to deal with

listen to the pronunciation of to deal with
Английский Язык - Турецкий язык

Определение to deal with в Английский Язык Турецкий язык словарь

cover
{f} kaplamak

Bu halı bütün yeri kaplamak için yeterince büyük. - This carpet is big enough to cover the whole floor.

Duvarları kaplamak için eski gazetelere ihtiyacım var. - I need old newspapers to cover the walls.

cover
örtü

O, arabasının üzerine bir örtü koydu. - He put a cover over his car.

Kadınlar gerçekten oldukça tehlikeliler. Bu konuda ne kadar çok düşünürsem, o kadar çok yüz örtüsünün arkasındaki nedeni anlayabileceğim. - Women really are quite dangerous. The more I think about this, the more I'm able to understand the reasoning behind face covering.

cover
(Tekstil) 1. örtmek, kaplamak 2. muhafaza 3. kapak
deal with
ile ilgilenmek
deal with
üstesinden gelmek

Durumun üstesinden gelmek gittikçe zorlaşıyordu. - The situation was getting difficult to deal with.

deal with
uğraşmak

Böyle bir sorun ile uğraşmak zordur. - Such a problem is hard to deal with.

Kanser hastaları sıklıkla bulantı nöbetlerini azaltmakla uğraşmak zorundadır. - Cancer patients often have to deal with debilitating bouts of nausea.

deal with
(Politika, Siyaset) ilgilenmek

Bu tür sorunla ilgilenmek için eğitildim. - I've been trained to deal with this kind of problem.

Tom şu anda bu sorunla ilgilenmek istemiyor. - Tom doesn't want to deal with this problem now.

cover
üzerini örtmek
cover
istila etmek
cover
bastırmak
cover
üst kapak
deal with
halletmek

Bunu halletmek için hazır olmadığını biliyorum. - I know you're not ready to deal with this.

Şimdi bunu halletmek zorundayım. - I have to deal with this now.

deal with
alışveriş yapmak
deal with
(Politika, Siyaset) alakadar olmak
deal with
ticaret yapmak
deal with
(Politika, Siyaset) ele almak

Can you deal with this gentleman's complaint - Beyfendinin şikayetini ele alır mısın.

deal with
hakkından gelmek
deal with
-e değinmek
cover
(yol) katetmek
cover
zarf
cover
silahla korumak
cover
(ayrıntıları/vb.) aktarmak
cover
-e silah tutmak/doğrultmak
cover
karşılamak

O, masrafları karşılamak için yeterli paradır. - That's enough money to cover the expenses.

Onun kaybını karşılamak zorundayım. - I have to cover his loss.

deal with
uğraş

Tom'la uğraşmak zordur. - Tom is hard to deal with.

Böyle bir sorun ile uğraşmak zordur. - Such a problem is hard to deal with.

deal with
ilgili olmak
deal with
iş yapmak
deal with
ile alışveriş etmek
cover
(Muzik) Düzenleme, aranjman: Belirli sesler, çalgılar veya topluluklar için yazılmış bir eserin, başka sesler, çalgılar veya topluluklar tarafından söylenip çalınabilmesi için o eserde yapılan değişiklik, aranjman
deal with
-in üstesinden gelmek, -in hakkından gelmek
deal with
-i idare etmek
deal with
-e değinmek, -den bahsetmek
cover
cover crop toprağı muhafaza etmek için kışın ekilen ekin
cover
(Askeri) (AMERİKAN SAVUNMA KURULU) İSTİKAMETE BAK !: İstikamete bakılması için verilen emir veya komut. Ayrıca bakınız: "cover off". COVER (NATO, AMERİKA SAVUNMA BAKANLIĞI): ÖRTME: Kara, hava veya deniz kuvvetleri tarafından, taarruz, savunma, bunlardan biri veya her ikisinin birden tehdidiyle yapılan koruma. COVER (NATO, AMERİKA SAVUNMA BAKANLIĞI): ÖRTÜ: Bir bireyi, planı, harekatı, birliği veya tesisi düşman istihbarat çabalarından ve bilgi sızmasından korumak için alınması gereken önlemler. COVER (NATO, AMERİKA SAVUNMA BAKANLIĞI): DİNLEME: Almaçla sürekli dinleme durumunda olmak. Bu esnada göndermeç kalibre edilmiş durumda bulundurulur ancak derhal kullanılmak üzere hazır olması gerekmez. COVER (NATO, AMERİKA SAVUNMA BAKANLIĞI): ÖRTÜ: Tabii veya suni olarak yapılmış sığınak veya korunma yeri. COVER (NATO, AMERİKA SAVUNMA BAKANLIĞI): ARAZİ FOTOĞRAFI: Belirli bir arazi parçasını gösteren fotoğraf veya diğer görüntü kayıtları. COVER (NATO, AMERİKA SAVUNMA BAKANLIĞI): "BELİRTİLEN MEVKİYE GEÇ": "Avcıları kuvvet/üs ile temas noktası tayin edilen uzaklıkta tut" anlamına gelen bir kod. Ör. B mevkiine geç yirmi yedi ila otuz mil
cover
{i} tic. karşılık
cover
{i} bahane
cover
{i} kapak; örtü
cover
(isim) örtü; kapak, kap, kaplık, paket; zarf, kılıf; kuver; av yeri; sığınak, bahane
deal with
(deyim) deal with someone
deal with
(deyim) yonetmek,ugrasmak,cozmek
deal with
(deyim) incelemek,ilgilenmek
deal with
-in müşterisi olmak
deal with
(deyim) alisveris etmek
deal with
(deyim) [kd] cezalandirmak. deal with sth
Английский Язык - Английский Язык
confront
reckon with

We'll reckon with him after the deed is done.

cover

Richard Morgan covers science for The Economist, The New York Times, Scientific American, and Wired.

To behave in a certain way towards

He deals fairly with his employees.

To take action with respect to (someone or something)

The teacher knew how to deal with these lazy students.

To come to terms with; to overcome any difficulties presented by

Thankfully he dealt with such issue before, so he had all the necessary experience.

To consider, as an example

Let us deal with the case of China.

To be in charge of, act on, or dispose of

I can deal with this crew of workers.

To handle verbally or in some form of artistic expression; to address or discuss as a subject

This book deals with incest.

If you deal with a particular person or organization, you have business relations with them. When I worked in Florida I dealt with British people all the time
When you deal with something or someone that needs attention, you give your attention to them, and often solve a problem or make a decision concerning them. the way that building societies deal with complaints The President said the agreement would allow other vital problems to be dealt with. = handle
If a book, speech, or film deals with a particular thing, it has that thing as its subject or is concerned with it. the parts of his book which deal with contemporary Paris
{f} handle, take care of; do business with, trade with
If you deal with an unpleasant emotion or an emotionally difficult situation, you recognize it, and remain calm and in control of yourself in spite of it. She saw a psychiatrist who used hypnotism to help her deal with her fear
to deal with

    Турецкое произношение

    tı dil wîdh

    Произношение

    /tə ˈdēl wəᴛʜ/ /tə ˈdiːl wɪð/

    Этимология

    [ t&, tu, 'tü ] (preposition.) before 12th century. Middle English, from Old English tO; akin to Old High German zuo to, Latin donec as long as, until.

    Видео

    ... that we haven't adapted mechanisms to deal with that. ...
    ... Or I've got to deal with my aging parent and get my mom ...

    Слово дня

    jaunty
Избранное