girme

listen to the pronunciation of girme
Турецкий язык - Английский Язык
(Politika, Siyaset) adherence
(Politika, Siyaset) access

Everyone has the right of equal access to public service in his country. - Her şahıs memleketin kamu hizmetlerine eşitlikle girme hakkını haizdir.

foray
entrance, participation, joining in
entering, entrance, going in/into or coming in/into
trespass

How dare you trespass on my property! - Mülkiyetime izinsiz girmeye nasıl cesaret edersin!

entering

Entering a university is not the purpose of my life. - Bir üniversiteye girme hayatımın amacı değil.

Knock on the door before entering the room. - Odaya girmeden önce kapıyı tıklat.

recessed, indented, set in
hinge
intake
entrance

I have to take the entrance exams next year. - Gelecek yıl giriş sınavlarına girmek zorundayım.

I have to take the entrance examination today. - Bugün giriş sınavına girmek zorundayım.

entry

There were no signs of forced entry in the house. - Evde zorla girme işaretleri yoktu.

recess, indentation, recession
admission
ingress
penetratoin
initiation
intrusion

Please forgive my intrusion, but this is something that you're going to want to hear. - Lütfen izinsiz girmemi affedin ama bu duymak isteyeceğiniz bir şey.

incoming
girmek
go into

Do you think it's safe to go into this cave? - Sence bu mağaraya girmek güvenli mi?

Tom didn't want to go into details. - Tom detaylara girmek istemedi.

araya girme
intervention
girmek
enter

You need a passport to enter a foreign country. - Yabancı bir ülkeye girmek için bir pasaporta ihtiyacın var.

I want to enter the club. - Kulübe girmek istiyorum.

girme hakkı
medical treatment
girme hakkı
(Hukuk) right of access
girme imkânı olmak
have access to
girme süresi
(Hukuk) qualifying period
girme yetkisi olan
ingressiveness
giriş /girme
(Hukuk) access
gir
come in

I didn't hear you come in. - İçeri girdiğini duymadım.

We didn't hear you come in. - İçeri girdiğini duymadım.

girmek
come in

Please make an appointment to come in and discuss this further. - İçeriye girmek ve bunu daha fazla görüşmek için bir randevu al lütfen.

Would you like to come in for a drink? - Bir içki için girmek ister miydiniz?

girmek
get in

I'd like to get into journalism in the future. - Gelecekte gazetecilik işine girmek istiyorum.

Bad habits are easy to get into. - Kötü alışkanlıklara girmek kolaydır.

girmek
enter into

The researchers use the portal to enter into a different part of the universe. - Araştırmacılar evrenin farklı bir bölümüne girmek için kapı kullanırlar.

günaha girme
temptation
girmek
{f} go
bilgi girme
(Bilgisayar) data input
birbirine girme
fall out with
devreye girme
(Ticaret) initiation
devreye girme
engaged
devreye girme
cut-in
devreye girme
(Askeri) activation
gir
(Bilgisayar) retype
gir
(Bilgisayar) sign in
girmek
fit
girmek
queue
girmek
break into
girmek
happen in
girmek
participate in
girmek
cost too much
girmek
run into
girmek
(Politika, Siyaset) adhere
girmek
insert
girmek
put
girmek
come

Do you want to come in? - İçeri girmek ister misin?

Please make an appointment to come in and discuss this further. - İçeriye girmek ve bunu daha fazla görüşmek için bir randevu al lütfen.

girmek
join
girmek
get into
girmek
penetrate
girmek
start
hatta girme
(Askeri) wiretapping
zorla girme
breaking-in
girmek
walk into
bahse girme
wager
gir
went into
gir
go into

Let's not go into details. - Ayrıntıya girmeyelim.

Tom wanted to go into politics. - Tom siyasete girmek istedi.

gir
fall under
gir
fell under
gir
gone into
gir
{f} enter

Knock on the door before entering the room. - Odaya girmeden önce kapıyı tıklat.

An Englishman, a Belgian and a Dutchman enter a pub and sit down at the counter. Says the barkeeper, Wait a minute, is this a joke or what? - İngiliz, Belçikalı ve Hollandalı bir meyhaneye girer ve tezgahta otururlar. Barmen söyler, Bir dakika bekleyin, bu bir şaka mı ne?

gir
fallen under
gir
get into

Does Tom get into the city very often? - Tom çok sık şehre girer mi?

Tom studied hard so he could get into college. - Tom çok çalıştı böylece üniversiteye girebildi.

gir
got into

Tom broke the door window, reached inside, unlocked the door and got into the car. - Tom kapı camını kırdı, içeriye girdi, kapının kilidini açtı ve arabaya bindi.

I can't believe that you actually got into Harvard. - Harvard'a gerçekten girdiğine inanamıyorum.

gir
incur
girmek
infiltrate
devreye girme
engagement
girmek
step in
girmek
key in
girmek
walk in
girmek
go in

Do you want to go in? - İçeri girmek ister misin?

I always wanted to go into show business. - Her zaman gösteri işine girmek istedim.

havalara girme
assumption
işe girme
Entering the work
tatile girme
prorogation
araya girme
interposition
atmosfere geri girme
return of a missile or a spacecraft into the atmosphere of the earth
atmosfere geri girme
re-entry
bahse girme
betting

Betting on human stupidity is always a good bet. - İnsan aptallığı üzerine bahse girme her zaman iyi bir bahistir.

bilgi girme
data entry
birbirine girme
snarl up
birbirinin içine girme
interweaving
devreye girme noktası
cut-in point
devreye girme zamanı
running-up time
ekonomik darboğaza girme
downswing
ekonomik darboğaza girme
downturn
fatura girme
(Ticaret) writing the invoice details
geç girme
postentry
girmek
enter on
girmek
to enter; to come in(to), to go in(to); to break into; to fit; to join, to participate in; to go into (details); to enter upon, to begin; to start; to reach (the age of ...); to cost too much; to penetrate; to teac
girmek
to go into (a matter) deeply
girmek
to stop by, drop in for a minute
girmek
(for a contagion) to spread among, attack
girmek
{f} incur
girmek
to become (a certain age)
girmek
(for armed forces) to enter, invade, penetrate
girmek
to begin
girmek
gain admission
girmek
come into
girmek
(for a period, season, etc.) to come, begin
girmek
pull
girmek
to enter into, participate in, join in; to join
girmek
to be enrolled, enroll (in/at); to be admitted to; to be enlisted in, enlist in, join (the armed forces). girecek delik aramak to look for a hole to crawl into or hide in. girip çıkmak
girmek
strike in
girmek
to go into, enter into (a subject)
girmek
(koma vb.) sink into
girmek
to enter, come in, come into
girmek
/birbirine/ to go at each other, go for each other
girmek
to enter into, go into the making of
girmek
slide into
girmek
keyboard
girmek
enter upon
girmek
be enroled
girmek
sail in
girmek
{f} step
girmek
to fit into, go into; to fit, fit onto
girmek
to enter, go in, go into
girmek
to frequent, visit (a place) often
girmek
to become, turn, be transformed into
girmek
slip into
girmek
type into
girmek
draw into
girmek
sink

Tom wanted to sink through the floor. - Tom yerin dibine girmek istedi.

Tom wished to sink into the ground for shame. - Tom, utancından yerin dibine girmek istedi.

girmek
be enrolled
girmek
(for pain) to come to; (for an ache) to appear in
hayvanlarla cinsel ilişkiye girme
bestiality
hile ile askere girme
(Askeri) fraudulent enlistment
ilişkiye girme
snatch
ilk defa savaşa girme
baptism of fire
izinsiz girme
trespassing
izinsiz girme
trespass

How dare you trespass on my property! - Mülkiyetime izinsiz girmeye nasıl cesaret edersin!

izinsiz girme
intrusion

Please forgive my intrusion, but this is something that you're going to want to hear. - Lütfen izinsiz girmemi affedin ama bu duymak isteyeceğiniz bir şey.

içe girme
penetration
karpuz kabuğunu görmeden denize girme
(Atasözü) Don't do a thing until the time is ripe for it
kist içine girme
encystation
kist içine girme
encysting
komut girme
switch insertion
kısmi girme
(Askeri) partial penetration
limana girme
v. N
sınırlı girme
(Askeri) partial penetration
sıraya girme
line up
tehlikeli girme
(Askeri) critical penetration
tekrar sınava girme
resit
veri girme
switch insertion
yeniden girme
reentry
yeniden girme
re-entry
yürürlüğe girme
(Hukuk) entry into force, enforcement (of a code)
zorla girme
breaking in
zorla girme
breaking
zorla girme
break-in
zorla girme
intrusion
zorla girme
irruption
Турецкий язык - Турецкий язык
Girmek işi
Muğla'nın Yatağan ilçesinde bir kaplıca
intisap
Girmek
sokulmak
Girmek
(Osmanlı Dönemi) NAKB
Girmek
intisap etmek
Girmek
kaçmak
Girmek
(Osmanlı Dönemi) ŞER'
GÎR
(Osmanlı Dönemi) f. (Giriften) "Tutmak, yakalamak" mastarının emir köküdür. Türkçedeki: yapan, tutan, tutucu, dağılan, yayılan gibi mânalara gelir. Kelimenin sonuna eklenir
girmek
sülûk etmek
girmek
sülük etmek
girmek
Erişmek, ulaşmak
girmek
Dışarıdan içeriye geçmek
girmek
Girişmek, başlamak: "Kaçırdım gene ipin ucunu, bir türlü konuya giremiyorum."- N. Ataç
girmek
Bir şeyin yapımında, birleşiminde yer almak
girmek
İyice anlamak, iyice bilmek
girmek
Almak, fethetmek: "Ordularımız İstanbul'a girdiler."- M. Ş. Esendal. İncelemek, ayrıntılara inmek
girmek
Başlamak, saplanmak
girmek
Zaman anlamlı kavramlar için gelmek
girmek
Ağrı, sancı başlamak, saplanmak
girmek
Gelmek
girmek
Yazılmak, başlamak
girmek
Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek: "Göğün morlaşan kenarı eriyor, menekşe rengine giriyordu."- Ö. Seyfettin. İyice anlamak, iyice bilmek
girmek
Bulaşmak
girmek
Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek
girmek
Dışarıdan içeriye geçmek: "İçeri girdiklerinde birinci film çoktan başlamıştı."- H. Taner
girmek
Yemek yemek
girmek
Sığmak
girmek
Yer almak, katılmak, iltihak etmek
girmek
İncelemek, ayrıntılara inmek
girmek
Kavgaya tutuşmak
girmek
Yer almak, katılmak, iltihak etmek: "Bugün edebiyat imtihanına girdim."- Y. Z. Ortaç
girmek
Başlamak
girmek
Girişmek, başlamak
girmek
Almak, fethetmek
koltuğa girme
Düğün sırasında gelinin damadın koluna girmesini sağlama merasimi
girme
Избранное