çoktan

listen to the pronunciation of çoktan
Турецкий язык - Английский Язык
already

By that time I'll have already left. - O zamana kadar çoktan ayrılmış olacağım.

The train had already started when I got to the station. - Ben istasyona vardığımda, tren çoktan hareket etmişti.

for a long time

I've been wanting to do that for a long time. - Bunu çoktandır yapmak istiyorum.

long

I've been wanting to do that for a long time. - Bunu çoktandır yapmak istiyorum.

They lost their way; otherwise, they would have arrived long ago. - Yollarını kaybettiler, yoksa çoktan varmış olurlardı.

a long time ago
long time ago; already
long since
çok
much

I was much frightened at the sight. - Ben görünce çok korktum.

I have too much homework today. - Bugün, çok fazla ödevim var.

çok
many

There were too many people at the concert. - Konserde çok fazla kişi vardı.

You know many interesting places, don't you? - Çok enteresan yerler biliyorsun, değil mi?

çok
very

These are very old books. - Bunlar çok eski kitaplar.

I haven't a very good dictionary. - Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.

çoktan seçmeli
Multiple choice
çoktan beri
for a long time
çoktan long since, a long
time ago. çoktan beri/tandır for a long time (now)
çok
so
çok
fair

That's not very fair, is it? - Bu çok adil değil, değil mi?

Tom has a very fair complexion and burns easily in the sun. - Tom'un çok açık bir teni var ve güneşte kolayca yanar.

çok
too

It's good now; neither too heavy nor too light. - O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.

This is too difficult for me. - Bu benim için çok zordu.

çok
good

I haven't a very good dictionary. - Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.

It's good now; neither too heavy nor too light. - O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.

çok
such

You're very lucky you know! A such thing happen only once in a lifetime. - Bilirsin çok şanslısın! Böyle bir şey bir ömür boyu sadece bir kez olur.

You do such a thing once too often and get punished. - Öylesine bir şeyi bir kez çok sık yaparsın ve cezalandırılırsın.

çok
big

Tokyo is a very big city. - Tokyo çok büyük bir şehirdir.

It's very big of you to admit you're wrong. - Hatalı olduğunuzu kabul ettiğiniz için çok büyüksünüz.

çok
affluent
çok
ample
çok
a lot

I'm feeling a lot better. - Çok daha iyi hissediyorum.

What a lot of books he has! - Onun ne de çok kitabı var!

çok
abundant

Very large windows assure abundant natural daylight. - Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.

Oil is abundant in that country. - Şu ülkede petrol çoktur.

çok
plenty

As a new father, I gave my first child plenty of books. - Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.

Tom should have plenty of time. - Tom'un çok zamanı olmalı.

çok
{s} tidy

Tom's apartment is very tidy. - Tom'un dairesi çok düzenli.

I don't have much time to tidy. - Toparlanmak için çok zamanım yok.

çok
so much

What happened to make you laugh so much? - Sizi çok güldürecek ne oldu?

You must not depend so much on others. - Diğerlerine çok fazla bağımlı olmamalısın.

çok
hearty
çok
countless

Countless lives have been lost. - Pek çok hayat kayboldu.

Countless stars were twinkling in the sky. - Gökyüzünde çok sayıda yıldız parlıyordu.

çok
piping
çok
numerous

When I went into his room, he showed me the numerous trophies he had won during the twenty years he had played golf. - Onun odasına girdiğimde, golf oynadığı yirmi yıl süresince kazandığı çok sayıda kupayı bana gösterdi.

Numerous stars were visible in the sky. - Gökyüzünde çok sayıda yıldız görünüyordu.

çok
plenteous
çok
dead

Tom didn't know that Mary was already dead. - Tom Mary'nin çoktan öldüğünü bilmiyordu.

I'm not sure, but perhaps Tom is already dead. - Emin değilim ama belki de Tom çoktan öldü.

çok
lots of

I couldn't sleep well last night because there were lots of things on my mind. - Kafamda çok şeyler olduğu için dün gece iyi uyuyamadım.

The game excited lots of people. - Oyun çok sayıda insanı heyecanlandırdı.

çok
exuberant

I was very exuberant. - Ben çok hayat doluydum.

çok
{i} Lot

She likes her school a lot. - O okulunu çok seviyor.

I'm feeling a lot better. - Çok daha iyi hissediyorum.

çok
lavish

Tom lives a very lavish lifestyle. - Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.

çok
{s} precise

He said he was already more than fifty years old, fifty five, to be precise. - O çoktan elli yaşından daha fazla olduğunu, tam olarak elli beş olduğunu söyledi.

çok
abounding
çok
helluva
çok
bloody
çok
plentiful

A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low. - Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.

çok
deadly

Layla was a very deadly woman. - Leyla çok ölümcül bir kadındı.

çok
like hell
çok
heavy

The traffic is heavy here. - Trafik burada çok yoğundur.

This desk was too heavy for Patty to lift. - Bu masa Patty'nin kaldırması için çok ağırdı.

çok
awful

There are very few shops and the cinema is awful. - Burada çok az mağaza var ve sinema da korkunç.

That looks like an awful lot for two people. - Bu, iki kişi için oldukça çok şey gibi görünüyor.

çok
sorely
çok
innumerable
çok
hell of
çok
badly

You must want this very badly. - Bunu çok fazla istemelisin.

I am very much surprised to hear that he got badly injured in a motorcar accident. - Ben onun bir otomobil kazasında kötü yaralandığını duyunca çok şaşırdım.

çok
round

He works hard all the year round. - Bütün yıl çok sıkı çalışır.

Their garden is full of very beautiful flowers all the year round. - Onların bahçesi tüm yıl boyunca çok güzel çiçeklerle dolu.

çok
in earnest

It began to rain in earnest. - Çok yağmur yağmaya başladı.

çok
killing
çok
by far

This novel is by far more interesting than that one. - Bu roman ondan çok daha ilginç.

The pain you go through because of love is by far sweeter than any other pleasure. - Aşktan dolayı katlandığın acı herhangi bir zevkten çok daha tatlıdır.

çok
long

I hope the bus will come before long. - Umarım otobüs çok geçmeden gelir.

It won't be long before he returns home. - O çok geçmeden eve döner.

çok
far

Jon is far more attractive than Tom. - Jon, Tom'dan çok daha çekicidir.

To take something too far. - Bir şey alamayacak kadar çok uzak.

çok
extremely

Tom and his brothers are extremely close. - Tom ve erkek kardeşleri çok yakındır.

You seem to be extremely lazy. - Çok tembel görünüyorsun.

çok
several

Several slight shocks followed the earthquake. - Depremi çok sayıda hafif şoklar izledi.

Mary has received several prizes for her poetry. - Mary şiiri için çok sayıda ödül aldı.

çok
a world of

A good night's sleep will do you a world of good. - İyi bir gece uykusu sana çok iyi gelecek.

çok
darned
çok
infinitely

I have much studied both cats and philosophers. The wisdom of cats is infinitely superior. - Hem kedileri hem de filozofları çok inceledim. Kedilerin bilgeliği son derece üstündür.

Life would be infinitely happier if we could only be born at the age of eighty and gradually approach eighteen. - Sadece seksen yaşında doğabilseydik ve yavaş yavaş on sekiz yaşına varabilseydik, yaşamımız çok daha mutlu olurdu.

çok
uprising

The uprising was brutally suppressed. - İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.

çok
abysmal
çok
right

Tom appears to be too tired to tackle that problem right now. - Tom, şimdi o sorunu çözemeyecek kadar çok yorgun görünüyor.

Tom looks like he's too tired to help us right now. - Tom şu anda bize yardım edemeyecek kadar çok yorgun görünüyor.

çok
per-
çok
multiple

One gesture may have multiple meanings, while a single meaning can be expressed by a number of gestures. - Bir tek anlam çok sayıda jestlerle ifade edilebilirken, bir jest birden fazla anlamlara sahip olabilir.

Tom has multiple talents. - Tom'un birden çok yeteneği vardır.

çok
multi-

The city's multi-story buildings built in the 1940's are in danger of collapse. - Şehrin 1940'larda yapılmış çok katlı yapıları çökme tehlikesindeler.

The multi-talented kid speaks 5 languages and plays 6 musical instruments. - Çok yetenekli çocuk 5 dil konuşuyor ve 6 müzik aleti çalıyor.

çok
along with a lot
çok
thick on the ground
çok
extensive

The damage is too extensive. - Zarar çok geniş çaplıdır.

çok
numerously
çok
a great number of

There are a great number of schools in this city. - Bu şehirde çok sayıda okul vardır.

As a result of the war, a great number of victims remained. - Savaşın bir sonucu olarak, çok sayıda mağdur kaldı.

çok
exceedingly
çok
substantially
çok
(Argo) heaps
çok
a great many

Tom has collected a great many butterflies. - Tom pek çok kelebek topladı.

There were a great many boys and girls in the park. - Parkta çok sayıda erkek ve kız vardı.

çok
dearly

Tom loved his mother dearly. - Tom annesini çok sevdi.

çok
horrible

Their performance that year was horrible. - Bu yılki performansları çok berbattı.

You must feel horrible. - Kendini çok berbat hissediyor olmalısın.

çok
bounteous
çok
eminently
çok
tremendously

You speak tremendously fast. - Çok hızlı konuşuyorsun.

It hurts tremendously here. - Burası çok fazla acıyor.

çok
sore

I have a sore throat because of too much smoking. - Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.

If you eat too much of this food, you may get a sore throat. - Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.

çok
profoundly
çok
myriad

There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street. - Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.

çok
manifold
çok
teem
çok
high

Although the pressure of studying at the University of Cambridge is very high, many students still have time to go out and have fun. - Cambridge Üniversitesi'nde öğrenim zorluğu çok yüksek olmasına rağmen, çok sayıda öğrencinin hâlâ dışarı çıkmak ve eğlenmek için zamanı var.

It's high time you had a haircut. - Saç tıraşı olmanın zamanı çoktan geldi.

çok
whaling
çok
extreme

You seem to be extremely lazy. - Çok tembel görünüyorsun.

His ideas are too extreme for me. - Onun fikirleri benim için çok aşırı.

çok
a good deal

We learn a good deal at school. - Biz okulda çok şey öğrendik.

He looks a good deal better today. - O, bugün çok daha iyi görünüyor.

çok
a raft of
çok
hard

It's too hard for me. - Bu benim için çok zordu.

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

çok
uncommonly
çok
(Denizbilim) multy
çok
unduly
çok
most

Football is the most known sport in the world. - Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.

Windows is the most used operating system in the world. - Dünyada en çok kullanılan işletim sistemi Windows'tur.

çok
jelly

I like grape jelly best. - En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.

Tom ate too many jelly donuts. - Tom çok sayıda jöleli börek yedi.

çok
more

I like coffee much more than tea. - Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.

Jon is far more attractive than Tom. - Jon, Tom'dan çok daha çekicidir.

çok
copious
çok
madly
çok
some little
çok
immensely
çok
terribly

I'd love to help you out, but I'm terribly busy. - Sana yardım etmek isterim ama çok fazla meşgulüm.

It's terribly cold. I think I'm going to catch a cold. - Çok üşüyorum. Sanırım nezle olacağım.

çok
many more
çok
vast

There is a vast difference between being able to make oneself understood in English and mastering the English language perfectly. - Kendini İngilizce olarak ifade edebilmek ve İngiliz dilini mükemmel şekilde öğrenmek arasında çok büyük bir fark var.

Your intelligence is as vast as the distance between Bombay and Mumbai. - Senin zekan Bombay ve Mumbai arasındaki mesafe kadar çoktur.

çok
awfully

Tom can be awfully stubborn. - Tom çok inatçı olabilir.

Tom seemed awfully tired. - Tom çok yorgun görünüyordu.

çok
rich

I hear you're very rich. - Çok zengin olduğunu duyuyorum.

They say he is very rich. - Onlar onun çok zengin olduğunu söylüyorlar.

çok
full

Mary is young, but full of talent. - Mary genç ama çok yetenekli.

He knew full well that he didn't have long to live. - O yaşamak için uzun zamanı olmadığını çok iyi biliyordu.

çok
in the extreme
çok
soaking
çok
extensively
çok
stinking
çok
not half
çok
multi

The multinational corporation lowered the price of several products. - Çok uluslu ticaret şirketleri çok sayıda ürünün fiyatını düşürdü.

Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected. - Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.

çok
power

The military power of this country is very advanced. - Bu ülkenin askerî gücü çok gelişmiştir.

Tom has a lot of will power. - Tom'un çok fazla irade gücü vardır.

çok
strongly

I didn't realize you felt so strongly about this. - Bunun hakkında çok güçlü hissettiğini fark etmedim.

I feel very strongly about it. - Ben o konuda kendimi çok güçlü hissediyorum.

çok
excess

You shouldn't eat to excess. - Çok fazla yememelisin.

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

çok
ever so
çok
dreadfully
çok
positively
çok
a lot of

I plan to invite a lot of guests to the opening ceremony. - Açılış törenine çok misafir davet etmeyi planlıyorum.

I can't go out because I have a lot of homework. - Dışarıya çıkamam çünkü çok ödevim var.

çok
rattling
çok
large

The house I'm living in isn't very large. - Yaşadığım ev çok büyük değil.

This bird's large wings enable it to fly very fast. - Bu kuşun büyük kanatları onun çok hızlı uçmasını sağlar.

çok
terrifically
çok
unusually
çok
hugely

The austerity measures that many city governments have implemented are hugely unpopular. - Pek çok kent yöneticilerinin uyguladığı kemer sıkma politikası son derece sevimsizdir.

çok
highly

I think highly of him. - Onu oldukça çok düşünüyorum.

Our personnel are very highly educated. - Personelimiz oldukça çok eğitimlidir.

çok
poly

Polyglots are sexier. Talk to us. - Çok dil bilenler daha seksidir. Bizimle konuş.

It doesn't require you to be a polyglot. - Çok dil bilen biri olmanızı gerektirmiyor.

çok
numbers of
çok
no end of
çok
simply

This is why Tatoeba is multilingual. But not that kind of multilingual. Not the kind where languages are simply being paired up together, and where some pairs are left behind. - Tatoeba'nın çok dilli olmasının nedeni budur. Fakat o tür çok dilli değil. Dillerin sadece birlikte eşleştirildiği ve bazı çiftlerin geride bırakıldığı tür değil.

She always dresses very simply. - O her zaman çok sade şekilde giyinir.

çok
considerably

The cost of building the new hospital was considerably higher than first estimated. - Yeni hastane binasının maliyeti İlk tahmin edilenden çok daha yüksektir.

çok
oceans of
çok
good and
çok
only too

He will be only too glad to help you. - Sadece ,sana yardım etmekten çok hoşnut olacak.

I'm only too happy to help. - Sadece yardım etmek için çok mutluyum.

çok
roaring
çok
above

This book is far above me. - Bu kitap benim çok üzerimde.

The plane was flying far above the clouds. - Uçak, bulutların çok üzerinde uçuyordu.

çok
enormously

I've always admired you enormously. - Sana her zaman çok hayran oldum.

Tom is an enormously gifted musician. - Tom çok yetenekli bir müzisyen.

çok
any number of
çok
wildly
çok
some few
Çok
gobs of
çok
a great deal

I have a great deal to do today. - Bugün yapacak çok işim var.

I have a great deal to do. - Yapacak çok işim var.

çok
well

My mom doesn't speak English very well. - Annem İngilizce'yi çok iyi konuşamaz.

Tony can play tennis very well. - Tony, çok iyi tenis oynayabilir.

çok
to bits
çok
multitudinous
çok
the so
çok
{s} prodigal
çok
vastly
çok
fantastically
çok
acres and acres
çok
pretty

Jane is very pretty and kind. - Jane çok güzel ve nazik.

This park is pretty big; it has a lot of trees and many flowers. - Park oldukça büyüktür; Çok sayıda ağaçları ve çok sayıda çiçekleri vardır.

çok
ream
çok
galore
çok
beastly
çok
heaps of
çok
sharpset
çok
{s} umpteen
çok
poly-
çok
per

Personal computers are of great use. - Kişisel bilgisayarlar çok faydalıdırlar.

Your success depends a lot on how your manager and other people in the office perceive you. - Sizin başarınız daha çok sizin yöneticinizin ve bürodaki diğer insanların sizi nasıl algıladığına bağlıdır.

çok
{s} rank
çok
premium
çok
{s} some

Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels. - Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.

Some people identify success with having much money. - Bazı insanlar başarıyı çok para kazanma olarak tanımlarlar.

çok
sopping
çok
revoltingly
çok
saintly
çok
damned

Fuck, I cannot sleep because those damned owls are hooting so loudly. - Lanet, uyuyamıyorum çünkü o lanet baykuşlar çok yüksek sesle ötüyorlar.

çok
qualification
çok
dreadful
çok
perishing
çok
deeply

I was deeply moved by that. - Ondan çok etkilendim.

Tom deeply regretted doing what he had done. - Tom yaptıklarını yaptığına çok pişman oldu.

çok
terrific

Tom is a terrific all-around athlete. - Tom müthiş çok yetenekli bir atlettir.

çok
beast

You're a beast! You haven't even missed one question! - Sen sorularda çok iyisin! Birtek soruda başarısız olmadın!

These beasts are very friendly. - Bu canavarlar çok cana yakın.

çok
{e} over

Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels. - Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.

A lot of people want peace all over the world. - Dünyanın her yerinde çok sayıda insanlar barış istiyorlar.

çok
perishingly
çok
many, much; very; so; a lot (of), lots (of), plenty (of), a deal (of), a good deal of, a great deal (of); too, extremely, awfully, dreadfully; abundant
çok
greatly

I was greatly impressed by the speech. - Onun konuşmasından çok fazla etkilendim.

The news disturbed her greatly. - Haber onu çok rahatsız etti.

çok
rattle
çok
{s} profuse

Tom was sweating profusely after a half an hour on the treadmill. - Tom, koşu bandındaki yarım saatten sonra çok terliyordu.

çok
{i} hell

Oh, hello. It's quite hot today really! - Oh merhaba. Bugün hava gerçekten çok sıcak!

çok
thundering
çok
tireless
çok
terrible

Smoking is terrible for your health. - Sigara içmek sağlığınız için çok kötüdür.

You're so good at writing. I'm terrible. - Yazma konusunda çok iyisin. Ben kötüyüm.

çok
whopping
çok
often, long (time)
çok
be thick with
çok
heartily
çok
loads of
çok
largely

The audience was largely made up of very young children. - Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.

çok
heavily

Bill hates his father smoking heavily. - Bill babasının çokça sigara içmesinden nefret ediyor.

They could not set out because it snowed heavily. - Yola koyulamadılar çünkü çok kar yağdı.

çok
very much

Thank you very much for your present. - Hediyen için çok teşekkürler.

Thank you very, very much! - Sana çok, çok teşekkürler!

çok
precious

My children are very precious to me. - Çocuklarım benim için çok değerlidir.

We have precious little time. - Değerli çok az zamanımız var.

çok
jolly
çok
much; many, a lot of, lots of, plenty of
çok
remarkable

For a girl of her age, Mary expresses very clever, remarkable thoughts. - Onun yaşındaki bir kız için, Mary çok zeki, dikkat çekici düşünceler ifade eder.

On the outside this building is not remarkable, but if you look inside there is a courtyard with a very beautiful garden. - Bu bina dışarıdan dikkat çekici değildir ama içine bakarsanız çok güzel bahçeli bir iç avlu vardır.

çok
spanking
çok
sadly

Sadly, I'm not a very good dancer. - Ne yazık ki, ben çok iyi bir dansçı değilim.

çok
gob
çok
mighty
çok
{s} umpteenth
çok
plenty of

Tom certainly had plenty of opportunities to go to concerts while he was in Boston. - Tom Boston'da iken konserlere gitmek için kesinlikle çok fırsatı oldu.

There's no need to hurry. We have plenty of time. - Acele etmeye gerek yok. Çok zamanımız var.

çok
streak
çok
a whale of a lot
çok
spankiny
çok
molto
çok
lots

In Venice, there are always lots of tourists. - Venedik'te her zaman çok turist vardır.

We had lots of fun at the picnic. - Biz piknikte çok eğlendik.

çok
whacking
çok
a whale of
çok
umptieth
çok
bally
çok
beyond

Recently, the increasing diversity of computer use has extended far beyond the realms of the office. - Son zamanlarda, bilgisayar kullanımında artan çeşitlilik, ofis alanlarının çok ötesine uzandı.

He lives beyond his means. - O, kazandığından çok para harcıyor.

Турецкий язык - Турецкий язык
çok zaman önce, çok zamandan beri, öteden beri, uzun süreden beri, çoktandır: "İçeri girdiklerinde birinci film çoktan başlamış, hatta sonuna bile yaklaşmıştı."- H. Taner
çok
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı: "Bana matematik çok kolay geldi."- F. R. Atay
Çok
(Osmanlı Dönemi) UKAMİS
Çok
fena
Çok
deste
Çok
(Osmanlı Dönemi) UBR
Çok
geniş

New York'un caddeleri çok geniştir. - New York'un caddeleri çok geniş.

New York'un caddeleri çok geniş. - New York'un caddeleri çok geniştir.

Çok
düzine
Çok
(Osmanlı Dönemi) HUFAL
Çok
(Osmanlı Dönemi) NİHAYET
çok
Sayı, güçlük, süre vb. bakımından aşırılık bildirir: "Sanırım ki anamı daha çok severim."- M. Ş. Esendal
çok
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı
çok
Sayı, güçlük, süre vb. bakımından aşırılık bildirir
çok
molto
çok
piu
çok
(Osmanlı Dönemi) kesîr
çoktan
Избранное