herim

listen to the pronunciation of herim
Турецкий язык - Английский Язык
all my
her
every

Do you study English every day? - Her gün İngilizce çalışıyor musun?

Don't worry, everything will be OK. - Üzülmeyin, her şey düzelecek.

her
any

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

Can you see anything in there? - Orada herhangi bir şey görebiliyor musun?

her
(Askeri) each

The president appointed each man to the post. - Genel müdür her bir adamı görevine atadı.

Each person paid one thousand dollars. - Her biri bin dolar ödedi.

her
all

Can you see anything at all there? - Orada herhangi bir şey görebiliyor musun?

Bill is honest all the time. - Bill her zaman dürüsttür.

her
pan

Above all, don't panic! - Her şeyden önce, panik yok!

Tom came into the living room, not wearing any pants. - Tom herhangi bir pantolon giymeden oturma odasına girdi.

her
omni

Jane Goodall discovered that chimpanzees are omnivorous, not vegetarian. - Jane Goodall şempanzelerin her şeyi yediklerini, vejetaryen olmadıklarını keşfetti.

Tom is omnilingual. He can speak every language on Earth. - Tom omnilingualdir. O, Dünya'daki her dili konuşabilir.

Her
ladyship
her
per

Each person paid one thousand dollars. - Her biri bin dolar ödedi.

You don't marry someone you can live with — you marry the person whom you cannot live without. - Sen yaşayabileceğin herhangi biriyle evlenme - sen onsuz yaşayamayacağın kişiyle evlen.

her
every single

I think about that every single day. - Her gün onu düşünürüm.

Every single word you say is a lie. - Söylediğin her söz bir yalan.

her
either

Do you know either of the two girls? - İki kızın her birini tanıyor musun?

Either way will lead you to the station. - Her iki yol da seni istasyona götürecektir.

her
(Bilgisayar) start every
her
(Bilgisayar) for all

That dispute has been settled once and for all. - O tartışma bir zamanlar karara bağlandı ve herkes için.

He was in favor of equality for all. - O, herkes için eşitliğin lehindeydi.

her
(Bilgisayar) refresh every
her
(Bilgisayar) recur every
her
soever
her
whatever

He believes whatever I say. - O, söylediğim her şeye inanır.

Whatever has a beginning also has an end. - Her yokuşun bir de inişi vardır.

her
whoever

Whoever finds the bag must bring it here. - Her kim çantayı bulursa onu buraya getirmelidir.

His parents helped whoever asked for their help. - Onun ebeveynleri yardımlarını isteyen herkese yardım etti.

her
every; each
Английский Язык - Английский Язык

Определение herim в Английский Язык Английский Язык словарь

her
The form of she used after a preposition or as the object of a verb; that woman, that ship, etc

The lady with the green feathers in her hat. A big Gainsborough hat. I am quite sure it was Miss Hartuff..

her
Belonging to her

This is her book.

her
High Efficiency Red
her
adv: here 32
her
The hard error rate is the frequency of errors caused by permanent physical defect in the memory system The hard error rate is usually much lower than the soft error rate
her
Sah'english | adronato
her
Of them; their
her
her WEAK STRONG Her is a third person singular pronoun. Her is used as the object of a verb or a preposition. Her is also a possessive determiner
her
You use her to refer to a woman, girl, or female animal. I went in the room and told her I had something to say to her I really thought I'd lost her. Everybody kept asking me, `Have you found your cat?' Her is also a possessive determiner. Liz travelled round the world for a year with her boyfriend James
her
pron. specific female; possessive form of she
her
{p} belonging to a female or woman
her
Her is sometimes used to refer to a country or nation. Her is also a possessive determiner. Our reporter looks at reactions to Britain's apparently deep-rooted distrust of her EU partner
her
The form of the objective and the possessive case of the personal pronoun she; as, I saw her with her purse out
her
adj [{referring to something that belongs to a female} (This is ~ book )] punya dia (dia) 2 pron [{object pron referring to a female} (Please give ~ this letter )] dia
her
In written English, her is sometimes used to refer to a person without saying whether that person is a man or a woman. Some people dislike this use and prefer to use `him or her' or `them'. Talk to your baby, play games, and show her how much you enjoy her company. Her is also a possessive determiner. The non-drinking, non smoking model should do nothing to risk her reputation
her
Herpa 1: 43 resin Germany
her
le
Турецкий язык - Турецкий язык

Определение herim в Турецкий язык Турецкий язык словарь

HERİM
(Osmanlı Dönemi) Çok ihtiyarlamış ve kocamış kimse
HER
(Osmanlı Dönemi) f. Bütün, hep, tamamen
HER
Tekil isimlere tamlayan görevinde getirilerek birer birer olarak, "...-in hepsi" anlamını verir: "Bir hafta, her gece çalışmak suretiyle hikâyesini bitirdi."- H. E. Adıvar
her
Tekil isimlere tamlayan görevinde getirilerek birer birer olarak, "...-in hepsi" anlamını verir
Английский Язык - Турецкий язык

Определение herim в Английский Язык Турецкий язык словарь

her
ona

Ona kendi odamı gösterdim. - I showed her my room.

Banka ona 500 dolar ödünç verdi. - The bank lent her 500 dollars.

her
o
her
onun

Onun ailesi ile ilgili hiçbir şey bilmiyorum. - I don't know anything about her family.

Onun görünümünü çekici bulurum. - I find her appearance attractive.

her
kendine

O kendi kendine mırıldanıyor. - She is muttering to herself.

Emi kendine yeni bir elbise ısmarladı. - Emi ordered herself a new dress.

her
onu

Aşk onu rüyalarında görmektir. - Love is seeing her in your dreams.

Onunla kahve dükkanında buluşmaya söz verdi. - He promised to meet her at the coffee shop.

her
dişil onun
her
{z} dişil onu; ona; ondan; onun: He loves her. Onu seviyor. He looked at her. Ona baktı. They hated her. Ondan nefret ettiler. It pleased
her
kendisi

Yeni bir araba satın alması için babasına baskı yaptığında Catherine'nin bir art niyeti vardı; O, arabayı kendisinin sürebileceğini umuyordu. - Catherine had an ulterior motive when she urged her father to buy a new car. She hoped that she'd be able to drive it herself.

Mary gerçekten harika. O benim için harika bir yemek pişirdi ve bulaşıkları bile kendisi yıkadı. - Mary is really great. She cooked a wonderful meal for me and even washed the dishes herself.

her
ondan

Seni ondan daha çok seviyorum. - I love you more than her.

Siz ondan daha uzun boylusunuz. - You are taller than her.

her
dişil onu
her
kendi

Yumi oraya kendi gitti. - Yumi went there by herself.

Ona kendi odamı gösterdim. - I showed her my room.

her
(dişil) onu
herim
Избранное