hazır

listen to the pronunciation of hazır
Турецкий язык - Английский Язык
prepared

He prepared his speech very carefully. - Konuşmasını çok dikkatlice hazırladı.

Tom was well prepared for the exam. - Tom sınav için iyi hazırlandı.

ready

The food's not ready yet. - Yemek henüz hazır değil.

I'm about ready to go. - Neredeyse gitmeye hazırım.

ripe
at hand
present, in attendance, attending
in the mood for
handy
up for

Instead of preparing a dinner by candlelight, she put her boyfriend up for auction on eBay. - Mum ışığı yanında akşam yemeği hazırlama yerine o, eBay'da açık artırma için erkek arkadaşını satışa sundu.

Are you up for the challenge? - Mücadeleye hazır mısın?

prompt
present

Tom spent the whole morning getting ready for his presentation. - Tom bütün sabahı sunumuna hazırlanmakla geçirdi.

All the members were present at the meeting. - Tüm üyeler toplantıda hazır bulundu.

forthcoming
reach me down
(ilaç) officinal
agreeable

We are agreeable to your conditions. - Biz sizin koşullarınızla anlaşmaya hazırız.

in train
cut and dried
readymade
available

Shuttles will be available. - Servisler hazır olacak.

Details weren't immediately available. - Ayrıntılar hemen hazır değildi.

finished

Are you almost finished? - Neredeyse hazır mısın?

Dinner will be ready by the time you have finished your work. - Akşam yemeği işini bitirmeden önce hazır olacak.

on tap
quick

You must get ready quickly. - Çabucak hazırlanmalısın.

Dan fixed a quick meal for Linda. - Dan, Linda için hızlıca bir yemek hazırladı.

forward
ready, prepared; willing; present; (giysi) ready-made; now that, since, while, as long as
on hand

Tom is never on hand when I want him. - Tom ben onu istediğimde asla hazır değildir.

operational

The plane is now operational. - Uçak artık kullanıma hazırdır.

on one's mettle
now that (the opportunity has presented itself), seeing that, since: Hazır fırsat çıkmışken bunu yapalım. As the opportunity is at hand, let's get this done
game

Even though his mother told him to get ready for dinner, Tom continued playing his game. - Annesi ona akşam yemeği için hazırlanmasını söylemesine rağmen Tom oyununu oynamaya devam etti.

She is preparing to the Olympic Games this year. - Bu yılki Olimpiyat oyunlarına hazırlanıyor.

stand by

Stand by for instructions. - Talimatlar için hazır bekleyin.

You can make it! Go for it. I'll stand by you. - Onu yapabilirsin! Kim tutar seni. Yardımına hazır olacağım.

ready-to-wear
disposed
willing

She was always willing to help people in trouble. - O her zaman başı dertte olan insanlara yardım etmeye hazırdı.

I'm willing to help you if you want me to. - Eğer yapmamı istiyorsan, sana yardım etmeye hazırım.

on
ready, prepared
content
(cevap) snappy
poised

India is poised to surpass China and become the world's most populous country. - Hindistan Çin'i geçip dünyanın en yoğun nüfuslu ülkesi olmaya hazır.

open
since

We went without him since he wasn't ready. - Hazır olmadığı için onsuz gittik.

in store
on one's toes
(Ticaret) spot
premixed
(deyim) on one's guard
(deyim) in hand
at point
hand

Tom is never on hand when I want him. - Tom ben onu istediğimde asla hazır değildir.

The foxes that have been exposed to radiation in Chernobyl for twenty-nine years no longer fear humans and are willing to eat from their hands. - Yirmi dokuz yıldır Çernobil'de radyasyona maruz kalmış tilkiler artık insanlardan korkmuyor ve onların ellerinden yemeye hazırlar.

while

Tom stirred the spaghetti sauce while his mother set the table. - Annesi masayı hazırlarken Tom spagetti sosunu karıştırdı.

Peter, Nancy will be ready in while. - Peter, Nancy bir süre içinde hazır olacaklar.

go
as long as
now that
immediate

Prepare for immediate departure. - Acil kalkış için hazırlanın.

Upon arriving home, he immediately set about preparing a meal. - Eve vardıktan sonra derhal bir yemek hazırlamaya girişti.

set

Tom helped Mary set the table. - Tom Mary'nin masayı hazırlamasına yardım etti.

Simone, please go and set the table. - Simone, lütfen gidin ve masayı hazırlayın.

ready made

Happiness is not something ready made. It comes from your own actions. - Mutluluk hazır bir şey değildir. O sizin kendi hareketlerinizden geliyor.

premade
be ready

It will be ready soon. - Yakında hazır olacak.

She packed yesterday, so as to be ready early today. - Bugün erkenden hazır olmak için dün eşyalarını topladı.

presets
present at
ready to

They were ready to run the risk of being shot by the enemy. - Onlar düşman tarafından vurulma riskini göze almaya hazırdılar.

I am ready to go with you. - Ben sizinle birlikte gitmek için hazırım.

cut

I cut myself with a knife while I was making dinner. - Yemek hazırlarken kendimi bıçakla kestim.

fit
on call

I am not on call tomorrow. - Yarın göreve hazır değilim.

up
standby

National rescue teams are on standby ready to fly to Japan. - Milli kurtarma ekipleri beklemede Japonya'ya uçmaya hazır.

hazır olma
(Hukuk) readiness

It is correct to say that psychological readiness is important in this therapy. - Bu terapide, psikolojik olarak hazır olmanın gerekliliğini söylemek doğru olur.

hazır bulunmak
attend
hazır giyim
readymade
hazır olmak
await
hazır yemek
convenience food
hazır duruma getirmek
cock
hazır beton
(İnşaat) Ready-mixed concrete
hazır giyim
Ready-to-wear
hazır giyim
Confection, ready-made clothing
hazır kıta
(Askeri) Ready force
hazır ol!
be ready!
hazır olmak
to get ready

We have to get ready for Tom's visit. - Tom'un ziyareti için hazır olmak zorundayız.

hazır yiyecekler
ready made food
Hazır ol
Attention!, Shun!
hazır almak
to buy (something) ready-made
hazır beklemek
poised for
hazır beklemek
stand by
hazır bekleyen
in waiting
hazır bulundurmak
make available
hazır bulunma
presence
hazır bulunma
attendance
hazır bulunma
availability
hazır bulunma
on deck
hazır bulunmak
report
hazır bulunmak
to be present, to attend
hazır bulunmak
turn out
hazır bulunmak
present oneself
hazır bulunmak
assist
hazır bulunmak
1. to be present (at). 2. to be ready
hazır bulunmama
nonappearance
hazır değil
unready
hazır durumda
at the ready
hazır durumda
on stand by
hazır elbise
ready-made clothes
hazır elbise
hand me down
hazır etmek
to prepare, get (something) ready
hazır etmek
make ready
hazır etmek
to prepare, to get (sth) ready
hazır evin has kadını
colloq . someone who appears on the scene and reaps all the benefits without having done anything to deserve them
hazır fonksiyon
built-in function
hazır giyim
ready-made clothing
hazır giyimci
seller of ready-made clothing
hazır ilaç
patent medicine
hazır ilaç
officinal
hazır ilaç
preparation
hazır işlev
built-in function
hazır kaynak
stock in trade
hazır mezarın ölüsü
(Konuşma Dili) He/She expects everything to be handed to him/her on a silver platter
hazır ol duruşu
mil . attention
hazır ol!
mil . Attention!
hazır olma
on deck
hazır olma
forwardness
hazır olma
preparedness
hazır olmak
be on one's mettle
hazır olmak
be in the mood to
hazır olmak
hold oneself ready
hazır olmak
stand by
hazır olmak
a) to prepare oneself b) to be present (at)
hazır olmama
unreadiness
hazır para
ready money
hazır para
ready cash
hazır para
the ready
hazır para
ready
hazır para
bankroll
hazır prosedür
built-in procedure
hazır süre
available time
hazır sürücü
default drive
hazır tutmak
hold ready
hazır ve nazır
immanent
hazır yemek
delicatessen
hazır yemek
deli
hazır yemek ve salata dükkânı
delicatessen
hazır yemek ve salata dükkânı
deli
hazır yiyici
1. someone who lives off his/her capital. 2. (someone) who lives off his/her capital
hazır yiyici adam
gentleman
hazır yordam
built-in procedure
hazır çorba
(kuru) soupmix
hazır öbek
standby block
hali hazır
already
hazır giyim
(Tekstil) garment
spor yapmaya hazır
fit
(giysi) hazır
ready-made
dünden hazır/razı
eager
hazır giyim
(Tekstil) ready made clothing
hazır olmak
present
hazır olmak
present at
hazır olmak
brew
hazır olmak
(deyim) feel up
spor yapmaya hazır olma
fitness
hazır giyim
made-up clothes
hazır giyim
garment industry
hazır olmak
brevity
Hazır giyim
prét-a-porter
elde hazır tutmak
hold ready
elde hazır tutmak
keep ready
erişimine hazır olan
ready access
hazır olmak
being ready
hazır olmak
be ready to
kahvaltı hazır
breakfast is ready
kahvaltı hazır
breakfast is served
servise hazır
is served

dinner is served. desert is served.

servise hazır
ready-to-serve

yemek servise hazır.

Atlantik Hazır Deniz Kuvveti
(Askeri) Standing Naval Forces, Atlantic (NATO)
Tek Er Hazır Kıta; birleştirilmiş hazırlıklılık raporu
(Askeri) Individual Ready Reserve; integrated readiness report
ameliyata hazır
ripe
amfibi hazır grup
(Askeri) amphibious ready group
arabam hazır olunca beni arar mısınız
Will you call me when the car is ready
ateşe hazır
at full cock
atışa hazır
at the ready
baskıya hazır
in type
baskıya hazır hale getirme
redaction
bütün üyelerin hazır bulunduğu
plenary
dağıtıma hazır değil
(Askeri) not ready for issue
dikmeye hazır fidan
bedding plant
duruşmada hazır bulunmamak
(Hukuk) failure to appear in court
emre hazır
at one's order
emre hazır
on call
emre hazır bulundurmak
hold at the disposal
emre hazır değer
(Ticaret) liquid asset
emre hazır para
(Ticaret) spot cash
emre hazır tutmak
(Ticaret) hold at disposal
eğirmeye hazır hale getirmek
slub
eğirmeye hazır yün
slub
fotoğraflar ne zaman hazır olur
When will the photos be ready
fırtınaya hazır olmak
look out for squalls
fırına vermeye hazır
ovenready
gelişmeye hazır
ripe for development
geçici hazır
(Bilgisayar) suspended ready
gitmeye hazır
booted and spurred
hazır giyim
{i} confection
hazır olmak
alert
henüz sipariş vermek için hazır değilim
I'm not ready to order yet
her an savaşa hazır gönüllü asker
minuteman
hesap sıra gösterici; (uçakta) lazer hedef işaretleyici; yüklenmeye hazır olduğu
(Askeri) accounting line designator; airborne laser designator; available-to-load date
hizmete hazır araç miktarı
(Askeri) vehicle availability
hizmete hazır füze
(Askeri) operational missile
hizmete hazır füze rampası
(Askeri) operational missile launcher
ikinci derecede hazır ihtiyat
(Askeri) standby reserve
ikmal sebebiyle harekata hazır olmayan
(Askeri) not operationally ready, supply
işlemeye hazır
ripe for development
kalkışa hazır
flyaway
kavgaya hazır olmak
be on the war path
kavgaya hazır olmak
have a chip an one's shoulder
kullanıma hazır
operational

The plane is now operational. - Uçak artık kullanıma hazırdır.

kullanıma hazır
on call
kullanıma hazır
ready for use
kuvvet intikal özellikleri; göreve tam hazır
(Askeri) force movement characteristics; full mission-capable
kısmen harbe hazır
(Askeri) limited combat ready
kıyafetlerim ne zaman hazır olur
When will my clothes be ready
kızmaya hazır
swift to anger
kızılcık sopasını hazır etmek
have a rod in pickle for smb
mevcut veya hazır plan yok
(Askeri) no operation plan available or prepared
mücâdeleye hazır
fighting
normal; bakım sebebiyle harekata hazır olmayan
(Askeri) normal; not operationally ready, maintenance
patlamaya hazır
explosive
personel hazır bulunma tümeni; Başkanın Gözden Geçirme Direktifi
(Askeri) personnel readiness division; Presidential review directive
Турецкий язык - Турецкий язык
Bir iş yapmak için gereken her şeyi tamamlamış olan, anık, amade, müheyya
Belirli bir biçimde yapılmış olarak satılan, alıcı bekleyen, ısmarlama karşıtı
Başına getirildiği fiilin bir fırsat sayıldığını anlatır
Başına getirildiği fiilin bir fırsat sayıldığını anlatır: "Hazır çıkmışken yağ ile pirinç alayım."- R. N. Güntekin
Belli bir işe yarayacak, kullanılacak bir duruma getirilmiş
(Osmanlı Dönemi) şimdiki zaman, huzurda olan, göz önünde olan
(Osmanlı Dönemi) ŞAHİD
müheyya
(Osmanlı Dönemi) MUCÎD
amade
anık
HAZIR
(Osmanlı Dönemi) Huzurda olan, göz önünde olan. Amade ve müheyya olan. Gaib olmayan
HAZIR
(Osmanlı Dönemi) Müstaid olan
HAZIR U NAZIR
(Osmanlı Dönemi) Her yerde hazır olup, bilen ve gören, yardım eden veya herkese lâyık cezasını veren Allah C.C
hazır beton
Yapı işlerinde kullanılmak üzere beton santrallerinde hazırlandıktan sonra karmaçlarla taşınan karışım
hazır değer
Önceden belirlenmiş değer
hazır etmek
Hemen kullanabilecek duruma getirmek
hazır giyim
Standart ölçülere göre seri olarak hazırlanmış ve satışa sunulmuş giyim eşyası
hazır kahve
Neskafe
hazır ol
Askerlikte esas duruş denilen, ayakta, baş ve vücut dik, gözler ileride, eller uyluklara yapışmış bir duruşa geçilmesi için verilen komut
hazır ol duruşu
Vücudun baş dik, göğüs ileride, omurga ve bacaklar gergin, topuklar bitişik, kollar doğal yerinde, avuçlar uyluklarda olarak ayakta bulunduğu durum
hazır olmak
Hazır durumda bulunmak
hazır para
Nakit, elde mevcut para, likit
hazır yemek
Kısa sürede hazırlanan ve genellikle ayaküstü yenilen hafif yiyecek
hazır yiyici
Önceden kazanılmış varlığı harcayan
hazır çorba
Önceden hazırlanmış ve paket hâlinde satışa sunulmuş çorba
Hazır olmak
(Osmanlı Dönemi) TEŞAHÜD
bir şeyi hazır etmek
Hemen kullanabilecek duruma getirmek
hazır
Избранное