Onun yolculuk için bol miktarda parası vardı.
- He had plenty of money for his trip.
Masada bol miktarda taze yumurta var.
- There are plenty of fresh eggs on the table.
Pek çok insana danıştık.
- We consulted plenty of people.
Aynı hatayı iki kez yapma. Pek çok başka seçenek var.
- Don't make the same mistake twice. There are plenty of other options.
Askerlerin bol miktarda silahları vardı.
- The troops had plenty of arms.
Köyde bol miktarda kirpi olacağına söz verdin!
- You promised that there would be plenty of hedgehogs in the village!
Tom'un hayli seçeneği var.
- Tom has plenty of options.
Tom zaten hayli tehlikede.
- Tom is in plenty of danger already.
Tom'un çok zamanı olmalı.
- Tom should have plenty of time.
Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.
- As a new father, I gave my first child plenty of books.
Benim bolca fikirlerim var.
- I have plenty of ideas.
Tom'un bolca şansı vardı.
- Tom had plenty of chances.
... but there actually was plenty of will, ...
... plenty of time to respond. We are quite aware of the clock for both of you. But I want to ...