göstermek

listen to the pronunciation of göstermek
Турецкий язык - Английский Язык
show

Tom brought some pictures to show the class. - Tom sınıfa göstermek için bazı resimler getirdi.

Tom has something he can't wait to show you. - Tom'un sana göstermek için bekleyemediği bir şeyi var.

demonstrate

You should make the most of this rare opportunity to demonstrate your talent. - Yeteneğini göstermek için bu az bulunur fırsatı en iyi şekilde kullanmalısın.

Would you demonstrate the next problem at the board? - Bir sonraki problemi tahtada göstermek ister misin?

indicate

In Spanish, there are many different expressions to indicate changes and transformations. - İspanyolcada, değişiklikleri ve dönüşümleri göstermek için birçok farklı ifadeler vardır.

Our surveys indicate that the public would support the proposed legislation. - Bizim anketler halkın önerilen yasayı destekleyeceğini göstermektedir.

represent
exhibit
point

It's rude to point at people. - İnsanları parmakla göstermek kabalıktır.

It is not socially acceptable to point at people. - İnsanları parmakla göstermek toplumsal açıdan kabul edilebilir bir şey değildir.

display
point out
depict
prove
produce

Police failed to produce physical evidence. - Polis fiziksel kanıt göstermekte başarısız oldu.

present
trot out
attest to
open
point at

It's rude to point at people. - İnsanları parmakla göstermek kabalıktır.

It's not polite to point at others. - Başkalarını göstermek kabalıktır.

depicture
reflect
show off

He was eager to show off his new bicycle to his friends. - O, yeni bisikletini arkadaşlarına göstermek için istekliydi.

She wanted to show off her cleverness during class, but she failed. - O ders sırasında akıllılığını göstermek istedi ama o başarısız oldu.

register
promise

Tom promised to show me how to do it. - Tom onu nasıl yaptığını bana göstermek için söz verdi.

witness
stand for
reveal
chart

The chart illustrates how the body works. - Tablo vücudun nasıl çalıştığını göstermektedir.

discover
give vent to
show up

He probably meant that people go to demonstrations just to show up instead of actually protesting. - O, muhtemelen insanların gerçekten protesto yapmak yerine sadece boy göstermek için gösterilere gittiklerini kastediyordu.

set

The Panama Papers show how a Panamanian law firm helped its clients set up shell companies in tax havens around the world. - Panama Kağıtlar bir Panama hukuk firması müşterilerine dünya çapında vergi cennetlerinde paravan şirketleri kurmaları için nasıl yardımcı olduğunu göstermektedir.

dial
give

I will give you a good example to illustrate what I mean. - Ne demek istediğimi göstermek için size güzel bir örnek vereceğim.

suggest

Recent studies suggest that this is not the case. - Son zamanlarda yapılan araştırmalar davanın bu olmadığını göstermektedir.

His accent suggests he is a foreigner. - Aksanı onun bir yabancı olduğunu göstermektedir.

mirror
hold
be indicative of
determine
express

In Spanish, there are many different expressions to indicate changes and transformations. - İspanyolcada, değişiklikleri ve dönüşümleri göstermek için birçok farklı ifadeler vardır.

(Ticaret) bid
signalize
offer
connote
screen
shew
speak of
put forth
disclose
point to
to show, project (a movie, slides, etc.)
betoken
look

She wears high heels to make herself look taller. - O kendini daha uzun göstermek için yüksek topuklu ayakkabılar giyiyor.

My friend doctored his ID to make it look like he was 18. - Arkadaşım 18'indeymiş gibi göstermek için kimliğinde oynama yaptı.

evidence

Police failed to produce physical evidence. - Polis fiziksel kanıt göstermekte başarısız oldu.

denote
to expose (something) to (the sun, heat, light, etc.)
(kanıt) adduce
to show off; to set off, display (something) to advantage
hold up
initiate
(termometre vb.) register
to show, demonstrate, evidence
auxiliary verb to show, have, give evidence of (feelings, character, disposition): saygı göstermek to show respect, be respectful. sabır göstermek to show patience, be patient
to seem to be, appear to be, look to be
to show, point at, point to
expose
to show, indicate, denote, designate, manifest, point out
manifest
teach

The teacher put a mark next to his name to show that he was absent. - Öğretmen onun yok olduğunu göstermek için onun adının yanına bir işaret koydu.

introduce
to show; to point; to display, to exhibit; to demonstrate; to indicate, to denote; to point out; to prove; to look (younger, etc.); to reflect, to express
to show, explain, point out
set out
açıkça göstermek
manifest
gösterme
showing

Tom listened to what Mary had to say without showing any emotion. - Tom Mary'nin söylemek zorunda olduğu şeyi herhangi bir heyecan göstermeden dinledi.

I saw a lady go through the gate without showing the ticket. - Bilet göstermeden kapıdan geçen bir bayan gördüm.

özen göstermek
care
gösterme
display

Dan began displaying symptoms of Alzheimer's. - Dan, Alzheimer belirtileri göstermeye başladı.

That boy displayed no fear. - O oğlan hiç korku göstermedi.

saygı göstermek
respect

I have nothing but respect for Tom. - Tom'a saygı göstermekten başka yapacak bir şeyim yok.

I had to respect Tom's wishes, so I left. - Tom'un isteklerine saygı göstermek zorundaydım, bu yüzden gittim.

saygı göstermek
show respect
son bir çaba göstermek
spurt
göstermek (termometre)
register
görevi gereği nezaket göstermek
do the polite thing
görevi gereği nezaket göstermek
do the polite
aday göstermek
(Hukuk) nominate

I would like to nominate Don Jones as chairman. - Ben, başkan olarak Don Jones'u aday göstermek istiyorum.

göster
{f} show

Will you show me the picture? - Bana resmi gösterir misin?

Oh! Show it to me please. - Ah! Onu bana göster lütfen.

haklı göstermek
justify
önermenin nedeni olarak göstermek
premise
örnek göstermek
exemplify
resimle göstermek
illustrate
aday olarak göstermek
nominate
dikkat göstermek
favor
fonksiyon göstermek
function
mazeret göstermek
make an excuse
parmakla göstermek
point at

It's rude to point at people. - İnsanları parmakla göstermek kabalıktır.

It is bad manners to point at people. - İnsanları parmakla göstermek kabalıktır.

saygı göstermek
venerate
tepki göstermek
to react
şeytan gibi göstermek
demonize
cesaret göstermek
brave
gösterme
{i} designation
gösterme
presentation
gösterme
{i} indicating
gösterme
exhibiting
aday göstermek
put somebody in for
aday göstermek
present candidates
aday göstermek
nominate as a candidate
alaka göstermek
show an interest
alaka göstermek
show an interest in
alaka göstermek
show interest
alaka göstermek
take an interest
alaka göstermek
take an interest in
benzerlik göstermek
resemble
boy göstermek
appear
boy göstermek
put in an appearance
boy göstermek
show up

He probably meant that people go to demonstrations just to show up instead of actually protesting. - O, muhtemelen insanların gerçekten protesto yapmak yerine sadece boy göstermek için gösterilere gittiklerini kastediyordu.

cesaret göstermek
present a bold front
cesaret göstermek
show courage
delil göstermek
(Kanun) adduce
delil göstermek
adduce proofs
delil göstermek
(Kanun) furnish
faaliyet göstermek
be active
faaliyet göstermek
to be active
faaliyet göstermek
active
faaliyet göstermek
get busy
faaliyet göstermek
(Ticaret) operate
fayda göstermek
benefit
göster
(Bilgisayar) view

I want to show you a spectacular view. - Sana muhteşem bir manzara göstermek istiyorum.

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

göster
illustrate

The chart illustrates how the body works. - Tablo vücudun nasıl çalıştığını göstermektedir.

I will give you a good example to illustrate what I mean. - Ne demek istediğimi göstermek için size güzel bir örnek vereceğim.

göster
(Bilgisayar) show me

Show me another camera. - Bana başka bir kamera göster.

Will you show me the way to the bank? - Bana bankaya giden yolu gösterir misiniz?

göster
(Bilgisayar) quote
göster
denote
göster
(Bilgisayar) point

Jim makes a point of jogging three miles every day. - Jim günde üç mil koşmaya özen gösterir.

Tom pointed out Mary's mistakes. - Tom Mary'ye hatalarını gösterdi.

göster
(Bilgisayar) unhide
gösterme
screening

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

gösterme
evincing
gösterme
pointing out
gösterme
representation
hassasiyet göstermek
show sensitivity
hassasiyet göstermek
sensitive
hassasiyet göstermek
be sensitive
hassasiyet göstermek
to be sensitive
hassasiyet göstermek
display sensitivity
ilerleme göstermek
get ahead
ilgi göstermek
show interest
ilgi göstermek
take an interest in
itibar göstermek
consider
kanıt olarak göstermek
allege
mazeret göstermek
pretext
mazeret olarak göstermek
(Kanun) plead
sabır göstermek
pe patient
sabır göstermek
bear with
sabır göstermek
show patience
sadakat göstermek
show loyalty
tepki göstermek
react to
uyum göstermek
adjust
uyum göstermek
accord
göster
indicate

Yes, you can indicate everything you see. - Evet, gördüğünüz her şeyi gösterebilirsiniz.

A closed fist can indicate stress. - Kapalı bir yumruk stres gösterebilir.

göster
{f} displayed

She displayed her talents. - O, yeteneklerini gösterdi.

Warning: unsupported characters are displayed using the '_' character. - Uyarı: desteklenmeyen karakterler '_' karakteri kullanarak gösterilir.

göster
{f} indicated

All verbs are indicated in bold text. - Tüm fiiller koyu metinde gösterilir.

This is the route indicated in the map. - Bu, haritada gösterilen yoldur.

göster
{f} display

In the contest he fully displayed what ability he had. - O, yarışmada hangi yeteneğe sahip olduğunu gösterdi.

Warning: unsupported characters are displayed using the '_' character. - Uyarı: desteklenmeyen karakterler '_' karakteri kullanarak gösterilir.

göster
{f} indicating

There is no sign indicating that this is a meeting room. - Bunun bir toplantı odası olduğunu gösteren hiçbir işaret yok.

göster
{f} bared
göster
{f} baring

If you see the lion baring its teeth, don't think that the lion is smiling at you. - Aslanın dişlerini gösterdiğini görürsen, sana gülümsediğini sanma.

göster
{f} displaying

Dan began displaying symptoms of Alzheimer's. - Dan, Alzheimer belirtileri göstermeye başladı.

göster
{f} screen

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

There's a good movie screening today. - Bugün iyi bir film gösterimi var.

göster
{f} screening

There's a good movie screening today. - Bugün iyi bir film gösterimi var.

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

göster
{f} screened
göster
{f} mirror

The painting shows a young woman combing her hair before a mirror. - Tablo, aynanın önünde saçlarını tarayan genç bir kadını gösteriyor.

This figure is a mirror of the decrease in imports of crude oil. - Bu şekil ham petrol ithalatının azaldığının bir göstergesidir.

göster
{f} shown

In his essay Esperanto: European or Asiatic language Claude Piron has shown the similarities between Esperanto and Chinese, thereby putting to rest the notion that Esperanto is purely eurocentric. - Esperanto: Avrupa veya Asya dili denemesinde Claude Piron, Esperanto ve Çince arasındaki benzerliği gösterdi ve Esperanto'nun yalnızca Avrupa merkezli olduğunu ortaya koydu.

The attack was shown on video. - Saldırı videoda gösterildi.

göster
{f} showing

Men can only be corrected by showing them what they are. - İnsanlar sadece ne olduklarını göstererek düzeltilebilir.

Thanks for showing me the way. - Bana yolu gösterdiğiniz için teşekkürler.

gösterme
exhibition
göster
designated
aşırı tepki göstermek
overreact, show an exaggerated response to something, react too strongly
baş göstermek
crop up
esneklik göstermek
to show flexibility
etki göstermek
To effect
faaliyet göstermek
Be active; get busy; get active
fazilet göstermek
to show virtue
göster
demonstrate

Tom demonstrated how to core an apple. - Tom elmanın göbeğini nasıl çıkaracağını gösterdi.

The new medicine demonstrated an immediate effect. - Yeni ilaç, etkisini hemen gösterdi.

israrla istemek, büyük arzu göstermek
israrla want, to show great desire
itina göstermek
handling with caretake great(er) care in - "The pilot exercised great care in landing."take pains to/with : To do something very carefully and thoroughly. - "She had taken pains to see that her guests had everything that they could possibly want." - "She always takes pains with her appearance."to show great careto treat with tender loving care
parmakla göstermek
finger
yaşından büyük göstermek
Seem/look older than one is
çaba göstermek
Strive, struggle, exert oneself
özen göstermek
Take pains (to do something, over something)
göster
bespeak
göster
revealing
göster
bespoke
göster
bespoken
göster
performance

After the performance, she went backstage. - O, gösteriden sonra kulise gitti.

There were no tickets available for Friday's performance. - Cuma gösterisi için mevcut hiç bilet yoktu.

göster
reveal

These letters reveal her to be an honest lady. - Bu mektuplar onun dürüst bir kadın olduğunu gösteriyor.

gösterme
show

You must show your passport. - Pasaportunuzu göstermelisiniz.

Everyone is a moon, and has a dark side which he never shows to anybody. - Herkes bir aydır, ve hiç kimseye göstermediği karanlık bir yüzü vardır.

gösterme
shew
gösterme
showing, indication, display, exhibition
gösterme
{i} diagnosis
gösterme
{i} view

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

I want to show you a spectacular view. - Sana muhteşem bir manzara göstermek istiyorum.

gösterme
{i} pointing
gösterme
daylight
gösterme
displaying

Dan began displaying symptoms of Alzheimer's. - Dan, Alzheimer belirtileri göstermeye başladı.

gösterme
{i} demonstration

He probably meant that people only go to demonstrations to show themselves and not to protest. - Muhtemelen insanların gösterilere protesto etmek için değil, sadece kendilerini göstermek için gittiklerini demek istiyor.

He probably meant that people go to demonstrations just to show up instead of actually protesting. - O, muhtemelen insanların gerçekten protesto yapmak yerine sadece boy göstermek için gösterilere gittiklerini kastediyordu.

gösterme
designate
gösterme
{i} demo

Allow me to demonstrate my invention to you. - Size buluşumu göstermeme izin verin.

You should make the most of this rare opportunity to demonstrate your talent. - Yeteneğini göstermek için bu az bulunur fırsatı en iyi şekilde kullanmalısın.

gösterme
indication
gösterme
illustration
Турецкий язык - Турецкий язык
Kanıtla inandırmak
Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak
Etmek
Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak
Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek
Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek: "Bu seni ablandan daha şirin gösteriyor, emin ol!"- R. N. Güntekin
Bir şeyin etkisi altında tutulmak
Sert bir biçimde karşılık vermek
Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek
Kanıtla inandırmak. Öğretmek, açıklamak
Öğretmek, açıklamak
Belirtmek, anlatmak
Yapmasını söylemek, görevlendirmek
Görünmek, benzemek
Sert bir biçimde karşılık vermek: "Anası da babasının küfürlerini tekrarlıyor, evde ona göstereceğini söylüyor, gözlerini açıyor, başını sallıyordu."- Ö. Seyfettin
çıkarmak
teşhir etmek
baş göstermek
Belirmek, ortaya çıkmak, zuhur etmek, vuku bulmak: "Bu kış yine, kök kömürü sıkıntısı baş gösterecekmiş."- H. Taner
Gösterme
teşhir
Gösterme
irae
gösterme
Teşhir, sergileme
gösterme
Göstermek işi
Английский Язык - Турецкий язык

Определение göstermek в Английский Язык Турецкий язык словарь

rerun tekrar göstermek; tekrar kosmak, tekrarlamak
(yarış) (film, vb.) yeniden işleme noktası, yeniden başlama noktası
saygı göstermek
Respect, show respect
göstermek
Избранное