kızarmış

listen to the pronunciation of kızarmış
Türkçe - İngilizce
angry
roasted
fried

Tom bought a bucket of extra-spicy fried chicken and a container of coleslaw. - Tom bir ekstra-baharat kovası, kızarmış piliç ve bir konteyner lahana salatası ısmarladı.

I don't like fried fish. - Kızarmış balığı sevmem.

red

Tom's hands were shaking and his face was red. - Tom'un elleri titriyordu ve yüzü kızarmıştı.

Her eyes were red from crying. - Gözleri ağlamaktan kızarmıştı.

bloodshot
blotchy
grilled

Do you know how to make a grilled cheese sandwich? - Kızarmış peynirli sandvicin nasıl yapıldığını biliyor musun?

glowing
reddened
roast

Roast beef is usually accompanied by Yorkshire pudding. - Genellikle kızarmış bifteğe Yorkshire pudingi eşlik eder.

I want roast chicken. - Kızarmış tavuk istiyorum.

saute
erubescent
kızarmış patates
French fries
kızarmış ekmek
toast

Tom ate three eggs and a slice of toast. - Tom, üç yumurta ve bir dilim kızarmış ekmek yedik.

I prefer coffee and toast for breakfast. - Kahvaltıda kahve ve kızarmış ekmek tercih ederim.

kızarmış ekmek parçaları
crouton

Tom bought some croutons. - Tom biraz kızarmış ekmek parçaları aldı.

The salad is incomplete without olive oil, croutons and nuts. - Salata; zeytinyağı, kızarmış ekmek parçaları ve fındık olmadan eksiktir.

kızarmış hamur tatlısı
crumpet

He is eating a crumpet. - O bir kızarmış hamur tatlısı yiyor.

kızarmış patates
fried potatoes
kızarmış pırasa
braised leeks
kızarmış ve sulu gözler
rheumy eyes
yüzü kızarmış
florid
kızar
become red
kızar
{f} fried

Fried food does not agree with me. - Kızartılmış yiyecek bana yaramıyor.

Tom loves fried chicken. - Tom, kızarmış tavuk seviyor.

biftek kızarmış patates
steak with fried potatoes
biftek kızarmış patates ile rica ediyorum
I'll have a steak with fried potatoes
güneşte kızarmış
sunburned
güneşte kızarmış
sunburnt
kızar
fry

Tom offered Mary a French fry and she took one. - Tom Mary'ye bir Fransız kızartma sundu ve o bir tane aldı.

It was so hot in Australia yesterday that Tom managed to fry an egg on a shovel. - Dün Avustralya'da hava o kadar sıcaktı ki Tom küreğin üstünde bir yumurta kızartmayı başardı.

peynirli kızarmış ekmek
Welsh rabbit
peynirli kızarmış ekmek
Welsh rarebit
utançtan kızarmış
shamefaced
utançtan kızarmış yüz
a face suffused with blushes
yağda kızarmış
fried
yüzü kızarmış
abashed
yüzü kızarmış
ablush
Türkçe - Türkçe
kızarık
kızarmış