genişlet

listen to the pronunciation of genişlet
Türkçe - İngilizce
(Bilgisayar) enhance
(Bilgisayar) extend

They extended their territory by conquest. - Onlar fetihle bölgelerini genişletti.

She wants to extend the no-smoking area. - O, sigara içilmeyen alanı genişletmek istiyor.

(Bilgisayar) stretch

Stretch the pizza with your hands. - Pizzayı elinizle genişletin.

(Bilgisayar) scale
(Bilgisayar) extract
{f} expanded

My attic will be expanded. - Benim tavan genişletilecek.

He expanded his research. - O, araştırmasını genişletti.

widen

Television helps us widen our knowledge. - Televizyon bilgimizi genişletmemize yardımcı olur.

He widened his small circle of friends. - O, küçük arkadaş çevresini genişletti.

{f} widened

He widened his small circle of friends. - O, küçük arkadaş çevresini genişletti.

They widened the road. - Onlar yolu genişletti.

dilate
broaden

Travel broadens your mind. - Seyahat aklınızı genişletir.

Good movies broaden your horizons. - İyi filmler ufkunuzu genişletir.

expand

In this way, the students of the University have the opportunity to expand their cultural horizons. - Üniversitedeki öğrencilerin bu şekilde kültürel ufuklarını genişletme olanağı var.

He expanded his research. - O, araştırmasını genişletti.

genişle
expand

The business has expanded by 50% this year. - İş bu yıl % 50 oranında genişlemiştir.

University education is designed to expand your knowledge. - Üniversite eğitimi bilginizi genişletmek için tasarlanmıştır.

genişle
{f} expanding

The workers are expanding the road. - İşçiler yolu genişletiyor.

genişle
become wide
genişle
{f} broadening
seviye genişlet
(Bilgisayar) expand an outline
genişlet