I think there's a mistake in my bill.
- Faturamda bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum.
Please forgive me for opening your letter by mistake.
- Yanlışlıkla mektubunu açtığım için lütfen beni affet.
I wrote the wrong address on the envelope.
- Zarfın üstüne yanlış adres yazdım.
Correct me if I am wrong.
- Eğer yanlış yaparsam beni düzelt
There are errors in this phone bill.
- Bu telefon faturasında yanlışlıklar var.
I thank you sincerely for having shown me the errors.
- Bana yanlışlarımı gösterdiğin için sana içtenlikle teşekkür ederim.
He answered incorrectly.
- O yanlış cevap verdi.
Cross out the incorrect words.
- Yanlış kelimeleri çiziniz.
It seems that the news was false.
- Haber yanlışmış gibi görünüyor.
Do you think her story is false?
- Onun hikayesinin yanlış olduğunu düşünüyor musunuz?
To make mistakes is not always wrong.
- Hatalar yapmak her zaman yanlış değildir.
If you see a mistake, then please correct it.
- Eğer bir yanlış görürsen sonra lütfen düzelt.
The data is often inaccurate.
- Bilgi çoğunlukla yanlıştır.
His data is often inaccurate.
- Onun verileri genellikle yanlıştır.
Nothing could be more misguided.
- Hiçbir şey daha yanlış yönlendirilmiş olamazdı.
Something amiss was going on.
- Yanlış bir şeyler oluyordu.
Something seemed amiss.
- Bir şey yanlış görünüyordu.
Some bugs were fixed.
- Bazı yanlışlar düzeltildi.
Two wrongs don't make a right.
- İki yanlış bir doğru etmez.
Two wrongs do make a right.
- İki yanlış bir doğru eder.
It's my fault. You haven't done anything wrong.
- O benim hatam. Yanlış bir şey yapmadın.
The most perfidious way of harming a cause consists of defending it deliberately with faulty arguments.
- Bir sebebe zarar vermenin en haince yolu kasten yanlış görüşleri savunmaktan oluşur.
I think I mistakenly sent that email to Tom.
- Sanırım o email'i yanlışlıkla Tom'a gönderdim.
Your policy is mistaken.
- Senin politikan yanlış.
Having been wrongly addressed, the letter never reached him.
- Adresi yanlış belirtilen mektup, ona hiçbir zaman ulaşmadı.
This letter is wrongly addressed.
- Bu mektuba yanlış adres yazılmış.
Tom thinks that doing that is a bad idea.
- Tom bunu yapmanın yanlış bir fikir olduğunu düşünüyor.
Tom speaks French so badly that he is often misunderstood.
- Tom Fransızcayı o kadar kötü konuşuyor ki çoğunlukla yanlış anlaşılıyor.