söylenmek

listen to the pronunciation of söylenmek
Турецкий язык - Английский Язык
grumble
grouch
be told
be said
repine
fret and fume
make a noise
murmur
chide
to mutter to oneself, grumble
snarl
to be said; to be pronounced; to grumble, to mutter, to grouse
snarl at
to be rumored, be bruited about
to be said, be spoken, be uttered
grouse
complain
to be said
pronounced
said

She is said to have been rich. - Onun zengin olduğu söylenmektedir.

It is said that her father was killed in a traffic accident. - Babasının bir trafik kazasında öldüğü söylenmektedir.

go
mutter
drone
fret
söyle
{f} said

Bogdan said he would be there tomorrow. - Bogdan, yarın orada olacağını söylemişti.

You didn't do a very good job, I said. - Çok iyi bir iş yapmadığını söyledim.

söyle
spit it out !
söyle
told

My father told me not to read a book in my bed. - Babam yatakta kitap okumamamı söyledi.

She told me that she had bought a CD. - Bana bir CD aldığını söyledi.

kendi kendine söylenmek
murmur
söyle
told to
söyle
say

I've got nothing to say to him. - Ona söyleyecek hiçbir şeyim yok.

Please say it in English. - Lütfen onu İngilizce olarak söyle.

söyle
confide

He hasn't said anything publicly, but in confidence he told me he's getting married. - O bana alenen bir şey söylemedi ama sır olarak o bana evleneceğini söyledi.

This is confidential, I can only tell him personally. - Bu gizli, sadece ona kişisel olarak söyleyebilirim.

söyle
tell

Could you please tell me why you love her? - Onu neden sevdiğini lütfen bana söyler misin?

Can you please tell me what time the train leaves? - Trenin ne zaman kalkacağını lütfen bana söyleyebilir misin?

söyle
{f} saying

He received a telegram saying that his mother had died. - O, annesinin öldüğünü söyleyen bir telgraf aldı.

He sent me a letter saying that he'd arrive at ten tomorrow morning. - O bana yarın sabah onda varacağını söyleyen bir mektup gönderdi.

söyle
dictate
homur homur söylenmek
to mutter angrily to oneself, grumble in low tones
söyle
mouth

Tom told his son not to speak with his mouth full. - Tom oğluna ağzı doluyken konuşmamasını söyledi.

He opened his mouth as if to speak, but didn't say anything. - Konuşacakmış gibi ağzını açtı ama hiçbir şey söylemedi.

söyle
apprise
söyle
told#to
söyle
spit it out
söyle
toldto
söylenme
complaining
söylenme
being told
söylenme
murmur
söylenme
grouch
söylenme
grumble

She began to grumble and then to weep. - Söylenmeye ve ardından ağlamaya başladı.

söylenme
snarl
söylenme
mutter
Турецкий язык - Турецкий язык
Söyleme işi yapılmak: "Suçluların ikisini de sağ bırakmayacağı söylenmekteydi."- H. R. Gürpınar. Çıkışmak, azarlamak, eleştirmek, sızlanmak: "Benim kırdığımı anlayınca bana söylenmeye başladı."- M. Ş. Esendal
Çıkışmak, azarlamak, eleştirmek, sızlanmak
Söylemek işi yapılmak
söylenilmek
söylenme
Söylenmek işi