sözlü

listen to the pronunciation of sözlü
Турецкий язык - Английский Язык
oral

She had an oral examination in English. - Onun İngilizce sözlü sınavı vardı.

I wish you success on your oral exam! Is the examiner French? - Sözlü sınavında sana başarılar diliyorum! Sınavı yapan kişi Fransız mı?

verbal

They verbally abused Tom. - Onlar sözlü olarak Tom'u taciz ettiler.

They verbally abused me. - Onlar beni sözlü olarak taciz ettiler.

vocal
fiancee
parol
oral examination

She had an oral examination in English. - Onun İngilizce sözlü sınavı vardı.

He took an oral examination. - O, bir sözlü sınava girdi.

viva voce
oral, verbal; engaged to be married; fiancé, fiancée
nuncupative
oral, verbal
verbatim
viva
fiancé; fiancée
(someone) who has committed himself to go to (a gathering, a place)
word of mouth
engaged
fiance
literal
oral test
verbally

They verbally abused me. - Onlar beni sözlü olarak taciz ettiler.

They verbally abused her. - Onlar onu sözlü olarak taciz ettiler.

unwritten
spoken
an oral
betrothed
söz
statement

I'm going to ascertain the truth of his statement. - Onun sözünün aslını araştıracağım.

I could not believe his statement. - Ben onun sözüne inanamadım.

söz
promise

Your stomach won't be full from promises. - Miden sözlerden dolu olmayacaktır.

He promised to meet him at the coffee shop. - Onunla kahve dükkanında buluşmaya söz verdi.

söz
word

Impossible is not a French word. - Impossible Fransızca bir sözcük değildir.

80% of all English words come from other languages. - Tüm İngilizce sözcüklerin %80'i diğer dillerden gelmiştir.

sözlü olarak
verbally

They verbally abused me. - Onlar beni sözlü olarak taciz ettiler.

They verbally abused Tom. - Onlar sözlü olarak Tom'u taciz ettiler.

sözlü ifade edilmek
verbalize
sözlü anlaşma
oral contract
sözlü anlaşma
gentlemen's agreement
sözlü anlaşma
parol contract
sözlü bildiri
(Hukuk) verbal declaration
sözlü film
talking picture
sözlü kanıt
parol evidence
sözlü olarak
orally
sözlü olarak
viva voce
sözlü olarak
viva
sözlü olma
pledge
sözlü olmayan
unengaged
sözlü reklâm
word of mouth advertising
sözlü soru
oral question
sözlü sınav
oral examination
sözlü sınav
viva voce
sözlü sınav
oral exam
sözlü sınav
viva
açık sözlü
blunt
açık sözlü
frank

Tom was quite frank about it. - Tom o konuda çok açık sözlüydü.

He is an extremely frank person. - O, oldukça açık sözlü bir kişidir.

söz
{s} wordy
söz
upon my word
söz
{i} plight
söz
expression

I'll look up the expression in the dictionary. - Ben ifadeye sözlükte bakacağım.

açık sözlü
forthcoming

Tom wasn't very forthcoming about what happened with Mary. - Tom Mary ile ilgili ne olduğu hakkında çok açık sözlü değildi.

açık sözlü
bluff
açık sözlü
outspoken

Tom is an outspoken person. - Tom açık sözlü bir kişidir.

Tom is very outspoken, isn't he? - Tom çok açık sözlü, değil mi?

söz
iron
söz
gossip
söz
rumour
söz
dixit
söz
(Dilbilim) parole
söz
fluent
söz
asseverate
söz
commitment

I'm sorry, I already have another commitment. - Üzgünüm, benim zaten başka bir sözüm var.

Unfortunately, I have a commitment. - Ne yazık ki bir sözüm var.

söz
{i} say

Tom says that he doesn't remember having made such a promise. - Tom öyle bir söz verdiğini hatırlamadığını söylüyor.

Gentlemen, allow me to say a few words in greeting. - Baylar, karşılamada birkaç söz söylemem için bana izin verin.

söz
assurance
söz
undertaking
söz
saying

You probably don't understand a word I'm saying today. - Galiba sen bugün söylediğim bir sözü anlamıyorsun.

As the saying goes: Speech is silver, silence is gold. - Atasözünde dendiği gibi; söz gümüşse, sükut altındır.

söz
asseveration
söz
{i} term

The term hutong, originally meaning water well, came from the Mongolian language about 700 years ago. - Orijinalde su kuyusu anlamına gelen hutong sözcüğü, Moğol dilinden yaklaşık 700 yıl önce gelmiştir.

According to the terms of the contract, your payment was due on May 31st. - Sözleşme şartlarına göre, ödemenizin vadesi 31 Mayısta idi.

söz
wording
söz
remark

His remark was really out of line. - Onun sözü gerçekten uygunsuzdu.

My remarks were not aimed at you. - Sözlerim size yönelik değildi.

söz
pledge

I give my pledge that I will quit smoking. - Sigara içmeyi bırakacağıma söz veriyorum.

Tom pledged his support. - Tom ona destek sözü verdi.

söz
foregoing
açık sözlü
plump
açık sözlü
honest
açık sözlü
explicit
açık sözlü
plainspoken
açık sözlü
Outspoken, free spoken, straight-out, plainspoken
açık sözlü
free spoken
açık sözlü
straight-out
açık sözlü olmak
To be frank
karışık sözlü kimse
Nobody mixed oral
söz
mentions

Nobody mentions my country. - Hiç kimse ülkemden söz etmiyor.

Mary becomes angry when Tom mentions her weight. - Mary, Tom onun ağırlığından söz ettiği zaman sinirlenir.

söz
vocable
söz
spoken of
söz
{i} sentence

Let's find sentences with new vocabulary on this topic, add them to the following list: _____; and translate them. - Haydi bu konuda yeni sözcük haznesiyle cümleler bulun, yandaki _____ listesine onları ekleyin; ve çevirin.

Tom really likes this sentence. - Tom bu sözü gerçekten seviyor.

açık sözlü
ingenuous
açık sözlü
unreserved
açık sözlü
expansive
dik sözlü
rudely outspoken
doğru sözlü
veracious
doğru sözlü
truthful

Tom should've been truthful. - Tom doğru sözlü olmalıydı.

Tom is likely to be truthful. - Tom muhtemelen doğru sözlü olacak.

doğru sözlü
veridical
doğru sözlü
straightforward

He is usually straightforward and sincere and thereby gains the confidence of those who meet him. - O genellikle doğru sözlü ve içten ve bu sebeple onunla tanışanların güvenini kazanır.

doğru sözlü
truthful, frank
sazlı sözlü
(an entertainment) which features music and singing
söz
{f} contracting
söz
spiel
söz
verbalism
söz
faith

You must be faithful to your word. - Sözüne sadık olmalısın.

söz
word, remark; speech, talk; saying; rumour, gossip; promise, assurance, commitment; engagement
söz
committal
söz
remark, utterance; expression; statement; word
söz
voice
söz
talk

It is not polite to interrupt someone while he is talking. - Konuşurken birinin sözünü kesmek kibarlık değildir.

Many things are easy to talk about, but difficult to actually carry out. - Pek çok şey sözde kolaydır, fakat gerçekleştirmesi aslında zordur.

söz
discourse
söz
engagement

Tom had a previous engagement. - Tom'un bir önceki sözleşmesi vardı.

The media got wind of a rumor about his engagement and came quickly. - Medyanın onun sözleşmesi ile ilgili bir söylenti rüzgarı vardı ve hızlı geldi.

söz
rumor

The media got wind of a rumor about his engagement and came quickly. - Medyanın onun sözleşmesi ile ilgili bir söylenti rüzgarı vardı ve hızlı geldi.

tok sözlü kimse
snorter
Турецкий язык - Турецкий язык
Sözle, konuşma biçiminde yapılan, şifahi, yazılı karşıtı
Evlenmek için birbirine söz vermiş olan kimselerden her biri
Evlenmek için birbirine söz vermiş olan (kimselerden her biri)
Herhangi bir konu ile ilgili olarak biri ile sözleşmesi bulunan
(Hukuk) ŞİFAHİ
oral
sözlü olarak
Şifahen
sözlü tarih
Sözlü tarih, tarihi yazılı belgelere ek olarak yaşayan bireylerin belleğe dayalı anlatıları aracılığıyla yazma ve sıradan insanları, gündelik yaşamı ve öznelliği tarihin araştırma alanına dahil etme dürtüsüyle şekillenen ve ses kaydetme teknolojilerinin gelişmesiyle de desteklenen disiplinlerarası bir çalışma alanı ve araştırma yöntemidir
sözlü film
Oyuncuların yalnız davranışlarını değil, konuşmalarını da veren (film)
sözlü soru
Büyük Millet Meclisinde sözlü olarak cevaplandırılması istenen soru
Söz
(Osmanlı Dönemi) SERVA
Söz
bahis
Söz
(Osmanlı Dönemi) LEFZ
Söz
(Hukuk) KAVİL
Söz
(Hukuk) KELAM
açık sözlü
Her şeyi olduğu gibi söyleyen, sözünü esirgemeyen
sazlı sözlü
Saz çalınarak yapılan (eğlence)
söz
(Osmanlı Dönemi) kâl
söz
Bir veya birkaç heceden oluşan ve anlamı olan ses birliği, kelime, sözcük
söz
Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelâm, kavil
söz
Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi: "Yer yer birçok türküde rastladığımız beylik sözler de vardı içinde."- B. R. Eyuboğlu
söz
Kesinlik kazanmayan haber, söylenti
söz
Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelam, kavil: "Söz var, iş bitirir; söz var, baş yitirir."- Atasözü
söz
Müzik parçalarının yazılı metni, güfte
söz
Bir işi yapacağını kesin olarak vadetme
söz
Bir konuyu yazılı olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi
tatlı sözlü
bakınız: tatlı dilli
tok sözlü
Hatır ve gönül dinlemeden, hiçbir şeyden çekinmeden konuşan
çok sözlü
Tatlı dilli, konuşkan
sözlü
Избранное