bakmak

listen to the pronunciation of bakmak
Турецкий язык - Английский Язык
look

The morning sun is too bright to look at. - Sabah güneşi bakmak için çok parlak.

Both of them went to the window to look outside. - Her ikisi de dışarıya bakmak için pencereye gitti.

watch

We are apt to watch television, irrespective of what program is on. - Biz hangi programın açık olduğuna bakmaksızın televizyon izlemeye eğilimliyiz.

face

My house faces a busy street. - Evim işlek bir caddeye bakmaktadır.

This girl has a pretty face. My heart melts from looking at it. - Bu kızın güzel bir yüzü var. Kalbim ona bakmaktan erir.

maintain
see

The real journey of discovery doesn't consist in exploring new landscapes but rather in seeing with new eyes. - Gerçek bir keşif yolculuğuna çıkmak yeni manzaralar bulmakla olmaz ancak onlara yeni gözlerle bakmakla olur.

look after

Tom has to look after Mary. - Tom Mary'ye bakmak zorunda.

Tom had to look after Mary. - Tom Mary'ye bakmak zorundaydı.

refer

I want to look at the reference books. - Referans kitaplarına bakmak istiyorum.

feed
mind
to be responsible for
in charge
(Argo) squizz
minister to
eye

The real journey of discovery doesn't consist in exploring new landscapes but rather in seeing with new eyes. - Gerçek bir keşif yolculuğuna çıkmak yeni manzaralar bulmakla olmaz ancak onlara yeni gözlerle bakmakla olur.

I was too excited to look her in the eyes. - Gözlerinin içine bakmak için çok heyecanlıydım.

contemplate
be in charge of
make care
overwhelm
give
front
foster
look on
support

I never thought I would have to support such a large family. - Böylesine büyük bir aileye bakmak zorunda olacağımı asla düşünmemiştim.

I'm old enough to support myself. - Kendime bakmak için yeterince yaşlıyım.

look for
make sure
lay eyes on
neurologist
examine
find

Fadil needed to find a job to support his children. - Fadıl'ın, çocuklarına bakmak için bir iş bulması gerekiyordu.

Sami needed to find a job to support his children. - Sami'nin, çocuklarına bakmak için bir iş bulması gerekiyordu.

heed
minister
go over
take in hand
treat
be responsible for
serve
cate
take care of

Tom had to take care of Mary. - Tom Mary'ye bakmak zorundaydı.

It's my job to take care of the baby. - Bebeğe bakmak benim işimdir.

have a look-see
embosom
test
glance
nourish
look out

I'd like to take a look outside. - Dışarıya bakmak istiyorum.

I got up to go and look outside. - Gitmek ve dışarıya bakmak için kalktım.

(deyim) have an eye on
look onto
look through

Tom wanted to look through the telescope. - Tom teleskoptan bakmak istedi.

groom
be in charge
nurture
(Havacılık) refer to
go by
have a gander at
turn on
look into

Do you want to look into it? - Bunun içine bakmak ister misin?

We have to look into our options. - Seçeneklerimize bakmak zorundayız.

front on to
attend to
make care of
look around

Feel free to look around. - Etrafına bakmak için çekinme.

Tom stopped to look around. - Tom etrafa bakmak için durdu.

(for something) to require (a specified amount of time, money, etc.)
care for

He was willing to care for that cat. - O,o kediye bakmak için istekliydi.

He sent money to help care for her. - Ona bakmak için para gönderdi.

nurse
I don't know if .../I wonder if ... (emphasizes a doubt): Bakalım bu iş olacak mı? Is this really going to happen?
to go and see where (someone) is, go and find (someone). Bak!
See!: Bak, tam söylediğim gibi oldu! See! It's happened just as I said it would
supervise
to look after, take care of (a child, a sick person, a thing)
fend for
keep

I want to keep a cat instead of a dog. - Bir köpeğin yerine bir kedi bakmak istiyorum.

I want to keep the baby. - Bebeğe bakmak istiyorum.

look upon
bakma
{i} watch

I asked Tom to watch my things. - Tom'un eşyalarıma bakmasını istedim.

Tom offered to watch the kids. - Tom çocuklara bakmayı önerdi.

bacaklarına bakmak
stare at her legs, look at her legs
başının çaresine bakmak
to save oneself, to fend for oneself, to look after oneself
başının çaresine bakmak
paddle one's own canoe
başının çaresine bakmak
to take care of one's own affairs oneself, not to leave things to others
dikkatle bakmak
peer
dik dik bakmak
stare

It's not polite to stare at people. - İnsanlara dik dik bakmak kibarlık değildir.

It's not polite to stare. - Dik dik bakmak hoş değildir.

dışarı bakmak
look out
tadına bakmak
taste

Would you like a taste? - Sen bir tadına bakmak ister misin?

boş boş bakmak
stare
müşteriye bakmak
serve
bakma
{i} look

She stopped looking at the show window. - Teşhir vitrine bakmaktan vazgeçti.

Looking at your Facebook friends' photos is a waste of time. - Facebook'taki arkadaşlarının resimlerine bakmak vakit kaybıdır.

ayak işlerine bakmak
to run errands
bak
check it out
boşluğa bakmak
stare
hayretle bakmak
stare
içeri bakmak
look into
kötü niyetle bakmak
leer
sert sert bakmak
scowl
sinirli bakmak
scowl
yan bakmak
leer
şaşkın şaşkın bakmak
gape
bak
look at

Meg didn't even look at me. - Meg bile bana bakmadı.

Look at that mountain which is covered with snow. - Karlarla örtülü şu dağa bak.

bak
(Bilgisayar) look in

Look in the mirror, pal. - Aynaya bir bak dostum.

Look in the phone book. - Telefon rehberine bakın.

bak
(Bilgisayar) lookup
bakma
eyeing
eline bakmak
depend on
gizlice bakmak
observe
kısık gözlerle bakmak
squint
olumlu bakmak
lean towards
olumlu bakmak
lean to
olumlu bakmak
lean toward
olumlu bakmak
lean towards something
tepeden bakmak
dominate
tepeden bakmak
disdain
tepeden bakmak
look down
tepeden bakmak
scorn
çocuk bakmak
look after
çocuk bakmak
babysit
çocuk bakmak
baby-sit
anne gibi bakmak
mother
bak
look after

Lucy's mother told her to look after her younger sister. - Lucy'nin annesi ona küçük kız kardeşine bakmasını söyledi.

Would you please look after my dog tomorrow? - Yarın köpeğime bakar mısın lütfen?

bak
{f} face

Seen at a distance, the rock looked like a human face. - Uzaktan bakıldığında, kaya, bir insan yüzü gibi görünüyordu.

She has an absent look on her face. - Yüzünde dalgın bir bakışı vardı.

bak
{f} look

Look at that mountain which is covered with snow. - Karlarla örtülü şu dağa bak.

He looked at me and smiled. - O bana baktı ve gülümsedi.

bak
{f} regarding
bakma
{i} regarding
bakma
attendance
bakma
search
bakma
look-see
arkasından bakmak
look behind
aynaya bakmak
Look in the mirror
bak
have one's wits about one
dikkatle bakmak, tetkik etmek
Look carefully, to examine the
ilgilenmek, bakmak
take care, look
olumlu bakmak
Have a positive look on (or for)
sıcak bakmak
Have a positive look on (or for)
sıcak bakmak
Lean towards
tansiyon bakmak
Take somebody's blood pressure
yan bakmak
Look askance, squint
yedirip içirmek, beslemek, bakmak
to wine and dine, to feed, look at
yeniden bakmak
take a fresh look
Bakma
lookup
arzu dolu bakmak
ogle
aval aval bakmak
stare stupidly
aşıkane bakmak
ogle
bak
or else
bak
behold
bak
{k} Till when
bak
(abbr. for bakınız) see; cf. (compare)
bak
{ü} lo
bak
{k} women's lib
bak
{k} Until when? till when
bak
{k} no way
bak
vide

Let me have a look at your video camera. - Video kamerana bir bakayım.

bakma
superintendence
bakma
tendance
bakma
{i} survey
bakma
feeding
bakma
look see
bakma
reference

I want to look at the reference books. - Referans kitaplarına bakmak istiyorum.

bakma
looksee
bet bet bakmak
to stare balefully
boşluğa dalıp bakmak
stare into vacancy
bön bön bakmak
gawk
bön bön bakmak
gawp
dik dik bakmak
stare at

It's not polite to stare at people. - İnsanlara dik dik bakmak kibarlık değildir.

It's rude to stare at people. - İnsanlara dik dik bakmak kabadır.

dik dik bakmak
fix
dik dik bakmak
gaze at
dikkatle bakmak
observe
doya doya bakmak
feast one's eyes on
emzirmeden bebek bakmak
dry nurse
eve bakmak
1. to take care of the family, care for a household. 2. to look after a house, watch over a house. 3. to keep house
fal bakmak
to tell fortunes
fala bakmak
tell fortunes
geleceğe bakmak
look ahead
göz ucuyla bakmak
look askance on
göz ucuyla bakmak
look at smb. askance
göz ucuyla bakmak
take a slant at
gözünü dikip bakmak
to gaze (at)
gözüyle bakmak
look upon
güneye bakmak
have a southern aspect
hasta bakmak
care patient
hastaya bakmak
1. to nurse a patient. 2. to examine a patient. 3. to treat a patient
iyimser bakmak
look optimistic
işe bakmak
to get to work on something; to be at work on something
kapıya bakmak
to answer the door
karşıdan bakmak
to look on idly
kazı gibi bakmak
to gaze stupidly. Agop'un
kendi çıkarına bakmak
look out for number one
maziye bakmak
dip deep into the past
müşteriye bakmak
service
nabzına bakmak
to take sb's pulse
nabızına bakmak/ını tutmak
to take (someone's) pulse
pis pis bakmak
to look at (someone) in an irritating (exasperating, aggravating) way
sert sert bakmak
glare at
ters bakmak
to look sourly or hostilely at (someone)
uzaktan bakmak
to remain an observer of, survey (something) from the sidelines
yan bakmak
1. to look askance at, look at (someone, something) hostilely or venomously
yan bakmak
to look askance, to squint
yukarıdan bakmak
to look down on
çaresine bakmak
find a way
çıldır çıldır bakmak
to look at (someone, something) with sparkling eyes
öfkeli bakmak
glower
öküz gibi bakmak
to stare stupidly
öküz gibi bakmak
to gawk (at sb/sth), to gawp
önüne bakmak
to hang one's head in shame
Английский Язык - Английский Язык

Определение bakmak в Английский Язык Английский Язык словарь

BAK
Basic Aeronautical Knowledge, an initial theory course for trainee pilots
BAK
extension of a backup file (Computers)
bak
Arresting Cable Prefix (e g , BAK-9)
bak
Backup ( bak) - Older version of a batch-file, by using this files you can restore the previous version of such a file if you want that for some reason
bak
Back at KB, when you return
bak
A suffix for filenames indicating a backed-up file You can usually delete bak files, provided you make sure that you have the most recent version and will not be needing the backup at any stage
bak
Backup file
bak
Back At Keyboard
bak
a threatening predator, however, Kilrathi do not eat other predators, as they believe them to have an extremely foul taste
Турецкий язык - Турецкий язык
Beslemek, geçindirmek
Muayene etmek
Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak. İlgilenmek: "Baktılar, ettiler, ilaç, tedavi, faydası olmadı."- E. Bener
Bakışı bir şey üzerine çevirmek: "Zamanla nasıl değişiyor insan / Hangi resmime baksam ben değilim."- C. S. Tarancı
Aramak
Yüzü bir yöne doğru olmak: "Limana bakan penceresinden deniz görünürdü."- O. V. Kanık
Uğraşmak, meşgul olmak
Bir iş birinden beklenmek
Yoklamak, incelemek, denemek
Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek: "Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur."- Atasözü
İlgilenmek
Bakışı bir şey üzerine çevirmek
Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak
Yüzü bir yöne doğru olmak
Anlamak, farkına varmak
Gözetmek, korumak
Anlamak, farkına varmak: "Bazı akşamlar bakarım Halil savuşur, nereye gittiğini de kimseye söylemez."- M. Ş. Esendal
Bebeğin veya çocuğun eğitim ve bakımıyla ilgilenmek
Önem vermek, önem vererek üzerinde durmak
Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak
Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak
Renklerde benzemek, andırmak
Bebeğin veya çocuğun eğitim ve bakımıyla ilgilenmek: "Kadınlar, iş dönüşü çocuk bakıyor, yemek hazırlıyorlardı, o yorgunlukla."- N. Cumalı
Renklerde benzemek, andırmak. Önem vermek, önem vererek üzerinde durmak: "Aşka kutsal gözle bakanları üzmekten korkarım."- R. H. Karay
Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek
BÂK
(Osmanlı Dönemi) f. Korku, havf, çekinme, sakınma
bakma
Bakmak işi
Английский Язык - Турецкий язык

Определение bakmak в Английский Язык Турецкий язык словарь

Bak
Bey, Türkçede erkeklerin kullandığı sanlardan birisidir. Diğerleri efendi, ağa, efe, çelebi, ağabey, amca, dayıdır. Eski Türkçedeki biçimi beğ idi
bakmak
Избранное