sınırlandırmak

listen to the pronunciation of sınırlandırmak
Турецкий язык - Английский Язык
{f} limit
pale in
to limit, set a limit to
delimit
line off
delimitate
pale
restrain
narrow down
confine
hold down
restrict
qualify
border
to confine
sınır
boundary

This river forms the boundary between the two prefectures. - Bu nehir, iki il arasındaki sınırı oluşturur.

There is a fence marking the boundary between our yard and the neighbor's. - Bizim ve komşunun avlusu arasındaki sınırı işaretlemek için bir çit vardır.

sınır
frontier

Many families left to make a new life on the frontier. - Birçok aile sınırda yeni bir hayat kurmak için ayrıldı.

Many families went west to make a new life on the frontier. - Çok sayıda aile sınırda yeni bir hayat kurmak için batıya gitti.

sınır
{i} verge
sınır
border

Border fights were common. - Sınır kavgaları yaygındı.

The path is bordered with hedges. - Yol çitlerle sınırlanmıştır.

sınır
limit

In towns, speed is limited to 50 km/h. - Şehirlerde, hız saatte 50 km ile sınırlıdır.

Everyone has the right to rest and leisure, including reasonable limitation of working hours and periodic holidays with pay. - Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, bilhassa çalışma müddetinin makul surette sınırlandırılmasına ve muayyen devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır.

sınırlamak, sınırlandırmak
to limit, to border, to restrict
sınır
limitation

I know my limitations. - Sınırlarımı biliyorum.

It is important to know your own limitations. - Kendi sınırlarını bilmen önemlidir.

sınır
(İnşaat) fringe
sınır
{i} bound

This limited express is bound for Sendai. - Bu sınırlı ekspres Sendai'ye gider.

This river forms the boundary between the two prefectures. - Bu nehir, iki il arasındaki sınırı oluşturur.

sınır
March
sınır
border; frontier; boundary, limit; division
sınır
(Politika, Siyaset) district
sınır
(Bilgisayar) limit to

There is no limit to human progress. - İnsanlığın ilerlemesi için sınır yoktur.

There is no limit to human desire. - İnsan arzusunda hiçbir sınır yoktur.

sınır
(İnşaat) contour
sınır
demarkation
sınır
outskirts
sınır
(Ticaret) measures
sınır
division
sınır
tether
sınır
edging
sınır
strip
sınır
threshold
sınır
(Bilgisayar) limit of
sınır
(Politika, Siyaset) entry
sınırlandırma
delimiting
sınırlandırma
confinement
sınırlandırma
restrict
sınırlandırma
(Biyoloji) congestion
sınır
margin

The political party crossed the margin of five percent in the first polls. - Siyasi parti ilk anketlerde yüzde beş sınırını geçti.

sınır
extreme
sınır
measure
sınır
border line
sınır
boundary line
sınırlandırma
{i} limiting
sınırlandırma
delimitation
sınırlandırma
localization
SINIRLANDIRMA
(Askeri) limitation
sınır
bounds

Stupidity knows no bounds. - Aptallık hiçbir sınır tanımaz.

Such matters are beyond the bounds of human knowledge. - Bu tip konular insanın bilgi sınırlarının ardındadır.

sınır
{i} extremity
sınır
confine

Your boundaries don't confine me. - Sizin sınırlar beni tutmaz.

Confine your remarks to the matter we are discussing. - Yorumlarını tartıştığımız konuyla sınırla.

sınır
{i} pale
sınır
{i} borderland
sınır
{i} watershed
sınır
{i} purlieu
sınır
{i} bourne
sınır
{i} borderline

Layla suffered from borderline personality disorder. - Leyla, sınırdaki kişilik bozukluğundan muzdaripti.

sınır
compass
sınır
skirting
sınır
butting
sınır
line of demarcation
sınır
circumscription
sınır
border , boundary , limit
sınır
frontier, border
sınır
stint
sınır
deadline

Tom has a deadline to meet. - Tom'un buluşmak için zaman sınırı var.

sınır
(Hukuk) border, entry, limit, frontier, boundary
sınır
confines
sınır
boundary, limit
sınır
{i} bourn
sınırlandırmak
Избранное