çoktan

listen to the pronunciation of çoktan
Турецкий язык - Английский Язык
already

The train has already left. - Tren çoktan hareket etti.

Arriving at the station, I found the train had already left. - İstasyona vardığımda, tren çoktan gitmişti.

for a long time

I've been wanting to do that for a long time. - Bunu çoktandır yapmak istiyorum.

long time ago; already
long

I've been wanting to do that for a long time. - Bunu çoktandır yapmak istiyorum.

They lost their way; otherwise, they would have arrived long ago. - Yollarını kaybettiler, yoksa çoktan varmış olurlardı.

a long time ago
long since
çok
much

I have too much homework today. - Bugün, çok fazla ödevim var.

If you eat too much you will become fat. - Çok fazla yersen şişmanlarsın.

çok
many

The accident has caused many deaths. - Kaza çok fazla ölüme neden oldu.

There were too many people at the concert. - Konserde çok fazla kişi vardı.

çok
very

That tie suits you very well. - Bu kravat sana çok iyi uyuyor.

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

çoktan seçmeli
Multiple choice
çoktan beri
for a long time
çoktan long since, a long
time ago. çoktan beri/tandır for a long time (now)
çok
so
çok
fair

I can read Chinese fairly well, but I can't write it very well. - Ben Çince'yi oldukça iyi okuyabilirim ama çok iyi yazamam.

The teacher was very fair when she marked our exams. - Öğretmen, sınavlarımızda not verirken çok adildi.

çok
too

It was too difficult for me. - Bu benim için çok zordu.

If you eat too much you will become fat. - Çok fazla yersen şişmanlarsın.

çok
good

She's a very good teacher. - O çok iyi bir öğretmendir.

It's good now; neither too heavy nor too light. - O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.

çok
such

Seaside resorts, such as Newport, are very crowded in summer. - Newport gibi, deniz kenarındaki tatil köyleri yaz aylarında çok kalabalıktır.

Thank you very much for sending me such a nice present. - Bana böyle hoş bir hediye gönderdiğin için çok teşekkür ederim.

çok
big

Tokyo is a very big city. - Tokyo çok büyük bir şehirdir.

Japanese tourists abroad are big spenders. - Yurt dışındaki Japon turistler çok para harcarlar.

çok
affluent
çok
ample
çok
a lot

Japan consumes a lot of paper. - Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.

I'm feeling a lot better. - Çok daha iyi hissediyorum.

çok
abundant

Very large windows assure abundant natural daylight. - Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.

Oil is abundant in that country. - Şu ülkede petrol çoktur.

çok
plenty

As a new father, I gave my first child plenty of books. - Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.

Tom certainly had plenty of opportunities to go to concerts while he was in Boston. - Tom Boston'da iken konserlere gitmek için kesinlikle çok fırsatı oldu.

çok
{s} tidy

I don't have much time to tidy. - Toparlanmak için çok zamanım yok.

Tom is very tidy, isn't he? - Tom çok düzenli, değil mi?

çok
dead

Tom didn't know that Mary was already dead. - Tom Mary'nin çoktan öldüğünü bilmiyordu.

I am dead tired from walking around all day. - Bütün gün yürümekten çok yoruldum.

çok
countless

Countless lives have been lost. - Pek çok hayat kayboldu.

Countless stars were twinkling in the sky. - Gökyüzünde çok sayıda yıldız parlıyordu.

çok
helluva
çok
plenteous
çok
exuberant

I was very exuberant. - Ben çok hayat doluydum.

çok
lavish

Tom lives a very lavish lifestyle. - Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.

çok
lots of

I couldn't sleep well last night because there were lots of things on my mind. - Kafamda çok şeyler olduğu için dün gece iyi uyuyamadım.

In Venice, there are always lots of tourists. - Venedik'te her zaman çok turist vardır.

çok
abounding
çok
so much

Don't worry about money so much. - Para için o kadar çok kaygılanma.

He hurt his arm lifting so much weight. - Çok fazla ağırlık kaldırırken kolunu incitti.

çok
numerous

When I went into his room, he showed me the numerous trophies he had won during the twenty years he had played golf. - Onun odasına girdiğimde, golf oynadığı yirmi yıl süresince kazandığı çok sayıda kupayı bana gösterdi.

Numerous stars were visible in the sky. - Gökyüzünde çok sayıda yıldız görünüyordu.

çok
piping
çok
hearty
çok
{i} Lot

What a lot of books he has! - Onun ne de çok kitabı var!

Japan consumes a lot of paper. - Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.

çok
{s} precise

He said he was already more than fifty years old, fifty five, to be precise. - O çoktan elli yaşından daha fazla olduğunu, tam olarak elli beş olduğunu söyledi.

çok
deadly

Layla was a very deadly woman. - Leyla çok ölümcül bir kadındı.

çok
like hell
çok
heavy

This desk was too heavy for Patty to lift. - Bu masa Patty'nin kaldırması için çok ağırdı.

The traffic is heavy here. - Trafik burada çok yoğundur.

çok
bloody
çok
plentiful

A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low. - Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.

çok
innumerable
çok
awful

There are very few shops and the cinema is awful. - Burada çok az mağaza var ve sinema da korkunç.

Tom does seem awfully tired. - Tom çok yorgun görünüyor.

çok
sorely
çok
hell of
çok
badly

The bread is cutting badly because it's very soft. - Ekmek çok yumuşak olduğu için zor kesiliyor.

You must want this very badly. - Bunu çok fazla istemelisin.

çok
thick on the ground
çok
multi-

New York is a multi-racial city. - New York çok ırklı bir şehirdir.

The multi-talented kid speaks 5 languages and plays 6 musical instruments. - Çok yetenekli çocuk 5 dil konuşuyor ve 6 müzik aleti çalıyor.

çok
most

Windows is the most used operating system in the world. - Dünyada en çok kullanılan işletim sistemi Windows'tur.

There were many guests - most of them were our teacher's classmates and friends. - Çok sayıda misafir vardı-onlardan çoğu bizim öğretmenin sınıf arkadaşları ve arkadaşlarıydı.

çok
unduly
çok
hard

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

Praise stimulates students to work hard. - Övgü öğrencileri çok çalışmaya teşvik eder.

çok
extensive

The damage is too extensive. - Zarar çok geniş çaplıdır.

çok
a good deal

She spent a good deal of money on her vacation. - O, tatiline çok para harcadı.

We learn a good deal at school. - Biz okulda çok şey öğrendik.

çok
numerously
çok
manifold
çok
jelly

Tom ate too many jelly donuts. - Tom çok sayıda jöleli börek yedi.

I like grape jelly best. - En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.

çok
a raft of
çok
profoundly
çok
sore

If you eat too much of this food, you may get a sore throat. - Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.

I have a sore throat because of too much smoking. - Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.

çok
bounteous
çok
by far

The pain you go through because of love is by far sweeter than any other pleasure. - Aşktan dolayı katlandığın acı herhangi bir zevkten çok daha tatlıdır.

This novel is by far more interesting than that one. - Bu roman ondan çok daha fazla ilginç.

çok
a great many

A great many tourists visit Kyoto in spring. - Baharda pek çok turist Kyoto'yu ziyaret eder.

Tom has collected a great many butterflies. - Tom pek çok kelebek topladı.

çok
exceedingly
çok
a great number of

A great number of students battled for freedom of speech. - Çok sayıda öğrenci konuşma özgürlüğü için savaştı.

As a result of the war, a great number of victims remained. - Savaşın bir sonucu olarak, çok sayıda mağdur kaldı.

çok
myriad

There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street. - Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.

çok
substantially
çok
(Argo) heaps
çok
dearly

Tom loved his mother dearly. - Tom annesini çok sevdi.

çok
horrible

You must feel horrible. - Kendini çok berbat hissediyor olmalısın.

I hate Sunday! It's a horrible day! - Pazar gününden nefret ediyorum! Çok kötü bir gün!

çok
eminently
çok
tremendously

It hurts tremendously here. - Burası çok fazla ağrıyor.

You speak tremendously fast. - Çok hızlı konuşuyorsun.

çok
teem
çok
high

The kangaroo jumps very high. - Kangurular çok yüksek sıçrarlar.

It's high time you had a haircut. - Saç tıraşı olmanın zamanı çoktan geldi.

çok
whaling
çok
extreme

His ideas are too extreme for me. - Onun fikirleri benim için çok aşırı.

We rejected Tom's suggestion as too extreme. - Biz Tom'un önerisini çok aşırı olarak reddettik.

çok
uncommonly
çok
(Denizbilim) multy
çok
multiple

The test was multiple choice. - Test çoktan seçmeliydi.

One gesture may have multiple meanings, while a single meaning can be expressed by a number of gestures. - Bir tek anlam çok sayıda jestlerle ifade edilebilirken, bir jest birden fazla anlamlara sahip olabilir.

çok
round

It is very cold here all the year round. - Bütün yıl boyunca burada hava çok soğuk.

Their garden is full of very beautiful flowers all the year round. - Onların bahçesi tüm yıl boyunca çok güzel çiçeklerle dolu.

çok
in earnest

It began to rain in earnest. - Çok yağmur yağmaya başladı.

çok
killing
çok
long

I hope the bus will come before long. - Umarım otobüs çok geçmeden gelir.

Well, the night is quite long, isn't it? - Güzel, gece çok uzun, değil mi?

çok
far

To take something too far. - Bir şey alamayacak kadar çok uzak.

He went so far as to call me a liar. - O, bana bir yalan söyleyecek kadar çok ileri gitti.

çok
extremely

You seem to be extremely lazy. - Çok tembel görünüyorsun.

Tom is extremely sophisticated. - Ton son derece çok bilmiş.

çok
several

There were several stars to be seen in the sky. - Gökyüzünde görülen çok sayıda yıldızlar vardı.

Several slight shocks followed the earthquake. - Depremi çok sayıda hafif şoklar izledi.

çok
a world of

A good night's sleep will do you a world of good. - İyi bir gece uykusu sana çok iyi gelecek.

çok
darned
çok
infinitely

I have much studied both cats and philosophers. The wisdom of cats is infinitely superior. - Hem kedileri hem de filozofları çok inceledim. Kedilerin bilgeliği son derece üstündür.

Life would be infinitely happier if we could only be born at the age of eighty and gradually approach eighteen. - Sadece seksen yaşında doğabilseydik ve yavaş yavaş on sekiz yaşına varabilseydik, yaşamımız çok daha mutlu olurdu.

çok
uprising

The uprising was brutally suppressed. - İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.

çok
abysmal
çok
along with a lot
çok
right

You may be right, but we have a slightly different opinion. - Haklı olabilirsin, ama bizim çok az farklı bir görüşümüz var.

Tom doesn't feel much like talking right now. - Tom'un şu anda konuşmayı canı çok istemiyor.

çok
per-
çok
more

We eat more processed food than natural food. - Doğal gıdalardan çok işlenmiş gıdalar yiyoruz.

Jon is far more attractive than Tom. - Jon, Tom'dan çok daha çekicidir.

çok
no end of
çok
oceans of
çok
good and
çok
some few
çok
enormously

I've always admired you enormously. - Sana her zaman çok hayran oldum.

Tom is an enormously gifted musician. - Tom çok yetenekli bir müzisyen.

çok
awfully

Tom seems awfully tired. - Tom çok yorgun görünüyor.

Tom can be awfully stubborn. - Tom çok inatçı olabilir.

çok
madly
çok
soaking
çok
vast

There was nothing wrong with their ability, it was just that the expense for each unit was so vast that the cost performance was bad. - Onların yeteneğiyle ilgili yanlış bir şey yoktu, o sadece maliyet performansı kötü olan her bir ünite için giderin çok yüksek olmasıydı.

There is a vast difference between being able to make oneself understood in English and mastering the English language perfectly. - Kendini İngilizce olarak ifade edebilmek ve İngiliz dilini mükemmel şekilde öğrenmek arasında çok büyük bir fark var.

çok
power

Japan's army was very powerful. - Japonya'nın ordusu çok güçlüydü.

Some people think the government has way too much power. - Bazı insanlar hükümetin oldukça çok fazla gücünün olduğunu düşünüyor.

çok
excess

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

You shouldn't eat to excess. - Çok fazla yememelisin.

çok
strongly

I felt very strongly about it. - Bu konuda çok şiddetle hissettim.

I feel very strongly about it. - Ben o konuda kendimi çok güçlü hissediyorum.

çok
not half
çok
multi

The multinational corporation lowered the price of several products. - Çok uluslu ticaret şirketleri çok sayıda ürünün fiyatını düşürdü.

But that's not the whole picture. Tatoeba is not just an open, collaborative, multilingual dictionary of sentences. It's part of an ecosystem that we want to build. - Ama bütün resim bu değil. Tatoeba sadece açık, işbirlikçi, çok dilli cümleler sözlüğü değildir. O, yapmak istediğimiz bir ekosistemin parçasıdır.

çok
stinking
çok
ever so
çok
positively
çok
terribly

Tom didn't seem terribly interested in learning French. - Tom Fransızca öğrenmekle çok fazla ilgileniyor gibi gözükmüyor.

I was terribly confused by his question. - Sorusuna çok şaşırdım.

çok
full

The man returned from his vacation full of beans. - Adam tatilinden çok enerjik döndü.

Mary is young, but full of talent. - Mary genç ama çok yetenekli.

çok
rattling
çok
rich

I hear you're very rich. - Çok zengin olduğunu duyuyorum.

Tom said jokingly that he was not very rich. - Tom şakayla çok zengin olmadığını söyledi.

çok
any number of
çok
unusually
çok
highly

I know you think highly of Tom. - Tom'u çok düşündüğünü biliyorum.

Our personnel are very highly educated. - Personelimiz oldukça çok eğitimlidir.

çok
considerably

The cost of building the new hospital was considerably higher than first estimated. - Yeni hastane binasının maliyeti İlk tahmin edilenden çok daha yüksektir.

çok
above

This book is far above me. - Bu kitap benim çok üzerimde.

He values honor above anything else. - O, onura her şeyden daha çok değer verir.

çok
wildly
çok
some little
çok
extensively
çok
copious
çok
dreadfully
çok
a lot of

I can't go out because I have a lot of homework. - Dışarıya çıkamam çünkü çok ödevim var.

What a lot of books he has! - Onun ne de çok kitabı var!

çok
immensely
çok
many more
çok
in the extreme
çok
simply

There are very many people who read simply to prevent themselves from thinking. - Kendilerini düşünmekten engellemek için sadece okuyan pek çok insan vardır.

It's simply too hot to do anything today. - Bugün sadece bir şey yapamayacak kadar çok sıcak.

çok
poly

The Mormons have outlawed polygamy, but some adherents still practice it. - Mormonlar çok eşliliği yasa dışı ilan ettiler fakat bazı taraftarları onu hâlâ uyguluyor.

It doesn't require you to be a polyglot. - Çok dil bilen biri olmanızı gerektirmiyor.

çok
hugely

The austerity measures that many city governments have implemented are hugely unpopular. - Pek çok kent yöneticilerinin uyguladığı kemer sıkma politikası son derece sevimsizdir.

çok
terrifically
çok
large

This bird's large wings enable it to fly very fast. - Bu kuşun büyük kanatları onun çok hızlı uçmasını sağlar.

The house I'm living in isn't very large. - Yaşadığım ev çok büyük değil.

çok
only too

She was only too glad to help us. - O bize yardım etmek için sadece çok sevinçliydi.

Tom's only too happy to lend a hand where necessary. - Tom sadece gerektiği yerde yardım etmekten çok mutlu.

çok
numbers of
çok
roaring
Çok
gobs of
çok
multitudinous
çok
well

Mr Brown speaks Japanese very well. - Bay Brown Japonca'yı çok iyi konuşur.

That tie suits you very well. - Bu kravat sana çok iyi uyuyor.

çok
a great deal

I have a great deal to do today. - Bugün yapacak çok işim var.

His talk led me to believe that he knows a great deal. - Onun konuşması onun çok şey bildiğine beni inandırdı.

çok
the so
çok
to bits
çok
poly-
çok
damned

Fuck, I cannot sleep because those damned owls are hooting so loudly. - Lanet, uyuyamıyorum çünkü o lanet baykuşlar çok yüksek sesle ötüyorlar.

çok
hell

Oh, hello. It's quite hot today really! - Oh merhaba. Bugün hava gerçekten çok sıcak!

çok
plenty of

There's no need to hurry. We have plenty of time. - Acele etmeye gerek yok. Çok zamanımız var.

Tom had plenty of chances to apologize, but he didn't. - Tom'un özür dilemek için çok fırsatı vardı, ama bunu yapmadı.

çok
many, much; very; so; a lot (of), lots (of), plenty (of), a deal (of), a good deal of, a great deal (of); too, extremely, awfully, dreadfully; abundant
çok
greatly

The news disturbed her greatly. - Haber onu çok rahatsız etti.

The noise of city life annoys me greatly. - Şehir yaşamının gürültüsü beni çok sinirlendiriyor.

çok
acres and acres
çok
much; many, a lot of, lots of, plenty of
çok
deeply

I feel for you deeply. - Senin için çok üzülüyorum.

Tom was deeply disturbed by this news. - Tom bu haberden çok rahatsız oldu.

çok
precious

Time is a precious thing, so we should make the best use of it. - Zaman çok değerli bir şeydir, bu yüzden onu en iyi şekilde kullanmamız gerekir.

All socks are very precious. - Tüm çoraplar çok değerlidir.

çok
heavily

It rained heavily, and consequently the baseball game was called off. - Çok yağmur yağdı ve dolayısıyla beyzbol maçı iptal edildi.

They could not set out because it snowed heavily. - Yola koyulamadılar çünkü çok kar yağdı.

çok
largely

The audience was largely made up of very young children. - Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.

çok
loads of
çok
heartily
çok
heaps of
çok
over

Don't mourn over the loss of your loved one too long. - Sevdiğin birinin kaybına çok uzun süre ağlama.

Mrs Klein is over 80, but she's still very active. - Bayan Klein 80 yaşın üzerinde, ama hâlâ çok aktif.

çok
fantastically
çok
very much

The circus entertained us very much. - Sirk bizi çok eğlendirdi.

I like the sound of harpsichord very much. - Klavsenin sesini çok severim.

çok
jolly
çok
galore
çok
often, long (time)
çok
beast

These beasts are very friendly. - Bu canavarlar çok cana yakın.

You're a beast! You haven't even missed one question! - Sen sorularda çok iyisin! Birtek soruda başarısız olmadın!

çok
perishingly
çok
rattle
çok
{s} profuse

Tom was sweating profusely after a half an hour on the treadmill. - Tom, koşu bandındaki yarım saatten sonra çok terliyordu.

çok
thundering
çok
tireless
çok
terrible

I think something terrible has happened to Tom. - Sanırım Tom'a çok kötü bir şey oldu.

Smoking is terrible for your health. - Sigara içmek sağlığınız için çok kötüdür.

çok
whopping
çok
be thick with
çok
spanking
çok
whacking
çok
a whale of
çok
lots

Listening to music is lots of fun. - Müzik dinlemek çok eğlenceli.

The game excited lots of people. - Oyun çok sayıda insanı heyecanlandırdı.

çok
umptieth
çok
bally
çok
beyond

He lives beyond his means. - O, kazandığından çok para harcıyor.

Recently, the increasing diversity of computer use has extended far beyond the realms of the office. - Son zamanlarda, bilgisayar kullanımında artan çeşitlilik, ofis alanlarının çok ötesine uzandı.

çok
molto
çok
sadly

Sadly, I'm not a very good dancer. - Ne yazık ki, ben çok iyi bir dansçı değilim.

çok
gob
çok
mighty
çok
{s} umpteenth
çok
streak
çok
a whale of a lot
çok
spankiny
çok
remarkable

On the outside this building is not remarkable, but if you look inside there is a courtyard with a very beautiful garden. - Bu bina dışarıdan dikkat çekici değildir ama içine bakarsanız çok güzel bahçeli bir iç avlu vardır.

For a girl of her age, Mary expresses very clever, remarkable thoughts. - Onun yaşındaki bir kız için, Mary çok zeki, dikkat çekici düşünceler ifade eder.

çok
terrific

Tom is a terrific all-around athlete. - Tom müthiş çok yetenekli bir atlettir.

çok
{s} prodigal
çok
vastly
çok
pretty

Jane is very pretty and kind. - Jane çok güzel ve nazik.

The baby in the cradle is very pretty. - Beşikteki bebek çok şirindir.

çok
beastly
çok
ream
çok
sharpset
çok
perishing
çok
dreadful
çok
qualification
çok
saintly
çok
revoltingly
çok
sopping
çok
{s} umpteen
çok
{s} some

Some people identify success with having much money. - Bazı insanlar başarıyı çok para kazanma olarak tanımlarlar.

Sometimes, many problems and a lot of stress can lead you to quit your job. You must learn how to handle it quickly. - Bazen çok sayıda sorun ve stres, işi bırakmanıza yol açabilir. Çabucak onunla nasıl başa çıkacağınızı öğrenmeniz gerekir.

çok
premium
çok
{s} rank
çok
per

Your success depends a lot on how your manager and other people in the office perceive you. - Sizin başarınız daha çok sizin yöneticinizin ve bürodaki diğer insanların sizi nasıl algıladığına bağlıdır.

Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels. - Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.

Турецкий язык - Турецкий язык
çok zaman önce, çok zamandan beri, öteden beri, uzun süreden beri, çoktandır: "İçeri girdiklerinde birinci film çoktan başlamış, hatta sonuna bile yaklaşmıştı."- H. Taner
çok
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı: "Bana matematik çok kolay geldi."- F. R. Atay
Çok
(Osmanlı Dönemi) UKAMİS
Çok
fena
Çok
deste
Çok
(Osmanlı Dönemi) UBR
Çok
geniş

New York'un caddeleri çok geniştir. - New York'un caddeleri çok geniş.

New York'un caddeleri çok geniş. - New York'un caddeleri çok geniştir.

Çok
düzine
Çok
(Osmanlı Dönemi) HUFAL
Çok
(Osmanlı Dönemi) NİHAYET
çok
Sayı, güçlük, süre vb. bakımından aşırılık bildirir: "Sanırım ki anamı daha çok severim."- M. Ş. Esendal
çok
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı
çok
Sayı, güçlük, süre vb. bakımından aşırılık bildirir
çok
molto
çok
piu
çok
(Osmanlı Dönemi) kesîr