tek

listen to the pronunciation of tek
Турецкий язык - Английский Язык
only

The only goal of the final match was scored by Andrés Iniesta. - Final maçındaki tek gol Andrés Iniesta tarafından atıldı.

Ken's father loved Ken all the more because he was his only son. - Baba Ken'i haydi haydi severdi,çünkü onun tek oğluydu.

one

Kill two birds with one stone. - Tek bir taşla iki kuş öldür.

One, three, and five are odd numbers. - Bir, üç ve beş tek sayılardır.

sole

Being an only child, he was the sole heir. - Tek çocuk olduğu için, o tek varisti.

For him, divorce is a good invention, with one sole disadvantage: you have to get married first. - Onun için boşanma tek dezavantajla iyi bir buluş: ilk önce evlenmek zorundasın.

single

I don't have a single enemy. - Benim tek bir düşmanım yok.

In Japan almost all roads are single lane. - Japonya'da neredeyse tüm yollar tek şerittir.

unique

His technique was unique and absolutely amazing. - Tekniği eşsiz ve kesinlikle muhteşemdi.

His technique was unique and absolutely amazing. - Onun tekniği eşsiz ve kesinlikle şaşırtıcıydı.

alone

She likes to walk alone. - O tek başına yürümeyi sever.

Hiroko sat there all alone. - Hiroko orada tek başına oturdu.

single, unique; alone; only, merely; (sayı) odd; single thing
odd

Tapirs are odd-toed ungulates. - Tapirler tek toynaklıdır.

Mary does not like odd numbers. - Mary tek sayılardan hoşlanmaz.

solitary

She leads a solitary life in a remote area of Scotland. - O, İskoçya'nın uzak bir bölgesinde tek başına bir hayat sürüyor.

(Biyokimya) mono-
companion

Sami's only companion was his dog. - Sami'nin tek arkadaşı onun köpeğiydi.

Tom's only companion is his dog. - Tom'un tek arkadaşı onun köpeğidir.

(Denizbilim) add

The opening address alone lasted one hour. - Açılış konuşması tek başına bir saat sürdü.

All you have to do is to write your name and address here. - Yapman gereken tek şey buraya adını ve adresini yazmak.

the one and only

The one and only dessert my son eats is chocolate cake. - Oğlumun yediği bir çeşit ve tek tatlı çikolatalı pastadır.

Tom's pissed off because he's not the one and only. - Tom tek olmadığından dolayı sinirli.

one and the same
merely

History is merely repeating itself. - Tarih sadece kendini tekrarlıyor.

turkish electricity authority
pure and simple
particular
isolated
uni-
ceramics
suit

There are no wheels on this suitcase. - Bu bavulda tekerlekler yok.

I can't carry this suitcase by myself. - Bu valizi tek başıma taşıyamam.

flat

I've got a flat tire. - Bir patlak tekerim var.

I offered to fix Tom's flat tire. - Tom'un patlak tekerini tamir etmeyi önerdim.

(sayı) uneven
homoeo [Brit.]
fellow

All you have to do is to cultivate the ability to put yourself in the other fellow's place. - Tek yapmanız gereken, kendinizi diğer arkadaşın yerine koyma yeteneğini geliştirmek.

I bid you greetings and may there be peace through fellowship between us. - Sana selam teklif ediyorum ve aramızdaki arkadaşlık yoluyla barış olabilir mi.

one and only

Tom's pissed off because he's not the one and only. - Tom tek olmadığından dolayı sinirli.

Tom claims one and only one god exists. - Tom tek ve sadece tek bir tanrı olduğunu iddia eder.

uni

I know a girl who can ride a unicycle. - Tek tekerlekli bisiklete binebilen bir kız tanıyorum.

His technique was unique and absolutely amazing. - Tekniği eşsiz ve kesinlikle muhteşemdi.

homo
mono

Don't let the children monopolize the television. - Çocukların televizyonu tekellerine almalarına müsaade etme.

Postal services are a government monopoly. - Posta hizmetleri devlet tekelindedir.

homeo
individual

Individual atoms can combine with other atoms to form molecules. - Tekil atomlar, molekülleri oluşturmak için diğer atomlarla birleşebilirler.

mono , odd , single
All I ask is ...; ... as long as ...: Tek yapsın da, nasıl yaparsa yapsın! I don't care how he does it; all I want is for him to get the thing done! Her şeye razıyım, tek ondan kurtulayım! I'm agreeable to anything as long as I can get shut of him!
exclusive
singular

In English, we should use the pronouns a or an before singular nouns like house, dog, radio, computer, etc. - İngilizcede a ya da an gibi zamirleri house, dog, radio, computer, v.b. tekil isimlerin önünde kullanırız.

A noun can be singular or plural. - Bir isim tekil veya çoğul olabilir.

lone

When you're alone in your apartment, you feel independent. When you're alone in your room, you feel free. When you're alone in your bed, you feel lonely. - Apartmanında tek başına olduğunda, bağımsız hissedersin. Odanda tek başına olduğunda, özgür hissedersin. Yatağında tek başına olduğunda, yalnız hissedersin.

To Japanese, an American baby sleeping by himself seems lonely. - Japonlara göre, tek başına uyuyan bir Amerikan bebeği yalnız görünüyor.

single thing
solo

Charles Lindbergh made the first solo flight across the Atlantic Ocean in 1927. - Charles Lindbergh, Atlantik Okyanusu'nda, 1927 yılında ilk tek kişilik uçuşunu yaptı.

Whether you’re flying solo or in a relationship, I'll be thinking of you this Valentine’s Day. - İster tek başına uçuyor ol, ister bir ilişki içinde ol, bu Sevgililer Günü seni düşünüyor olacağım.

reindeer
running

The deer was running by itself. - Geyik tek başına koşuyordu.

Sometimes, I feel like a hamster running on a wheel. - Bazen kendimi tekerlek üzerinde koşan bir hamster gibi hissediyorum.

homoeo
res
bellows
dolly
several

Jim has asked Anne out several times. - Jim Anne'e birkaç kez çıkma teklif etti.

Tom lived alone for several years. - Tom yıllarca tek başına yaşadı.

suigeneris
azygous
tek sayı
odd number

Mary does not like odd numbers. - Mary tek sayılardan hoşlanmaz.

One, three, five, seven and nine are odd numbers. - Bir, üç, beş, yedi ve dokuz tek sayılardır.

tek tek
one by one

There are over 100 billion stars in the Milky Way galaxy. If you tried to count them one by one, it would take you over 3000 years! - Samanyolu galaksisinde 100 milyardan çok yıldız vardır. Eğer onları tek tek saymaya çalışsaydınız bu 3000 yıldan fazla sürerdi!

Mary took out the eggs one by one. - Mary yumurtaları tek tek çıkardı.

tek kullanımlık
disposable

Volunteers distributed tea in disposable cups. - Gönüllüler tek kullanımlık bardaklarda çay dağıttı.

It is best to use plastic chopsticks to eat and wash later, instead of using disposable chopsticks. - Tek kullanımlık yemek çubuklarını kullanma yerine yemek yemek ve daha sonra yıkamak için plastik yemek çubuklarını kullanmak en iyisi.

tek başına
alone

She likes to walk alone. - O tek başına yürümeyi sever.

Hiroko sat there all alone. - Hiroko orada tek başına oturdu.

tek gidiş
one way
tek oğul
son and heir
tek taş
solitaire
tek tek
particularly
tek yön
one way

What is written on the road sign? - ONE WAY. - Yol işaretinde ne yazılı? - TEK YÖN.

What is written on the road sign? - ONE WAY. - Trafik işaretinde ne yazılı? - TEK YÖN.

tek yönde olan
one way
tek yönlü
one-way

Be careful not to drive the wrong way on a one-way street. - Tek yönlü bir caddede ters yönde sürmemeye dikkat edin.

This is a one-way street. - Bu tek yönlü bir sokak.

tek yönlü
unidirectional
tek yönlü
one way
tek-taraflı bildirim
(Hukuk) notification
tek-taraflı tebliğ
(Hukuk) notification
tek kelimeyle
in a word

In a word, I think he is an idiot. - Bence tek kelimeyle o bir idiot.

In a word, it's ridiculous. - Tek kelimeyle, gülünç.

tek kelimeyle
in a nutshell
tek kelimeyle
utterly
tek sıra düğmeli (ceket)
single-breasted
tek tek
(Bilgisayar) draw one
tek tek
singly
tek tip elbise
uniform
tek yönetici
(Askeri) single manager
tek çözüm
unique solution
teke tek
(Askeri) one-on-one
tek adam
one man
tek başına
stand alone
tek bulut
The only cloud
tek eşli
Monogamous
tek fiyat politikası
One-price policy, single price policy
tek gözlü
monocular
tek satıcı
(Kanun) Exclusive seller
tek seslilik
single polyphony
tek tanrıcılık; tek tanrıya inanma
monotheistic, believing in one god
tek taş pırlanta
diamond solitaire
tek yumurta ikizi
identical twin
tek yıllık
(Botanik, Bitkibilim) Annual
tek çatı altında
under one roof
teke tek
One on one
tek entegreli tıbbi lojistik yönetimi; tek entegreli tıbbi lojistik yöneticisi
(Askeri) single integrated medical logistics management; single integrated medical logistics manager
tek noktadan bağlama; tek liman yöneticisi
(Askeri) single point mooring; single port manager
tek tek ele almak
individualize
tek taraflı
{s} unilateral

Tom's boss made a unilateral decision to close several small branches of the company. - Tom'un patronu şirketin birkaç küçük şubesini kapatmak için tek taraflı bir karar aldı.

You can't just decide things unilaterally like that. We have to come to a consensus. - Tek taraflı olarak işlere karar veremezsin. Bir fikir birliğine varmalıyız.

tek taraflı
one sided
tek başına
unattended
tek bir
solitary
tek renkli
solid colored
tek taraflı
(Kanun) arbitrary
tek tük
isolated
tek yönlü
irreversible
tek başına
by yourself

I don't like your going there by yourself. - Oraya tek başına gitmeni istemiyorum.

You shouldn't have gone there by yourself. - Tek başına oraya gitmemeliydin.

tek başına
on one's own
tek başına
by oneself
tek başına
single-handed

She did it single-handedly. - O bunu tek başına yaptı.

Tom did it single-handedly. - Tom bunu tek başına yaptı.

tek eşli
monogynous
tek eşli
monogamist
tek eşlilik
monogamousness
tek hücreli
one-celled
tek renkli
self-coloured
tek renkli
monochromic
tek renkli
unicolour
tek renkli
monochromous
tek renkli
monochrome
tek taraflı
exparte
tek taraflı
one sidedly
tek taraflı
one-sided
tek tek
individually
tek tük
few and far between

The fish in this river are few and far between. - Bu nehirde balıklar tek tük.

tek tük
stray
tek yönlü
one-sided
tek çocuk
singleton
Düm Tek Tek
"Düm Tek Tek" is a song by Turkish singer Hadise that was performed as the Turkish entry for the Eurovision Song Contest 2009 in Moscow, Russia
Tek hücreli
single-celled
Tek renkli
homochromatic
tek başına
single-handedly
tek kişilik
individual
tek kişilik
oneman
tek kutuplu
single pole
tek sesli
monophthong
tek taraflı
single-sided
tek taraflı
unilineal
tek tek
odd one
tek yönlü
(Mühendislik) unilateral
tek yönlü
oneway
Tek Tip
prototype
Tek kutuplu
(Tıp) monopolar
tek başına
{s} solo

Amelia Earhart was the first woman to fly across the Atlantic solo. - Amelia Earhart Atlantiği tek başına uçarak geçen ilk kadındı.

Whether you’re flying solo or in a relationship, I'll be thinking of you this Valentine’s Day. - İster tek başına uçuyor ol, ister bir ilişki içinde ol, bu Sevgililer Günü seni düşünüyor olacağım.

tek başına
singly

Misfortune never comes singly. - Talihsizlik asla tek başına gelmez.

I bear in mind that misfortunes never come singly. - Talihsizliklerin asla tek başına gelmediklerini unutmuyorum.

tek başına
alone, by oneself, on one's own, single-handed
tek başına
{s} unaccompanied
tek başına
single handed
tek başına
stand-alone

I have a stand-alone personal computer. - Benim tek başına kişisel bir bilgisayarım var.

tek başına
{s} sequestered
tek başına
separately
tek başına
{s} unaided
tek başına
on one's tod
tek bir
single

She left without saying even a single word. - Tek bir kelime bile etmeden ayrıldı.

Did God really create the earth in a single day? - Tanrı, dünyayı gerçekten tek bir günde mi yarattı?

tek cins
unisexual
tek gözlük
{i} monocle

He wore a top hat and a monocle. - O bir silindir şapka ve bir tek gözlük taktı.

tek gözlük
{i} eyeglass
tek heceli
monosyllabic

The word злой is the only monosyllabic Russian adjective. - злой sözcüğü tek heceli tek Rusça sıfattır.

Chinese is a monosyllabic language. - Çince tek heceli bir dildir.

tek hücreli
{s} unicellular

That is a unicellular organism. - Bu tek hücreli bir organizmadır.

The amoeba is a unicellular organism. - Amip tek hücreli bir varlıktır.

tek kelimeyle
just

It looks just perfect. - Tek kelimeyle harika görünüyor.

This application just eats up your battery. - Bu uygulama, tek kelimeyle, pilini tüketiyor.

tek kişilik
single

I'd like to reserve a single room. - Tek kişilik oda rezervasyonu yaptırmak istiyorum.

I want a single room. - Tek kişilik bir oda istiyorum.

tek kişilik
solo

Charles Lindbergh made the first solo flight across the Atlantic Ocean in 1927. - Charles Lindbergh, Atlantik Okyanusu'nda, 1927 yılında ilk tek kişilik uçuşunu yaptı.

tek kişilik
(işletme) single handed
tek kişilik
sulky
tek kişilik
monological
tek kişilik
{s} state
tek kişilik
{i} solitaire

I love playing solitaire. - Tek kişilik iskambil oyunu oynamayı severim.

tek kişilik
single seater
tek kutuplu
{s} unipolar
tek renkli
whole colored
tek renkli
whole coloured [Brit.]
tek renkli
unicolored
tek renkli
self coloured [Brit.]
tek renkli
monochromatic
tek renkli
self-colored
tek renkli
unicolor
tek renkli
whole coloured
tek renkli
unicolour [Brit.]
tek renkli
unicoloured [Brit.]
tek renkli
self colored
tek renkli
{s} self coloured
tek renkli
unicoloured
tek seferde
(Konuşma Dili) in a lump
tek taraflı
single acting
tek taraflı
one legged
tek taraflı
single-acting
tek taraflı
unilateral, single-sided, one-sided
tek taraflı
(Hukuk) unilateral, one-sided
tek taraflı
ex parte
tek taraflı
one-legged
tek tip
{i} Monotype
tek tük
here and there

There were books lying here and there in the room. - Odada tek tük kitaplar vardı.

I found holes here and there. - Tek tük delikler buldum.

tek tük
{s} odd
tek tük
sporadic

Sporadic gunfire was heard in the distance. - Tek tük silah sesleri uzaktan duyuldu.

tek yönlü
single track
tek yönlü
single-acting
tek yönlü
single-track
tek yönlü
one-track
tek yönlü
(hat) simplex
tek yönlü
one track
tek yönlü
single acting
tekler
{i} singles
Английский Язык - Английский Язык
A Siberian ibex
Турецкий язык - Турецкий язык
(Osmanlı Dönemi) f. Koşma, seğirtme
Sessiz, hareketsiz, uslu
Önüne getirildiği cümleye istek ve özlem kavramı katar
İki ile bölünemeyen (sayı)
Birbirini tamamlayan veya aynı türden olan nesnelerden her biri
Birbirini tamamlayan veya aynı türden olan nesnelerden her biri: "Dirseği hafifçe dizime dokunuyor ve bir saçı, bir tek tel saçı kaşının ucuna sürünüyordu."- M. Ş. Esendal
Yalnız, yalnızca, salt, sadece. İki ile bölünemeyen (sayı)
Hiç, hiçbir: "Tek kelime konuşmadan bu yokuşu indik."- R. H. Karay
Hiç, hiçbir
Sessiz, uslu
Yalnız, yalnızca, salt, sadece
Eşi olmayan, biricik, yegâne: "Hamit, biliyorsunuz edebiyatımızın tek dâhisidir."- Y. Z. Ortaç
Eşi olmayan, biricik, yegâne
Bir kadeh içki
(Osmanlı Dönemi) TEVV
bir
tek tek
Birer birer, bir bir
Tek başına
bir başına
Tek başına
yalnızca
Tek eşli
monogam
Tek eşlilik
monogami
Tek taraflı
tek yanlı
tek başına
Kendi kendine, yalnız olarak
tek eşli
Eşi bir tek olan, monogam
tek eşlilik
Kadının veya erkeğin karşı cinsten yalnız bir kişiyle evlenebilmesini onaylayan, birden çok kadınla veya birden çok erkekle evlenmeyi yasaklayan evlilik biçimi, monogami
tek hücreli
Bir gözeli, bir hücreli
tek kişilik
Tek kişiye özgü
tek renkli
Tek rengi olan
tek renkli
Yalnız basit bir renk veren (ışık)
tek sesli
Eş sesli
tek sesli
Benzer seslerin kullanılması
tek taraflı
Tek bakış açısı olan, tek yanlı
tek tük
Az, seyrek (olarak)