küçüklük

listen to the pronunciation of küçüklük
Турецкий язык - Английский Язык
smallness, littleness
shortness
pettiness, meanness, small-mindedness
littleness
pettiness
smallness, littleness; childhood; pettiness, indignity, meanness
childhood
smallness
indignity
diminutiveness
{i} infancy
nonage
küçük
little

My little brother is watching television. - Küçük erkek kardeşim televizyon izliyor.

He is sailing a little boat on the water. - O suda küçük bir bot ile denize açılıyor.

küçük
(Hukuk) small

Image Viewer is an image viewing software. This software is a very small program. This software has basic functions only. This is translatable by Tatoeba Project users. - Image Viewer bir resim görüntüleme yazılımıdır. Bu yazılım çok küçük bir programdır. Bu yazılımda sadece basit fonksiyonlar var. Bu, Tatoeba Project kullanıcıları tarafından çevrilebilir.

He lived in a small town nearby. - Yakınlardaki küçük bir kasabada yaşıyordu.

küçüklük, horluk
small, contemptuous of
küçük
slight

I don't have the slightest idea. - En küçük bir fikrim yok.

My wife's hands are slightly smaller than the shop assistant's. - Eşimin elleri tezgahtarınkinden biraz daha küçük.

küçük
kid

Hearing about people kidnapping little children just makes my blood boil. - Küçük çocukları kaçıran insanlar hakkında duymak kanımı kaynatıyor.

When I was a kid, I used to think that fairy floss and clouds were alike. - Küçükken, bulutları pamuk şekere benzetirdim.

küçük
{s} trivial
küçük
mini

My DVD collection is absolutely miniscule. - Benim DVD koleksiyonum kesinlikle küçük.

küçük
{i} child

Small children are afraid of being left alone in the dark. - Küçük çocuklar karanlıkta yalnız bırakılmaktan korkuyorlar.

The profane language used on network television makes many parents with young children not want to subscribe to cable. - Ağ televizyonda kullanılan saygısız dil küçük çocuklu ebeveynlerin kabloluya abone olmayı istememelerine sebep oluyor.

küçük
baby

The baby has pretty little fingers. - Bebeğin güzel küçük parmakları var.

The little baby was born yesterday. - Küçük bebek dün doğdu.

küçük
peanut

The boy gathered a handful of peanuts and put them in a small box. - Oğlan bir avuç yer fıstığı topladı ve onları küçük bir kutuya koydu.

küçük
young

Sam is two years younger than Tom. - Sam Tom'dan iki yaş küçük.

Lucy's mother told her to take care of her younger sister. - Lucy'nin annesi, ona küçük kız kardeşine bakmasını söyledi.

küçük
(Matematik) immeasurably small
küçük
exiguous
küçük
piccolo
küçük
weensy
küçük
(Tıp) mini-
küçük
boxy
küçük
piffling
küçük
frugal
küçük
(Tıp) minimus
küçük
small-time
küçük
weenie
küçük
menial
küçük
insignificant
küçük
undersize
küçük
lil (little)
küçük
tiny

She got me a tiny toy. - O, bana küçük bir oyuncak aldı.

Tom took a tiny bite of Mary's donut. - Tom Mary'nin gözlemesinden küçük bir lokma aldı.

küçük
dinkey
küçük
wee

I'd like to take a small trip this weekend. - Bu hafta sonu küçük bir gezi yapmak istiyorum.

My youngest sister has piano lessons twice weekly. - Küçük kız kardeşimin haftada iki kez piyano dersleri var.

küçük
incidental
küçük
petit
küçük
minor

We should spend our time creating content for our website rather than wasting time worrying about minor cosmetic details. - Küçük kozmetik detaylar hakkında endişelenerek zaman kaybetmektense web sitemiz için içerik yaratarak zamanımızı harcamalıyız.

It is important that a lawyer should leave no stone unturned even on minor points and harp on the same subject to achieve a break through in an impasse. - Bir avukatın zor bir durumda küçük konularda bile her taşın altına bakması ve aynı konuda sonuca ulaşmak için ısrarla belirtmesi önemlidir.

küçük
skimpy
küçük
dinky
küçük
puisne
küçük
diminutive
küçük
scrubby
küçük
junior

She is five years junior to me. - O benden beş yıl daha küçük.

He is haughty to his juniors. - Yaşça kendinden küçük olanlara tepeden bakar.

küçük
petty

He's just a petty hooligan, but if he had just a little more initiative, he could be a major criminal leader. - O sadece küçük bir holigan ama sadece onun biraz daha inisiyatifi olsa, o büyük bir suç lideri olabilir.

In this harsh, petty world where money does the talking, his way of life is like a breath of fresh air. - Paranın konuştuğu bu sert, küçük dünyada, onun hayat tarzı derin bir nefes taze hava gibi.

küçük
piddling
küçük
compact

I want a compact car with an air conditioner. - Ben klimalı küçük bir araba istiyorum.

I'd like to rent a compact car. - Küçük bir araba kiralamak istiyorum.

küçük
smaller

Have you got smaller size? - Daha küçük ölçün var mı?

Just how well can masks block the, even smaller than pollen, yellow sand dust? I think it much more of a nuisance than pollen. - Maskeler sarı kum tozunu,polenlerden dahada küçük,ne kadar iyi engelleyebilir?Sanırım o polenden oldukça daha fazla bir baş belasıdır.

küçük
small for
küçük
thumbnails
Küçük
(Tıp) parvus
küçük
{s} fiddling
küçük
{s} tiddly
küçük
{s} snug
küçük
{s} undersized
küçük
picayune
küçük
elfin
küçük
dinky,dinkey
küçük
one horse
küçük
midget
küçük
not healthy
küçük
bantam
küçük
{s} petite
küçük
micro
küçük
isle
küçük
{s} remote

The scene was a tiny mountain village in a remote section of West Virginia. - Manzara Batı Virginia'nın uzak bir kesimindeki küçük bir dağ köyüydü.

küçük
{i} infant

The archaeologists discovered over a hundred graves, a few of which belonged to infants. - Arkeologlar yüzün üzerinde mezar keşfetti, onlardan birkaçı küçük çocuklara aitti.

Mary has three infants. - Mary'nin üç tane küçük çocuğu var.

küçük
piddle
küçük
fine

I'm fine. It's just a little cut. - Ben iyiyim. Sadece küçük bir kesik.

küçük
{s} younger

My younger brother is watching TV. - Küçük erkek kardeşim TV izliyor.

Sam is two years younger than Tom. - Sam Tom'dan iki yaş küçük.

küçük
toy

Her toy was broken by her little sister. - Onun oyuncağı onun küçük kızkardeşi tarafından kırıldı.

The boy has taken the toy away from his little sister. - Çocuk, oyuncağı küçük kız kardeşinden aldı.

küçük
petty, small, small-minded
küçük
{s} minuscule
küçük
petite, dainty. K
küçük
little, small
küçük
little; small; young, little; petty, insignificant, piddling; child, kid
küçük
nano

An ångström is smaller than a nanometer. - Bir angstrom, nanometreden daha küçüktür.

küçük
petty, minor, low-ranking
küçük
infra
küçük
paltry
küçük
trifling
küçük
jerkwater
küçük
atomlike
küçük
cairn terrier
küçük
niggardly
küçük
{s} inconsiderable
küçük
{s} poky
küçük
miniature, small-scale
küçük
young, little
küçük
one-horse

Tom grew up in a one-horse town. - Tom küçük ve sakin bir kasabada büyüdü.

Tom grew up in a one-horse town and was overwhelmed when he moved to the big smoke. - Küçük ve köhne bir kasabada yetişen Tom, büyük şehre yerleştiğinde sudan çıkmış balığa dönmüştü.

yaşça küçüklük
nonage
Турецкий язык - Турецкий язык
Küçük olma durumu
Küçük olma durumu. İnsana yakışmayacak, insanın değerini azaltacak davranış
İnsana yakışmayacak, insanın değerini azaltacak davranış
Küçük
MiNi
Küçük
(Hukuk) MİNOR
Küçük
fıcık
küçük
Kısık, parlak olmayan
küçük
Niceliği az olan
küçük
Yaş, makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse
küçük
Değersiz, önemsiz
küçük
Daha az yaşlı
küçük
Çocuk
küçük
Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, büyük karşıtı
küçük
Büyümesini, gelişmesini henüz tamamlamış olan
küçük
Daha az yaşlı: "Ortanca ve küçük ablalar ... beni, arabanın beklediği sokağa indirdiler."- R. N. Güntekin
küçük
Küçük abdest
küçük
Değersiz, önemsiz: "Bu iyi temiz, sıhhatli, küçük insanların uykusu bambaşka bir şey."- S. F. Abasıyanık
küçük
Büyümesini, gelişmesini henüz tamamlamış olan: "Düşüncesi bu noktaya gelince birdenbire Azize'nin küçük kızını hatırladı."- H. E. Adıvar. Çocuklara yapılan bir seslenme sözü
küçük
Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, büyük karşıtı: "Bir aralık başımın üstünde kartaldan küçük, atmacadan büyük yırtıcı kuşlardan birinin döndüğünü gördüm."- M. Ş. Esendal
küçük
Yaş, makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse: "Küçüğü tümen kumandanı idi."- F. R. Atay
küçük
Niceliği az olan: "Kimseden en küçük bir alaka görmüyordum."- S. F. Abasıyanık
küçük
Kısık, parlak olmayan(ses): "Küçük, tatlı bir sesle kovboy şarkıları söyledi."- R. H. Karay
küçük
Niteliği aşağı olan, bayağı
küçük
Geri aşamada
Английский Язык - Турецкий язык
smallness, littleness
childhood
pettiness, meanness, small-mindedness
küçüklük
Избранное