdır.

tut
{f} retained
tut
held down
tut
get hold of

Where can I get hold of a good tax lawyer? - Nerede iyi bir vergi avukatı tutabilirim?

Tom and Mary's new puppy chews up everything he can get hold of, including Tom's new slippers. - Tom ve Mary'nin yeni köpeği, Tom'un yeni terlikleri de dahil olmak üzere, elinde tuttuğu her şeyi çiğnemektedir.

tut
retain

We had to retain a lawyer. - Biz bir avukat tutmak zorunda kaldık.

tut
restrain

He could no longer restrain himself. - O artık kendini tutamadı.

I barely restrained myself from vomiting. - Kusmamak için kendimi zar zor tuttum.

tut
{f} withheld
tutma
{i} seizing
tutma
catchment
tutma
clutch
tutma
{i} vogue
tutma
detention
tutma
{i} keeping

Tom has never been good at keeping secrets. - Tom sır tutmada iyi değildi.

Tom isn't good at keeping secrets. - Tom sır tutmakta iyi değildir.

tutma
adsorption
tutma
check
tutma
support

Reason promises us its support, but it does not always keep its promise. - Sebep bize destek sözü verir ancak her zaman sözünü tutmaz.

Английский Язык - Английский Язык

Определение tutmak в Английский Язык Английский Язык словарь

tut
A tutorial
tut
To make a tut tut sound of disapproval
tut
{e} expressing dislike
tut
See tut tut
tut
Be still; hush; an exclamation used for checking or rebuking
tut
A word used in Lincolnshire for a phantom, as the Spittal Hill Tut Tom Tut will get you is a threat to frighten children Tut-gotten is panic-struck Our tush is derived from the word tut
tut
If you tut, you make a sound with your tongue touching the top of your mouth when you want to indicate disapproval, annoyance, or sympathy. He tutted and shook his head. tut-'tut tutted tutting to express disapproval by making a tut sound
tut
Tut is used in writing to represent the sound that you make with your tongue touching the top of your mouth when you want to indicate disapproval, annoyance, or sympathy
tut
Society Alt Ntul
tut
A hassock
tut
An imperial ensign consisting of a golden globe with a cross on it
Турецкий язык - Турецкий язык
Anlamak, farkına varmak
Avlamak: "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz."- R. H. Karay
İzlemek
Ya yeşerir ya yeşermez."- Ş. Rado. İş görebilmek: "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona."- T. Buğra
Saymak: "Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi."- F. R. Atay
Ağrımak, sancımak, musallat olmak: "... poker oynanıyor
Biriktirmek, tasarruf etmek
Benimsemek, beğenmek: "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır."- T. Buğra
Asılmak, kuvvetlice sarılmak
Ağrımak, sancımak, musallat olmak
Alacağa veya vereceğe saymak
Başlamak
Yanında bulundurmak, alıkoymak
Asılmak, kuvvetlice sarılmak: "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş."- P. Safa
İçine girmek; girişmek, yapmak
Beddua etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek: "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak."- M. Ş. Esendal
Bırakmamak
Bağlamak: "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım."- B. S. Erdoğan
Giyinmesine yardım etmek
Uygun gelmek, çelişmez olmak: "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu."- R. N. Güntekin
Para toplamı ...-e varmak
Yönelmek: "Oyuncular ağır ağır soyunma odasının yolunu tuttular."- H. Taner
Bir kimsenin yerini almak: "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam."- Y. K. Karaosmanoğlu
Sunmak
Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
Yenilirse kızıyor
Hedef olarak almak
Girişmek, yapmak: "Askerden sonra ne iş tutacağını bilmemek kahrediyordu Yusuf'u."- S. F. Abasıyanık
Gereğini yapmak, yerine getirmek
Ulaşmak, varmak
Yaklaştırmak: "Biraz toz olsa mendilini burnuna tu(Tarih) "- A. Ş. Hisar
Ulaşmak, varmak: "Hayvanlar, Bağdat caddesini tutmuş, çalakamçı ilerliyor."- S. M. Alus
Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
Durdurmak, blokaj
Uğramak
Tohum ya tutar ya tutmaz
Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak
Denetimi ve yetkisi altına almak
Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak: "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları."- S. F. Abasıyanık
Yönelmek
Hizmetine almak veya kiralamak: "Burada bir kat tuttum
Bırakmamak: "Baba sesini çıkarmadı, hatta öksürüğünü bile galiba tuttu."- P. Safa
Kayıt, zabıt, not kelimelerine "etmek" anlamıyla yardımcı fiil olarak katılır
Alacağa (veya vereceğe) saymak
Başı tutuyor, komşu doktorun hizmetçisini çağırıp çenesini ovduruyor."- M. Ş. Esendal
Beklenen sonucu vermek: "Toprağa atılan her tohum bir ümittir
Beklenen sonucu vermek
İş görebilmek
Ele geçirmek, yakalamak: "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı."- Ö. Seyfettin
Desteklemek, birinden yana çıkmak
Otobüs, vapur, uçak vb. dokunmak, hasta etmek
Saymak
Dokunmak, hasta etmek
Hürriyetinden mahrum edip bir yere kapamak, tevkif etmek: "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir."- S. F. Abasıyanık
Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, gölgelemek, markaja almak
Bir sanat eseri geniş ilgi görmek
Elde bulundurmak, ele almak: "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu."- Ö. Seyfettin
Biriktirmek, tasarruf etmek: "Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana
Yaklaştırmak
Bir cümlede fiilden önce ve fiilin kipinde veya sıfat-fiil durumunda kullanıldığında o fiilin anlattığı işin çok beklenmediği, umulmadığı veya çok uygun düşmediği hâlde yapıldığını anlatır
İşgal etmek
Avlamak
Herhangi bir durumda bulundurmak
Bir yerde kalmasını sağlamak
Kaplamak: "Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir."- T. Buğra
Ay başına kadar bana ödünç versene."- M. Ş. Esendal
Edinmek, peyda etmek
Yemek hafifçe yanmak
Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
Giyinmesine yardım etmek: "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır."- T. Buğra
göz önünde tutmak
dikkate almak
TUT
(Osmanlı Dönemi) f. Dut
TUTMA
(Hukuk) Tutuklama
Tutma
(Osmanlı Dönemi) AHZ
tut
Eski Mısır'da kullanılan Kıpti takviminin ilk ayı
tutma
Geçici işçi, yanaşma, uşak, hizmetçi
tutma
Bazı takım oyunlarında ayakla veya vücutla karşı takım oyuncusunun davranışına engel olma, gölgeleme, markaj
tutma
Destekleme
tutma
Tutmak işi
tutma
(Osmanlı Dönemi) zapt
Английский Язык - Турецкий язык

Определение tutmak в Английский Язык Турецкий язык словарь

ışık tutmak
bring light
tut
hay aksi!
tut
tüh!
kayıt tutmak
Keep record
tut
vah!
tut
cik cik
tut
tut! Vah
tut
{ü} Tut, tut! Bir şeyin onaylanmadığını vurgulamak için söylenir: Tut, tut, you shouldn't be reading other people's mail! A, başkalarının
tut
Sus! Adam sen de! Tut
tutmak
Избранное