The reason I could not attend the meeting was that I had a severe headache.
- Toplantıya katılamamamın nedeni şiddetli bir baş ağrımın olmasıydı.
Tom has a severe headache.
- Tom'un şiddetli bir baş ağrısı var.
Comedians base their jokes on tragic situations like violent death or serious accidents.
- Komedyenler şakalarını şiddetli ölüm ya da ciddi kazalar gibi trajik durumlara dayandırırlar.
Floods, violent wind storms, droughts, killing frosts, and the problems of air pollution have all, on occasion, influenced modern society.
- Seller, şiddetli rüzgar fırtınaları, kuraklıklar, öldürücü donlar ve hava kirliliği sorunları hepsi,ara sıra, modern toplumu etkilenmiştir.
They are bitter enemies.
- Onlar şiddetli düşmanlar.
The winters were bitterly cold.
- Kışlar şiddetli soğuktu.
Gusty winds are making travel hazardous for high profile vehicles.
- Şiddetli rüzgarlar yüksek profilli araçlar için seyahati tehlikeli yapıyorlar.
Layla's house was devoured by a ferocious fire.
- Leyla'nın evi şiddetli bir yangınla yok oldu.
The strong earthquake in Hokkaido caused extensive damage.
- Hokkaido'daki şiddetli deprem geniş çaplı hasara neden oldu.
They began with a strong attack against the enemy.
- Düşmana karşı şiddetli bir taarruza geçtiler.
Dozens of people have died in flash floods triggered by torrential rain.
- Onlarca insan şiddetli yağmurun yol açtığı ani su baskınlarında öldü.
This city will suffer from an acute water shortage unless it rains soon.
- Bu şehir, yağmur yağmazsa yakında şiddetli bir su sıkıntısı yaşayacaktır.
There was a sharp peal of thunder.
- Şiddetli bir gök gürültüsü vardı.
His observation is sharp, but he says very little.
- Onun gözlemi şiddetli fakat o çok az diyor.
If the climate is harsh and severe, the people are also harsh and severe.
- Eğer iklim sert ve şiddetli ise, insanlar da sert ve şiddetlidir.
The fire is burning furiously.
- Yangın şiddetli bir şekilde yanıyor.
The fire is burning furiously.
- Yangın şiddetli bir şekilde yanıyor.
As you know, we were late due to the heavy rain.
- Bildiğiniz gibi, şiddetli yağmurun sonucu olarak geç kaldık.
The heavy rain made them put off their departure.
- Şiddetli yağmur, onların kalkışını erteledi.
Tom is extremely violent.
- Tom son derece şiddetli.
Tom speaks with a deep southern accent.
- Tom şiddetli bir güney aksanıyla konuşur.
We've seen drastic changes since then.
- O zamandan beri şiddetli değişiklikler gördük.
It's so fucking cold!
- Hava çok şiddetli soğuk.
A fierce battle took place at Monte Cassino.
- Monte Cassino'da şiddetli bir savaş oldu.
The battle quickly became fierce and bloody.
- Savaş hızla şiddetli ve kanlı oldu.
The bite of this spider causes intense pain.
- Bu örümceğin ısırması şiddetli ağrıya sebep olur.
How can I ignore pain this intense?
- Bu kadar şiddetli ağrıyı nasıl görmezden gelebilirim?
The torrential rain did quite a bit of damage.
- Şiddetli yağmur bir hayli zarara yol açtı.
Dozens of people have died in flash floods triggered by torrential rain.
- Onlarca insan şiddetli yağmurun yol açtığı ani su baskınlarında öldü.
The soprano received thunderous applause for her performance.
- Soprano performansı için şiddetli alkış aldı.
That looks so excruciatingly boring.
- O çok şiddetli şekilde sıkıcı görünüyor.
The argument is rigorous and coherent but ultimately unconvincing.
- Tartışma şiddetli ve ahenkli ama sonuçta inandırıcı değil.
It was raining good and hard.
- Yağmur iyi ve şiddetli yağıyordu.
It began raining hard.
- Şiddetli yağmur yağmaya başladı.
He believed that blacks could win their fight for equal rights without violence.
- O, siyahların şiddet olmaksızın eşit haklar için mücadelelerini kazanabileceklerine inanıyordu.
Violence erupted all over the city because of the food shortages.
- Yiyecek yokluğundan dolayı şehrin her yerinde şiddet patlak verdi.
His running away from home is due to his father's severity.
- Onun evden kaçması babasının şiddetinden dolayıdır.
It was pouring rain all morning long.
- Sabah saatlerinde şiddetli yağmur yağıyordu.
It poured for three days.
- Üç gün şiddetli yağmur yağdı.
The roof was torn off by the gale.
- Çatı şiddetli rüzgar tarafından yırtılmıştı.
The heavy rain made them put off their departure.
- Şiddetli yağmur, onların kalkışını erteledi.
The heavy rain prevented us from going fishing.
- Şiddetli yağmur balık tutmaya gitmemizi engelledi.
We were shocked by the intensity of our mother's anger.
- Annemizin öfkesinin şiddetiyle şok olduk.
The storm raged for three days.
- Fırtına üç gün şiddetle devam etti.
The storm raged fiercely all that night.
- Fırtına bütün o gece şiddetle esmişti.
As you know, we were late due to the heavy rain.
- Bildiğiniz gibi, şiddetli yağmurun sonucu olarak geç kaldık.
The heavy rain prevented us from going fishing.
- Şiddetli yağmur balık tutmaya gitmemizi engelledi.
A baby was flung out of its mother's arms when a plane hit severe turbulence while commencing its descent prior to landing.
- Bir bebek iniş öncesinde inişe başlarken bir uçak şiddetli türbülansa çarptığında bir bebek annesinin kollarına atıldı.
Fizik te ki manası.
The argument is rigorous and coherent but ultimately unconvincing.
- Tartışma şiddetli ve ahenkli ama sonuçta inandırıcı değil.
Tom vehemently denied the accusations.
- Tom suçlamaları şiddetle reddetti.
He is vehemently opposed to political correctness.
- O şiddetle politik doğruluğa karşı oluyor.