güzellestirmek

listen to the pronunciation of güzellestirmek
Türkçe - İngilizce

güzellestirmek teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

güzelleştirmek
beautify

Hundreds of years ago, married Japanese women would blacken their teeth to beautify themselves. - Yüzyıllar önce evli Japon kadınlar kendilerini güzelleştirmek için dişlerini karartırlardı.

güzelleştirmek
embellish
güzelleştirmek
adorn
güzelleştirmek
to beautify, to embellish, to smarten
güzelleştirmek
gild
güzelleştirmek
do up
güzelleştirmek
prettify
güzelleştirmek
pretty up
güzelleştirmek
to beautify, make (something) beautiful
güzelleştirmek
perk up
güzelleştirmek
face-lift
güzelleştirmek
glorify
güzelleştirmek
enhance
güzelleştirmek
relieve
güzelleştirmek
face lift
güzelleştirmek
trig
güzel
{s} good

It smelled really good. - Gerçekten güzel koktu.

I am surprised that she refused such a good offer. - Onun böyle güzel bir teklifi reddetmesine şaşırdım.

güzel
{s} lovely

Whenever we have such lovely rain, I recall the two of us, several years ago. - Her nezaman böyle güzel bir yağmurumuz olsa, ben yıllar öncesini, ikimizi hatırlıyorum.

We had a lovely meal. - Biz güzel bir yemek yedik.

güzel
pleasant

It was hard for me to act pleasantly to others. - Başkalarına güzel bir şekilde davranmak benim için çok zordu.

It is very pleasant to cross the ocean by ship. - Gemi ile okyanusu geçmek çok güzel.

güzel
{s} beautiful

What a beautiful rainbow! - Ne güzel bir gökkuşağı!

Nagasaki, where I was born, is a beautiful port city. - Doğduğum yer olan Nagasaki, güzel bir liman kentidir.

güzel
pretty

I found at my elbow a pretty girl. - Yanı başımda güzel bir kız buldum.

She sang pretty well. - O oldukça güzel söyledi.

güzel
nice

The style is nice, but do you have it in a different color? - Tarz güzel, ama farklı bir renginiz var mı?

I hope it will be nice. - Havanın güzel olacağını umuyorum.

güzel
{s} fine

His speech contained many fine phrases. - Konuşması birçok güzel cümle içeriyordu.

She is studying fine art at school. - Okulda güzel sanatlar okuyor.

güzel
smart

Mary is smarter than Jane who is prettier than Susan. - Mary Susan'dan daha güzel olan Jane'den daha akıllı.

She's smarter than Mary, but not as beautiful. - O, Mary'den daha akıllı fakat onun kadar güzel değil.

güzel
beauty

Words cannot express the beauty of the scene. - Kelimeler manzaranın güzelliğini ifade edemez.

That car is a real beauty. - O araba gerçek bir güzelliktir.

güzel
prettily
güzel
handsome

He had handsome dark eyes with long lashes. - Onun uzun kirpikli güzel koyu gözleri vardı.

The handsome prince fell in love with a very beautiful princess. - Yakışıklı prens çok güzel bir prensese aşık oldu.

güzel
beautiful, good-looking, elegant; pretty, nice, lovely; good, fine; (hava) fine, pleasant, favourable; shapely; enjoyable; beautifully; well; nicely; beauty; beauty queen; Fine! Good! Well!
güzel
beautifully

She can sing and dance beautifully. - O güzel şekilde şarkı söyleyebilir ve dans edebilir.

The actress was dressed beautifully. - Aktris güzel giyinmişti.

güzel
likely

It is likely to be fine tomorrow. - Yarın hava muhtemelen güzel olacak.

güzel
{s} well

Well, the night is quite long, isn't it? - Güzel, gece çok uzun, değil mi?

Why sentences? …you may ask. Well, because sentences are more interesting. - Neden cümleler? ... diye sorabilirsiniz. Güzel, çünkü cümleler daha ilgi çekicidir.

güzel
{s} nifty
güzel
comely
güzel
the beautiful

I advised the shy young man to declare his love for the beautiful girl. - Ben, utangaç genç adama güzel kıza aşkını ilan etmesini tavsiye ettim.

The beautiful French language is lost. - Güzel Fransızca lisanı kayboldu.

güzel
delight
güzel
nicely

Tom was nicely dressed. - Tom güzel giyinmişti.

The fire's blazing nicely now. - Ateş artık güzelce yanıyor.

güzel
dilly
güzel
{s} beauteous
güzel
spiffy
güzel
(Argo) bad

Time is a good physician, but a bad cosmetician. - Zaman iyi bir hekim ama kötü bir güzellik uzmanıdır.

One of the nice things about being bald is that you never have a bad hair day. - Kel olmakla ilgili güzel şeylerden biri, asla kötü bir saçlı bir gününün olmamasıdır.

güzel
enjoyable
güzel
wellfavored
güzel
favourable
güzel
sightly
güzel
{s} well favoured
güzelleştirme
embellishment
güzel
cherub
güzel
delightful
güzel
enviable
güzel
grateful
güzel
rosy

She has beautiful rosy cheeks. - Onun güzel al yanakları var.

güzel
elegant

Fifth Avenue is an elegant street. - Beşinci sokak güzel bir sokaktır.

The Avenue of the Champs Elysées is very beautiful and very elegant. - Şanzelize Caddesi çok güzel ve çok şıktır.

güzel
dreamy
güzel
winsome
güzel
gaiiant
güzel
sharp

The most beautiful flowers have the sharpest thorns. - En güzel çiçeklerin en keskin dikenleri vardır.

güzel
self sufficiency
güzel
well-favored
güzel
agreeable
güzel
well-favoured
güzel
delicate
güzel
charming

Jane is fat and rude, and smokes too much. However, Ken thinks she's lovely and charming. That's why they say love is blind. - Jane şişman ve kaba ve çok sigara içiyor. Fakat, Ken onun güzel ve çekici olduğunu düşünüyor. Aşkın gözü kördür demelerinin nedeni bu.

güzel
(Argo) def

Mary was definitely the prettiest girl at the party. - Mary kesinlikle partide en güzel kızdı.

You're definitely prettier than Mary. - Kesinlikle Mary'den daha güzelsin.

güzel
good-looker
güzel
sheene
güzel
delicious
güzel
good-looking

He wants to meet that good-looking girl. - Güzel bir kızla tanışmak istiyor.

That girl is good-looking. - O kız güzel görünümlü.

güzel
treacly
güzel
(Konuşma Dili) bully for you
güzelleştirme
embellishing
güzel
graceful

Ice skating can be graceful and beautiful. - Buz pateni zarif ve güzel olabilir.

She is beautiful, and what is more, very graceful. - O güzel ve ayrıca çok zarif.

güzel
shapely
güzel
personable
güzel
attractive

Mary isn't as beautiful as her sister, but she's still quite attractive. - Mary kız kardeşi kadar güzel değil fakat hâlâ oldukça çekici.

She is very pretty, I mean, she is attractive and beautiful. - O çok sevimlidir, yani, çekici ve güzeldir.

güzel
grand

My grandfather goes for a walk on fine days. - Dedem güzel günlerde yürüyüşe gider.

I have bought an adorable doll for my granddaughter. - Torunum için çok güzel bir bebek satın aldım.

güzel
fair

Will it be fair in Tokyo tomorrow? - Yarın Tokyo'da hava güzel olacak mı?

She was the fairest in the whole land. - O bütün ülkenin en güzeliydi.

güzel
stunning

That dress looks stunning on you. - Şu elbise üstünde çok güzel görünür.

Alice has stunning legs. - Alice çok güzel bacaklara sahip.

güzel
princely
güzel
gallant
güzel
bracing
güzel
glorious
güzelleştirme
beautification
güzel
bully
güzel
nice looking
güzel
prettier

You're prettier than her. - Sen ondan daha güzelsin.

She is getting prettier and prettier. - Gittikçe güzelleşiyor.

güzel
beautifull
güzel
dilly peach
güzel
plummy
güzel
beauty queen
güzel
swell
güzel
favorable

Attendance should be good provided the weather is favorable. - Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.

güzel
{s} pulchritudinous
güzel
{s} well favored
güzel
{s} ducky
güzel
good looking

What did you think of Tom? He's got a nice voice. Just a nice voice? Well, his face is nothing special, right? Really! I think he's pretty good looking. - Tom hakkında ne düşünüyorsun? Onun güzel bir sesi var. Sadece güzel bir ses mi? Pekala, onun yüzü özel bir şey değil, değil mi? Gerçekten mi! Sanırım o oldukça yakışıklı.

This woman is very good looking. - Bu kadın çok güzel görünüyor.

güzel
{i} belle

Mary looked like Belle from the Beauty and the Beast. - Mary Güzel ve Çirkin'den Belle'ye benziyordu.

güzel
sweet

This flower smells sweet. - Bu çiçek güzel kokuyor.

The cheesecake tasted too sweet. - Peynirli kekin tadı çok güzeldi.

güzel
bonny
güzel
beautifully, well
güzel
junoesque
güzel
{s} sapid
güzel
{s} appealing

It is possible to launder language to make it more appealing and uplifting. - Onu daha güzel ve çekici yapmak için dili aklamak mümkündür.

güzel
goodlooking
güzel
{s} goodly
güzel
{s} goluptious
güzel
good, excellent, fine
güzel
beautiful, pretty
güzel
copesetic
güzelleştirme
adornment
güzelleştirme
embellish
güzellestirmek