I don't like talking in front of people.
- Ben insanların önünde konuşmayı sevmiyorum.
John was in such a hurry that he had no time for talking.
- John o kadar telaşlıydı ki konuşmaya vakti yoktu.
Their conversation went on.
- Onların konuşmaları devam etti.
If you are to go to America, you had better learn English conversation.
- Amerika'ya gideceksen, İngilizce konuşmaları öğrenerek daha iyi edersin.
Have you made a speech in English before?
- Daha önce İngilizce bir konuşma yaptın mı?
The speech lasted thirty minutes.
- Konuşma otuz dakika sürdü.
Don't talk with your mouth full.
- Ağzın doluyken konuşma.
Talking in the library is not allowed.
- Kütüphanede konuşmaya izin verilmiyor.
I'll stop speaking to you in French.
- Seninle Fransızca konuşmaktan vazgeçeceğim.
Speaking English isn't easy.
- İngilizce konuşmak kolay değildir.
The President made an address to the nation.
- Başkan ulusa sesleniş konuşması yaptı.
The address was in favor of their social movement.
- Konuşma onların sosyal hareketinin lehineydi.
In their discourse after dinner, they talked about politics.
- Yemekten sonraki konuşmalarında, onlar politikadan bahsettiler.
Yuko has never spoken with a foreigner.
- Yuko bir yabancı ile asla konuşmadı.
Tom hasn't spoken French in years.
- Tom yıllarca Fransızca konuşmadı.
We continued chatting.
- Konuşmaya devam ettik.
We need to have a chat in private.
- Özel olarak konuşmamız gerek.
I'd like to have a word with you.
- Seninle konuşmak istiyorum.
I would like to have a word with you.
- Seninle konuşmak istiyorum.
Tom makes about fifty phone calls a day.
- Tom bir günde yaklaşık elli telefon konuşması yapar.
I need to make a telephone call.
- Benim bir telefon konuşması yapmam gerekiyor.
I want to talk with your uncle.
- Dayınla konuşmak istiyorum.
I don't want to talk about the weather.
- Hava hakkında konuşmak istemiyorum.
I want to speak German.
- Almanca konuşmak istiyorum.
Frankly speaking, he is untrustworthy.
- Açıkça konuşmak gerekirse, o güvenilmez biri.
You have the right to free speech, but not the right to slander.
- Serbest konuşma özgürlüğün var ama iftira etme hakkın yok.
It was just a figure of speech.
- O sadece bir konuşma şekliydi.
It's just a figure of speech.
- Bu sadece bir konuşma şekli.
Only human beings are capable of speech.
- Sadece insan konuşma yeteneğine sahiptir.
Frankly speaking, he is untrustworthy.
- Açıkça konuşmak gerekirse, o güvenilmez biri.
Can you speak English?
- İngilizce konuşabiliyor musun?
Which language is spoken in the U.S.A.?
- ABD'de hangi diller konuşuluyor?
Which language is spoken in the United States of America?
- Amerika Birleşik Devletleri'nde hangi dil konuşuluyor?
I avoid discussing personal subjects with my boss.
- Patronumla kişisel konuları konuşmaktan imtina ederim.
I wanted to discuss this with you yesterday, but you didn't seem to want to listen.
- Dün bunu seninle konuşmak istedim ama sen dinlemek istiyor gibi görünmüyordun.
You've spoken with Tom since I have, haven't you?
- Benim konuştuğumdan beri Tom'la konuşmaktasın, değil mi?
You've spoken with Tom since I have, haven't you?
- Benim konuştuğumdan beri Tom'la konuşmaktasın, değil mi?
Work instead of chatting!
- Konuşmak yerine çalışın!
It was really nice chatting with you.
- Seninle konuşmak güzeldi.
Gorillas cannot use their lips and tongues to speak, but they can communicate with people in other ways.
- Goriller konuşmak için dudaklarını ve dillerini kullanamazlar ama insanlarla başka yollarla iletişim kurabilirler.
Mary was lonely because the other students didn't talk to her.
- Diğer öğrenciler onunla konuşmadığından dolayı Mary yalnızdı.
Please come to talk to me.
- Lütfen benimle konuşmaya gel.
John was in such a hurry that he had no time for talking.
- John o kadar telaşlıydı ki konuşmaya vakti yoktu.
Mary has nobody to talk with, but she doesn't feel lonely.
- Mary'nin konuşacak hiç kimsesi yok fakat o kendini yalnız hissetmiyor.
You need to speak out.
- Senin konuşman gerekiyor.
Better to remain silent and be thought a fool than to speak out and remove all doubt.
- Sessiz kalmak ve bir aptal olarak düşünülmek bütün şüpheyi açıkça konuşmak ve gidermekten daha iyidir.
Which language is spoken in the United States of America?
- Amerika Birleşik Devletleri'nde hangi dil konuşuluyor?
Which language is spoken in the U.S.A.?
- ABD'de hangi diller konuşuluyor?
May I speak to Pedro?
- Pedro ile konuşabilir miyim?
How dare you speak to me like that?
- Sen benimle nasıl böyle konuşabilirsin?
Mr Wright speaks Japanese as if it were his mother tongue.
- Bay Wright, sanki onun ana diliymiş gibi Japonca konuşuyor.
By the look in his eye I could tell that he was speaking tongue in cheek.
- Onun gözündeki bakışına göre onun şaka yollu konuştuğunu söyleyebilirdim.
We always talked about a lot of things after school.
- Biz okuldan sonra her zaman birçok şey hakkında konuştuk.
We talked the night away.
- Biz geceyi konuşarak geçirdik.
Who were you talking to?
- Kiminle konuşuyordun?
Talking in the library is not allowed.
- Kütüphanede konuşmaya izin verilmiyor.
I'm not very good at speaking Arabic.
- Çok iyi Arapça konuşamıyorum.
Don't be afraid to make mistakes when speaking English.
- İngilizce konuşurken hata yapmaktan korkmayın.
In their discourse after dinner, they talked about politics.
- Yemekten sonraki konuşmalarında, onlar politikadan bahsettiler.
This argument is pure rhetoric.
- Bu tartışma etkili konuşma sanatından başka bir şey değil.
I need someone with whom I can converse.
- Konuşabileceğim birine ihtiyacım var.
Passengers shall not converse with the driver while the bus is in motion.
- Otobüs hareket halindeyken yolcular şoförle konuşmamalıdır.
I want to have a talk with him.
- Onunla bir konuşmak istiyorum.
Tom, I want to have a talk with you.
- Tom, seninle konuşmak istiyorum.
I want to have a talk with him.
- Onunla bir konuşmak istiyorum.
I want to have a talk with Tom.
- Tom'la konuşmak istiyorum.
My dream is to speak Chinese fluently.
- Benim hayalim, akıcı bir şekilde Çince konuşmak.
It is difficult to speak Chinese well.
- Çinceyi iyi konuşmak zordur.