Mother always gets up early in the morning.
- Anne her zaman sabahları erken kalkar.
Is early medieval glass production a continuation of Roman glass technology?
- Erken Ortaçağ cam üretimi Roma cam teknolojisinin bir devamı mıdır?
I always arrive a little ahead of time.
- Her zaman biraz erken gelirim.
Get up early, and you'll be in time.
- Erken kalk ve zamanında ol.
If you had left home a little earlier you would have been in time.
- Evden biraz daha erken çıksaydın, zamanında olurdun.
My wife gave birth prematurely to a 1500-gram baby girl.
- Karım erken 1500 gramlık bir bebek kız doğurdu.
Twins are usually premature.
- İkizler genellikle erken doğumludur.
Mary's baby was three weeks premature.
- Mary'nin bebeği üç hafta erken doğdu.
I'm sorry I couldn't write to you sooner.
- Üzgünüm sana daha erken yazamadım.
The sooner we start, the sooner we'll finish.
- Ne kadar erken başlarsak, o kadar erken bitiririz.
Why didn't you say so earlier?
- Niçin çok daha erken söylemedin?
I told you we should've gotten here earlier. Now there aren't any places left to sit.
- Sana buraya daha erken gelmemiz gerektiğini söyledim. Şimdi oturmak için hiç yer kalmadı.
Tom works from early in the morning until late at night every day.
- Tom her gün sabah erken saatlerden gece geç saatlere kadar çalışıyor.
I left early so as not to be late.
- Geç kalmamak için erken ayrıldım.
I'm not an early riser.
- Ben erken kalkan biri değilim.
My father is an early riser.
- Babam erken kalkan biridir.
Had you come a little earlier, you could have met her.
- Eğer biraz daha erken gelseydin, onunla karşılaşabilirdin.
Sorry I haven't replied to your letter earlier.
- Üzgünüm, mektubuna daha erken cevap vermedim.
Please call me at your earliest convenience.
- Lütfen uygun olan en erken zamanında beni ara.
The earliest I can come is around 3.
- En erken saat 3 gibi gelebilirim.