bekletmek

listen to the pronunciation of bekletmek
Турецкий язык - Английский Язык
wait

We don't want to keep Tom waiting. - Tom'u bekletmek istemiyoruz.

You don't want to keep him waiting. - Onu bekletmek istemiyorum.

stand up
keep smb. waiting
(deyim) hang on
keep waiting
to make (someone) wait
to delay, postpone
to make (sb) wait, to keep sb waiting
keep on hold
bekle
expect

The number of students who were late for school was much smaller than I had expected. - Okula geç kalan öğrencilerin sayısı beklediğimden çok daha azdı.

The math homework proved to be easier than I had expected. - Matematik ev ödevi beklediğimden daha kolay çıktı.

bekle
hold on

Hold on a minute, please. - Bir dakika bekle,lütfen.

If you hold on a moment, I will get Jane on the phone. - Eğer biraz beklerseniz, Jane'i telefona alacağım.

bekle
hang on

Now, hang on a second. - Şimdi, bir saniye bekle.

We're a bit busy at the moment. Can you hang on a minute? - Şu anda biraz meşgulüz. Bir dakika bekleyebilir misiniz?

bekle
wait

I'll wait here until she comes. - O gelene kadar burada bekleyeceğim.

You shouldn't wait here. - Burada beklememen gerekir.

bekle
held on
bekle
{f} expected

Students are expected to stay away from dubious places. - Öğrencilerin şüpheli yerlerden uzak kalması bekleniyor.

It is expected that the tsunami surge will be ten meters or less. - Tsunami dalgalarının on metre ya da daha az olacağı beklenmektedir.

bekle
hold your horses
bekle
(Bilgisayar) pause

Tom hit the pause button. - Tom bekletme butonuna bastı.

Tom put the key in the lock and paused a moment before he turned it. - Tom anahtarı kilide taktı ve onu çevirmeden önce bir süre bekledi.

bekle
(Bilgisayar) waitfor
bekle
(Konuşma Dili) not so fast
bekletme
(İnşaat) storage
bekletme
hold
bekletme
racking
bekletme
(Bilgisayar) holding
bekletme
(İnşaat) soak
bekletme
(Biyokimya) incubation
bekle
{f} bided
bekle
look forward

May we look forward to receiving your order? - Siparişinizi almayı dört gözle bekleyebilir miyiz?

We always look forward to Tom's annual visit. - Tom'un yıllık ziyaretini her zaman sabırsızlıkla bekleriz.

bekle
{f} awaited

Maria awaited him, but he did not come. - Maria onu bekledi ama o gelmedi.

bekle
{f} biding
bekle
await

Tom wasn't awaiting me. - Tom beni beklemiyordu.

Awaiting your quick response . . . - Hızlı yanıtın bekleniyor.

bekle
bode
bekle
wait for

Please wait for five minutes. - Lütfen beş dakika bekle.

Please wait for thirty minutes. - Lütfen yarım saat bekle.

bekle
watch for
bekle
watch to
bekle
bide

We need to bide our time. - Zamanımızı beklemeliyiz.

We just need to bide our time. - Sadece uygun zamanı beklemeliyiz.

bekle
{f} waiting

There were five patients in the waiting room. - Bekleme salonunda beş hasta vardı.

We men are used to waiting for the women. - Biz, erkekler kadınları beklemeye alışığız.

bekle
hold#on
bekle
look#forward
birini bekletmek
keep smb. waiting
suda bekletmek
steep
Турецкий язык - Турецкий язык
Bekleme işini birine yaptırmak: "Tam yirmi dakika beklettin beni."- M. C. Kuntay
Bekleme işini birine yaptırmak
Oyalamak
bekletme
Bekletmek işi
bekletmek
Избранное