dokunmak

listen to the pronunciation of dokunmak
Турецкий язык - Английский Язык
touch

Is this snake safe to touch? - Bu yılan dokunmak için güvenli midir?

Tom reached out to touch Mary. - Tom Mary'ye dokunmak için uzandı.

affect
feel

Today I feel higher than the mountains. Today I want to touch the sky. - Bugün dağlardan daha yüksek hissediyorum. Bugün gökyüzüne dokunmak istiyorum.

woven
abut
upset
reach

Tom reached out to touch Mary. - Tom Mary'ye dokunmak için uzandı.

concern
harm
get on
move
foul
be woven
(Matematik) osculate
dab
tamper
jar
tweedle
be intolerant of
contact
to be woven
tip
clap
disagree
to touch; to move, to affect, to touch; to upset, to harm; to get on, to jar; to concern; to be woven
handle
kiss
rasp
meet
bob
dokunmak işi
to touch the job
dokunmak, zarar vermek
To touch, to hurt
avcuyla dokunmak
palm
dokunma
{i} feeling
dokun
got in touch
dokun
{f} fingering
dokun
{f} touch

The huge building seemed to touch the sky. - Büyük bina gökyüzüne dokunacak gibi görünüyordu.

Don't touch that pan! It's very hot. - O tavaya dokunmayın! O çok sıcak.

dokun
{f} dab
dokun
get in touch
dokun
{f} touching

Your dress is touching the wet paint. - Elbiseniz ıslak boyaya dokunuyor.

When I was a kid, touching bugs didn't bother me a bit. Now I can hardly stand looking at pictures of them. - Ben bir çocukken, böceklere dokunmak beni bir parça rahatsız etmezdi. Şimdi neredeyse onların resimlerine bakmaya katlanamıyorum.

dokun
{f} touched

Tom touched Mary's shoulder. - Tom Mary'nin omzuna dokundu.

He never touched wine. - O asla şaraba dokunmadı.

dokun
{f} finger

She touched me lightly on the nape of the neck with the tips of her fingers and it made me shudder. - O bana parmak uçları ile ensemin üzerine hafifçe dokundu ve bu beni ürpertti.

Layla felt Sami's fingertips touching the back of her shoulder. - Leyla, Sami'nin parmak uçlarının, omzunun arkasına dokunduğunu hissetti.

dokunma
dab
dokunma
tanginess
dokunma
touchiness
zülf-i yare dokunmak
(deyim) 1. Displease an influential, a powerful person or an authorithy, or make them offended.2. Harm or annoy someone.3. Leading in a subject which is annoying or posing a problem
zülfüyare dokunmak
1. Displease an influential, a powerful person or an authorithy, or make them offended.2. Harm or annoy someone.3. Leading in a subject which is annoying or posing a problem
asapına dokunmak
to get on (one's) nerves, irritate
ayak parmakları ile dokunmak
toe
azametine dokunmak
to wound (someone's) vanity, pique (someone)
bamteline basmak/dokunmak
to vex, annoy
can alıcı noktaya dokunmak
strike the right chord
dokun
tender
dokunma
palpation
dokunma
tact
dokunma
{s} tactual
dokunma
touching

I don't like her touching you. - Onun sana dokunmasını sevmiyorum.

When I was a kid, touching bugs didn't bother me a bit. Now I can hardly stand looking at pictures of them. - Ben bir çocukken, böceklere dokunmak beni bir parça rahatsız etmezdi. Şimdi neredeyse onların resimlerine bakmaya katlanamıyorum.

dokunma
{i} handling
dokunma
{i} contact
dokunma
touch, sense of touch
dokunma
tactile
dokunma
hands off
dokunma
don't touch

Please don't touch the exhibits. - Lütfen sergilere dokunma.

Don't touch that pan! It's very hot. - O tavaya dokunmayın! O çok sıcak.

dokunma
touch

Tom didn't touch his lunch. - Tom öğle yemeğine dokunmadı.

All you have to do is touch the button. - Tüm yapmanız gereken düğmeye dokunmak.

dokunma
touch; contact
dokunma
(Bilgisayar) untouch
dokunma
touching, contact
dokunma
{i} feel

Today I feel higher than the mountains. Today I want to touch the sky. - Bugün dağlardan daha yüksek hissediyorum. Bugün gökyüzüne dokunmak istiyorum.

faydası dokunmak
to be of help (to)
faydası dokunmak
patronize
gayretine dokunmak
to be stimulated to greater effort
hafifçe dokunmak
dab at
hafifçe dokunmak
tap
hafifçe dokunmak
dab
hassas bir noktaya dokunmak
to touch a sore point
haysiyetine dokunmak
to touch (someone's) self-respect, wound (someone's) pride
iyiliki dokunmak
to be of help (to)
içine dokunmak
to sadden; to pain
kanına dokunmak
to make (one's) blood boil
kanına dokunmak
to make one's blood boil
kibirine dokunmak
to wound (someone's) pride
midesine dokunmak
to give (one) indigestion, upset (one's) stomach
namusuna dokunmak
to say or do something which touches (someone's) honor
nazik konuya dokunmak
skate on thin ice
onuruna dokunmak
to touch (someone's) self-esteem, wound (someone's) pride
onuruna dokunmak
to hurt sb's pride
parmak ile dokunmak
finger
sağlığa dokunmak
affect the health
sinirine dokunmak
to get on sb's nerves, to grate one's nerves
sinirine dokunmak
get on one's nerves
sinirine dokunmak
get on smb.'s nerves
sinirine dokunmak
to get on (one's) nerves, irritate, Brit. give (someone) the pip
teline dokunmak
to make (someone's) blood boil, enrage
tetike basmak/dokunmak/i çekmek
to pull the trigger, squeeze the trigger (of a gun)
uçu dokunmak
(for something) to affect (someone) adversely, bring (someone) harm, cause (someone) damage
yararı dokunmak
turn to good purpose
yararı dokunmak
to benefit
yarasını deşmek/sına dokunmak
to touch a sore spot, open up an old wound, bring up a sore topic
yardımı dokunmak
to be of service to
zararı dokunmak
to harm, be harmful to, have a harmful effect on
zararı dokunmak
be a detriment to
zararı dokunmak
be of disservice to
zihinine dokunmak
to confuse (someone) utterly
zülüfü yâre dokunmak
to offend one of the powers that be, step on a bigwig's toes
Турецкий язык - Турецкий язык
İlişkin, ilgili olmak, değinmek
Karıştırmak
Dokuma işi yapılmak
Almak, kullanmak, el sürmek
Sağlığını bozmak
Almak, kullanmak, el sürmek: "Buğdaydan, bulgurdan ne varsa kimse dokunmuyor, daha zor günlere saklıyordu."- N. Araz
Olmak
Tedirgin etmek, sataşmak: "Bu karıncaya dokunmayan çocuk o kocaman adamın oracıkta pestilini çıkaracaktı."- S. F. Abasıyanık. İyilik, kötülük gibi kavramlar için olmak: "Medeni âlemi yaratmış olan eserlerin bize kötülüğü dokunabilir mi?"- N. Ataç. İnsanın içine işlemek, duygulandırmak, etkilemek, koymak, batmak: "Hiçbir gözyaşının bana onunkiler kadar dokunduğunu hatırlamıyorum."- R. N. Güntekin. İlişkin, ilgili olmak, değinmek
Onur, anlayış vb. ile uyuşmaz bir durum ortaya çıkmak: "Erkekte pudra sinirime dokunuyor diyorum, anlamıyorsun."- P. Safa
Tedirgin etmek, sataşmak
Onur, anlayış vb. ile uyuşmaz bir durum ortaya çıkmak
İçine işlemek, duygulandırmak, etkilemek, koymak, batmak
Hafifçe değmek
Nesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık gibi türlü niteliklerini derinin altındaki sinir uçları aracılığıyla duymak, değmek, el sürmek, temas etmek: "Bir elektrik zilinin düğmesine dokunduk."- A. Haşim
tutmak
zülf-i yare dokunmak
(deyim) 1. Hatırlı, güçlü bir kimseyi veya bir makamı gücendirmek, darılmasına yol açmak.2. Birine zarar veya sıkıntı vermek.3. Sıkıntı verecek, sorun olacak konulara girmek
zülfüyare dokunmak
1. Hatırlı, güçlü bir kimseyi veya bir makamı gücendirmek, darılmasına yol açmak.2. Birine zarar veya sıkıntı vermek.3. Sıkıntı verecek, sorun olacak konulara girmek
Dokunma
temas
dokunma
Dokunmak (I) işi, temas
dokunma
Dokunmak (II) işi
dokunma
Dokunmak işi
dokunmak
Избранное