güçsüz

listen to the pronunciation of güçsüz
Турецкий язык - Английский Язык
weak

He told a friend that he felt very tired and weak. - O, bir arkadaşına çok yorgun ve güçsüz hissettiğini söyledi.

Women are physically weaker than men. - Kadınlar fiziksel olarak erkeklerden daha güçsüzdür.

feeble

Superstition is the religion of feeble minds. - Batıl inanç güçsüz akılların dinidir.

powerless

He was powerless in the face of death. - Ölümün yüzü karşısında güçsüzdü.

He feels powerless about his own life. - O, kendi hayatı hakkında güçsüz hissediyor.

shaky

I'm feeling very shaky. - Çok güçsüz hissediyorum.

weak, feeble, strengthless, powerless, incapable, flimsy, languid, languorous, listless
doughy
flabby
sinewless
crank
ineffectual
sapless
strengthless
helpless
impotent
thin

You think I'm weak, don't you? - Benim güçsüz olduğumu düşünüyorsun, değil mi?

I'm not as weak as you think I am. - Düşündüğün kadar güçsüz değilim.

tippy
(Konuşma Dili) spineless
effete
low
(Turizm) flimsy
incapable
cull
unsound
limp
insubstantial
faint
puny
nerveless
senile
weaker

Tom is getting weaker by the hour. - Tom her saat başı gittikçe güçsüzleşiyor.

War makes you poorer and weaker, even if you win. - Savaş, sen kazansan bile, seni daha yoksul ve daha güçsüz yapar.

infirm
güç
power

Turkish war of independence against Eurpean imperialist powers had lasted from 1919 to 1923. - Avrupalı emperyalist güçlere karşı yapılan Türk İstiklal Savaşı 1919'dan 1923'e kadar devam etti.

In critical moments even the very powerful have need of the weakest. - Kritik anlarda en güçlülerin bile zayıflara ihtiyacı vardır.

güç
(Askeri) strength

A great warrior radiates strength. He doesn't have to fight to the death. - Büyük bir savaşçı güç yayar. O ölümüne savaşmak zorunda değildir.

Western nations have to put their heads together to strengthen the dollar. - Batılı ülkeler doları güçlendirmek için baş başa verip düşünüyorlar.

güç
force

The Japanese military forces seemed too strong to stop. - Japon askeri güçleri durdurmak için çok güçlü görünüyordu.

At the Battle of Verdun, French forces stopped a German attack. - Verdun Savaşında,Fransız güçleri bir Alman saldırısını durdurdu.

güçsüz, çelimsiz, zayıf yapılı
weak, feeble, weak structure
güçsüz düşmek
to be sapped of all strength
güçsüz kalmak
flag
güçsüz kuvvetsiz
feeble and frail
güçsüz olarak
flabbily
güç
{i} intensity
güç
might

Japan is a mighty nation. - Japonya güçlü bir ulustur.

Even the mightiest of empires comes to an end. - En güçlü imparatorlukların bile sonu gelir.

güç
{i} ability

The ability to show weakness is a strength. - Zayıflığı gösterme yeteneği bir güçtür.

güç
dominance
güç
virtue

Calm is a virtue of the strong. - Sakinlik, güçlünün bir erdemidir.

güç
(deyim) go hard with
güç
invest

A high savings rate is cited as one factor for Japan's strong economic growth because it means the availability of abundant investment capital. - Yüksek tasarruf oranı Japonya'nın güçlü ekonomik büyümesi için bir faktör olarak kabul edilmektedir.Çünkü o bol yatırım sermayesi kullanılabilirliği anlamına gelmektedir.

güç
duty

Tom has a strong sense of duty. - Tom'un güçlü bir görev duygusu var.

güç
troublesome
güç
(Ticaret) coercive power
güç
onerous ağır
güç
formidable
güç
austere
güç
muscle

He muscled his way through the crowd. - Kalabalığın içinde güçlükle ilerledi.

You need to have strong thigh muscles to skate. - Paten yapmak için güçlü uyluk kaslarının olması gerekir.

güç
fastidious
güç
stiff
güç
resource
güç
onerous
güç
(deyim) go hard for
güç
compulsion
güç
ascendancy
güç
choosy
güç
competency
güç
mean

A high savings rate is cited as one factor for Japan's strong economic growth because it means the availability of abundant investment capital. - Yüksek tasarruf oranı Japonya'nın güçlü ekonomik büyümesi için bir faktör olarak kabul edilmektedir.Çünkü o bol yatırım sermayesi kullanılabilirliği anlamına gelmektedir.

güç
laborious
güç
vires
güç
tough

Times are tough. Try to be strong! - Devir kötü. Güçlü olmaya çalış!

Athletes must be tough not only physically, but also mentally. - Atletler sadece fiziksel olarak değil fakat aynı zamanda zihinsel olarak da güçlü olmalılar.

güç
puissance
güç
problematic
güç
ardous
güç
push
güç
zip
güç
heavy

I'm strong enough to carry those heavy metal boxes. - Bu ağır metal kutuları taşımak için yeterince güçlüyüm.

We expect heavy resistance. - Güçlü direnme bekliyoruz.

güç
trying

Tom could hardly keep from laughing when he saw Mary trying to juggle some balls. - Tom Mary'yi top cambazlığı yapmaya çalışırken gördüğünde gülmemek için kendini güçlükle frenledi.

They are trying to cozy up to imperialist forces in order to achieve their political aims. - Onlar politik amaçlarına ulaşmak için sömürgeci güçlere yaranmaya çalışmaktadırlar.

güç
energy

The cells have the capacity to convert food into energy. - Hücrelerin gıdayı enerjiye dönüştürme güçleri var.

güç
sticky
güç
arduous
güç
sinew
güç
ascendance
güç
arm

Japan's army was very powerful. - Japonya'nın ordusu çok güçlüydü.

He has powerful arms. - Onun güçlü bir kolları var.

güç
thews
güç
troublous
güç
strenuous
güç
difficult

He was confronted with some difficulties. - Bazı güçlüklerle yüz yüze getirildi.

I have difficulty understanding abstract modern art, especially Mondrian. - Soyut modern sanatı anlamada güçlük çekiyorum, özellikle Mondrian.

güç
impossible
güç
effort

Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak. - Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.

güç
exacting
güç
sap
güç
torque
güç
rough
güç
{i} potential
güç
power of
güç
tricky
güç
{i} control

Tom has difficulty controlling his anger. - Tom öfkesini kontrol etmekte güçlük çekiyor.

Franco's forces took control in Spain. - Franko'nun güçleri İspanya'da kontrolü ele geçirdi.

güç
{i} sting
güç
{i} zing
güç
{i} vigour
güç
{i} capacity

The cells have the capacity to convert food into energy. - Hücrelerin gıdayı enerjiye dönüştürme güçleri var.

güç
forceful

My impression of this government is that they need a more forceful economic policy, otherwise they'll encounter large problems in the future. - Benim bu hükümet hakkındaki izlenimim onların daha güçlü bir ekonomik politikaya ihtiyaçları olduğu, aksi takdirde gelecekte büyük sorunlarla karşılaşacaklarıdır.

He was a forceful leader. - O, güçlü bir liderdi.

güç
{i} stuffing
güç
clutches
güç
{i} command
güç
{i} vis
güç
{i} vim
güç
{i} iron

This boat is made with high grade aluminum and high strength iron. - Bu tekne üstün kaliteli alüminyum ve yüksek güçlü demir ile yapılır.

güç
{i} tone
güç
{i} spirit

A powerful spirit resides in the forest. - Güçlü bir ruh ormanda ikamet eder.

The spirit is willing, but the flesh is weak. - Ruh isteklidir fakat beden güçsüzdür.

güç
{i} stamina
güç
{i} clutch
güç
hard

Tom could hardly wait for the chance to go swimming again. - Tom tekrar yüzmeye gitme fırsatını güçlükle bekleyebiliyordu.

Tom could hardly stand the pain. - Tom acıya güçlükle katlanabiliyordu.

güç
{i} vigor

The slave has his pride; he agrees to obey only the most vigorous despot. - Kölenin gururunu vardır; o sadece en güçlü despota itaat etmeyi kabul eder.

Paul is more vigorous than Marc. - Paul Marc'tan daha güçlü.

güç
sword

The pen is mightier than the sword. - Kalem kılıçtan daha güçlüdür.

güç
difficult, hard
güç
baffling

Do you remember that baffling murder case? - O güç cinayet davasını hatırlıyor musunuz?

güç
clout
güç
rod
güç
tricksy
güç
forcefulness
güç
capability
güç
pith
güç
with difficulty

They answered their teacher's question with difficulty. - Onlar öğretmenlerinin sorusuna güçlükle cevap verdi.

The old woman climbed the stairs with difficulty. - Yaşlı kadın merdivenleri güçlükle tırmandı.

güç
punch
güç
difficulty

The old man escaped, but with difficulty. - Yaşlı adam kaçtı ama güçlükle.

He had no difficulty in solving the problem. - Sorunun çözümünde hiç güçlük çekmedi.

güç
difficult, hard, arduous, troublesome, stiff, strenuous, tough, laborious; with difficulty
güç
pep
güç
propulsion
güç
uphill
güç
knotty
güç
sweaty
güç
pine

I don't like eating pineapples. They have a strong smell. - Ben ananas yemekten hoşlanmıyorum. Onların güçlü bir kokusu var.

güç
{i} vitality
güç
{i} potency
güç
performance
güç
{i} steam
işsiz güçsüz
idled
işsiz güçsüz
idle
işsiz güçsüz
at an end
işsiz güçsüz dolaşmak
gallivant around
işsiz güçsüz idle
with nothing to do
güçsüz
Избранное